Karaburun'da Jineoloji atölyesi başladı

17:55

JINHA


İZMİR  - 9’uncu Karaburun Bilim Kongresi çeşitli etkinliklerle devam ediyor. Kongrede, Diyarbakır Kadın Akademisi tarafından “Jineoloji” çalışma atölyesi yapıldı. 3 gün sürecek atölyenin ilk gününde jineoloji kavramı üzerine konuşuldu.


Kongrede çeşitli oturumlarla sanat tartışmaları da yürütülüyor.


İzmir'de düzenlenen 9’uncu Karaburun Bilim Kongresi kapsamında Diyarbakır Kadın Akademisi tarafından “Jineoloji” atölyesi düzenlendi. 3 gün sürecek atölyenin ilk gününde akademi üyesi kadınlar sunumlar düzenledi. İlk olarak  Figen Aras, Jineolojinin kuruluşunu anlattı.  Jineolojinin 5 temele dayandığını, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kadına bakışının etkili olduğunu belirten Figen,“Jineoloji kavramı 2008de ortaya atıldı. Öcalanın Özgürlük sosyolojisi kitabında. Bu kadar çok loji varken yaşamın yarısını oluşturan ve yaşamın anlamının üreticisi olan kadınların bilimi neden yok. Kadınların varlığını yok saymaya yönelik bir girişim bu, tesadüf değil. Bilimsel açıdan feminizm yerine jineoloji diyor. Kadınların kendi kurtuluşunu kendsinin tartışması. Bu bir tavsiye idi. Çok ciddi değerlendirmeler yaptık bu konuda. Evet, bir bilim var ve eril, devletin elinde, tekçi, merkeziyetçi ve sistemi her yerinden etkileyebilecek kadar yerleşik” dedi.  Ardından Sevinç Süer ise, bilimlerin tarihsel kökenine değinerek, eril bir bakışa sahip olduğunu söyledi. 


Biyolog Necla Köroğlu ise, “Jineoloji birden bire ortay çıkmış bir kavram değil. Uzun süreli tartışmalardan sonra ortaya çıkmış bir çalışma. İçine girince kendinizle ilgili de keşiflerde bulunuyorsunuz. Jineolojide kadın olarak kendimi hissettim, kadın, insan ve canlı olarak alternatif bir ses olarak görüyorum. Cinsiyetçilik ciddi bir sorun ve belki milliiyetçiliğin de ötesinde düşünülmesi gerekir. Ben daha çok biyoloji açısından bakmak istiyorum. Biyologlar daha mekanik düşünür. XX iseniz kadınsınız, XY ise erkeksiniz. Bunların dışında ise anlamsız tanımsızsınız” dedi.


Sunumların ardından jineoloji üzerine tartışmalar yapıldı.


Atölye yarın tartışmalarla devam edecek.


'Sanatın direnişi, direnişin sanatı'


Öte yandan çeşitli etkinliklere devam eden kongrede, sanatla ilgili oturum da düzenlendi. Dilek Tunalı’nın yaptığı “Sanatın direnişi, direnişin sanatı” başlığıyla düzenlenen oturumda Özge Altay’ın “Toplumsal olaylarla şekillenen yeni sanat biçimleri”,  Ramazan Aksoy’un “Tragedya, trajik olan ve Marx’ın hayaleti”, Sacit Hadi Akdede’nin “Sanatın politik ekonomisi”, Vecihe Özge Zeren’in “Teatral bir devrim provası olarak gerilla tiyatrosu”, Kubilay Mutlu’nun “Gezi süreci kültürel mücadelepratikleri ve sosyo kültürel bir inşa olarak sokak: ‘Almaya geldik dostlar’ ve ‘Umudun adı Berkin Elvan’ şarkıları örnek olayı” sunumları gerçekleşti. Oturumda sanatın dönüştürülücülüğüne vurgu yapılırken kısa vadede karşılığını bulamasa da uzun vadede etkileyici ve dönüştürücü onduğunu ifade edildi.


Özge Altay, sanatın toplumsal eylemlerde ortaya yeniden yaratıcı, estetik bir şekilde doğduğunu sanatın yeniden sokaklarla buluştuğunu ifade etti. Sanatın yaşamla daha iç içe olduğunu ve yaşam kadar gerçek olduğunun kanıtlandığına vurgu yapan Özge,  “Sanat ve sanatçı sıkıştığı ortamdan çıkarak toplumla daha etkili bir noktaya gelmiştir” dedi.


Sacit Hadi Akdede yaptığı sunumda sanatı emek değer teorisi üzerinden değil Marx’ın sınıf çelişkisi üzerinden değerlendirilmesinin daha doğru olabileceğini ifade etti. Sacit, “Sanatı klasik bir üretim üzerinden tarif edemeyiz. O zaman sanat yok olur. Kültür sanatta verimlilik artışı olmaz. Sanatta ilişkiler dikey değildir yataydır” dedi. Sanatların politik bir sıralamasının yapılabileceğinden söz eden Sacit, “Söze ve yazıya değinen sanatlar daha politiktir, söze ve yazıya değinmeyen sanatlar daha apolitiktir. Opera ve bale gibi mesaj verilemeyen sanatlara destek veriliyor. Opera ve baleye rahat gidilemediği için sistem bu sayede seni bir kalıba sokmuş oluyor. Türkiye’de dindar burjuvazi kendileri için politik sanatı desteklerden laik burjuvazi ise apolitik sanatı destekliyor” dedi.


(ht/gc)