'Çocuklar bir mekanizma içinde katlediliyor'

10:55

JINHA


İZMİR - Karaburun Bilim Kogresi'nde “İktidar ve Çocuk” ve “Dünya’da ve Türkiye’de Sınıf, Sermaye ve Emek” isimli paneller düzenlendi.  “İktidar ve Çocuk” panelinde konuşan Ezgi Koman, çocukların bir mekanizme içinde katledildiğini belirterek, “Devlet ceza evlerinde cinsel ve fiziksel olarak uyguladığı şiddete dışarıda maddi şiddet olarak devam ediyor” dedi.


Karaburun Bilim Kongresi paneller ve oturumlarla devam etti. Oturum başkanlığını Meryem Kurtulmuş’un yaptığı “İktidar ve Çocuk” panelinde Hüseyin Ünal, Emrah Kırımsoy, Ezgi Koman, Ersin Koman ve Serdar Türkmen sunumlar gerçekleştirdi. “İktidarın çocuk terminolojisi-Ahmet Yıldız ve Berkin Elvan” sunumuyla Hüseyin Ünal çocukların işe katılımını, sermaye ve çocuk ilişkisi üzerinden konuşurken, çocukların sadece üretimde değil doğrudan ya da dolaylı şekilde tüketici durumuna geldiklerini ifade etti. Hüseyin, çocuk ölümlerinin azaltılması için yapılan çalışmaların iş gücünün azalmasını etkilediğinden kaynaklı yapıldığına dikkat çekti. Siyasi iktidarın çocuk üzerindeki etkilerinin aile, eğitim politikaları ve piyasa üzerinden sistemi kurma ve işleme yöntemi üzerinden gerçekleştiğini belirten Hüseyin, “Çocuklar üzerindeki şiddet ve iktidar arasındaki ilişkisi aileler tarafından sorgulanmayan bir duruma geliyor. 2013 yılında önlenilebilir nedenlerden dolayı 633 çocuk yaşamını yitirmişken, sadece Ağustos ayında 10 çocuk çalıştığı yerde iş cinayetinden dolayı yaşamını yitirmiştir” diyerek sorunların ortaklaştırılarak politika üretilmesi gerektiğini söyledi.


 'Sistematik şekilde işkence uygulandı'


“Çocuğa yönelik şiddet” sunumu yapan Ezgi Koman ise devlet ve çocuk ilişkisinin devletin tanıdığı haklar çerçevesinde tartışıldığını ifade etti. Devletin bazen polis bazen aile olarak çocuğun karşısına çıktığını belirten Ezgi, alınan önlemlere ya da yapılan çalışmalara rağmen çocuklara yönelik şiddetin bitirilemediğini söyleyerek ceza evlerinde yaşanan çocuk şiddetini hatırlattı. 2009’da Pozantı’da çocuklara sistematik şekilde uygulanan şiddetten söz eden Ezgi, “Devlet ceza evlerinde cinsel ve fiziksel olarak uyguladığı şiddete dışarıda maddi şiddet olarak devam ediyor” dedi.  Ezgi, çocukların bir mekanizma içerisinde katledildiğine dikkat çekti.


“Çocuk katılımı: katılabilmek ya da katılamamak, katmak ya da katmamak mı?” adlı sunum yapan Emrah Kırımsoy da ilk defa çocuk katılımının insan hakları bildirgesine geçildiğini ve Türkiye’nin bildirgeyi imzaladığını hatırlattı. Emrah, çocuklarla ilgili birebir çalışmaların yapılmasıyla katılımın sağlanılabileceğini dile getirdi


 'Dünya’da ve Türkiye’de Sınıf Sermaye ve Emek'


Kongrede oturum başkanlığını Yüksel Akkaya’nın yaptığı de düzenlendi. Panelde, Gencer Çakır, Fulya Alikoç ve Ozan Kaplanoğlu sunumlar gerçekleştirdi. Gencer Çakır, “Sınıf mücadelelerinin AKP dönemi” başlığıyla yaptığı sunumda, burjuvazinin kendi iç tartışmalarını ve AKP dönemini analiz etti. “Türkiye’de hakim sınıf, sınıf mücadelesinin gerilediği dönemde kendi iç sorunlarını çözemediğinde birbirleri arasında yoğun bir kavgaya girebiliyor hatta militarist yöntemlere dahi başvurabiliyor (27 Mayıs ve 28 Şubat)” diyen Gencer, sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde ise bu durumun tersine döndüğünü, bugün de sınıf hareketinin geriliğine dayanarak TÜSİAD çevresi ve laik sermayeye karşı cepheden savaş ilan edildiğini belirtti. Recep Tayyip Erdoğan ve Necmettin Erbakan’ın ideolojik köklerinin aynı olduğunu belirten Gencer aralarındaki farkı ise şöyle anlattı: “Erbakan’ın doğucu ve kalkınmacı stratejisine karşı Erdoğan küresel güçleri gözeten, siyaseti büyüyen ve artık dışarıya da açılan İslami sermayenin ihtiyaçları ile daha uyumlu bir politika yürüttü. Bu durumu güçlendiren şeyin ise AKP’nin alternatifsizliği ve kendi dışındaki muhalefetin parçalı halinin etkisi olduğunu belirten Gencer, “Faşizm eğer Kapitaliz'min ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığında sarılacağı bir silahtır. Böyle bir tehditle karşılaşmadan Faşizm’e evirilmesi mümkün değildir. AKP’nin otoriterleşmesinin nedeni Faşizm'de değil Türkiye’deki otoriter devlet geleneğinde aramak daha doğru olacaktır” dedi.


'İşçiler birbirlerini camlardan görüyor' 


“Anadolu Kaplanlarının yükseliş döneminde emek sürecindekideğişimlerbağlamında işçi sınıfını yeniden düşünmek” adlı sunum yapan Fulya Alikoç da, emek gücünün ucuz olduğu yerlerde  AnadoluKaplanları ile karşılaşıldığını söyleyerek sunumuna başladı. Fulya, Antep’te yaptığı saha çalışmasını aktararak devam ettiği sunumda Antep’te 19. yüzyıl çalışma koşullarının olduğunu aktardı. Antep Organize Sanayi Bölgesinin çoğunlukla tekstil işçilerinden oluştuğunu belirten Fulya, “Anadolu Kaplanlarının enerji sektörüne geçişlerinin buradaki emek sömürüsünün ciddi payı var” dedi. 1996 Ünaldı direnişinden bu yana dokumada ciddi bir direnişin olmadığını belirten söyleyen Fulya, bunun sebebini 1990’lı yıllar ile 2000’li yıllar arasında manifaktür üretimden fabrika üretimlerine hızlıca geçilmesi ve oradaki işçilerin dini duygularının sömürülmesi olarak değerlendirdi. Ünaldı ve bugünkü OSB’yi karşılaştıran Fulya, “Emek süreçlerinin değişmesi ile 90’lı yıllarda güvensizlik işçi sınıfları ya da dikey yollarla olurken bugün daha bireysel” dedi. 90’lı yıllarda emek sürecinin esnek olduğunu ve emek sürecinin daha çok işçiye bağlı olduğunu belirten Fulya, bugün OSB’de işçilerin birbirlerini sadece servis camlarından görebildiğini söyleyerek büyük bir direnişin olmamasının sebeplerinden birinin de bu olduğunu ekledi.


Ozan Kaplanoğlu ise “Osmanlı’dan günümüze Bursa şehrinde emek ve örgütlenme” başlığıyla sunumunu gerçekleştirdi. Osmanlı’da sınıf olmadığını söyleyenleri eleştirerek başladığı sunumunda “1700lü yıllarda Bursa’da iplik fabrikası kuruluyor. Burada mevsimlik kadın işçiler çalışıyor. 14-18 yaş aralığında çeyiz paralarını toplamak için gelen bu genç kadınlar 14-16 saat çalışıyor, fabrikada yatıp kalkıyorlardı” dedi.


(ht/gc)