İzmir yangını ve kemikleşen tekçi zihniyet!
09:00
Handan Tufan / JINHA
İZMİR - 9 Eylül İzmir Yangını'nın yıldönümü yaklaşırken yaşananlar bir kez daha hatırlandı. Yangına ilişkin konuşan Talat Ulusoy, "Çok dilli, çok dinli, çeşitli kültürleri barındıran şehir yangın sonrası tek milletli bir topluma dönüştürülür" dedi.
Büyük İzmir Yangını, İzmir için unutulmayacak dramatik olaylardan biridir. 9 Eylül 1922 tarihinden hemen sonra patlak veren yangın, tam 6 gün sürmüş ve kentin 4'te 3'ünü tahrip etmiştir. 13 Eylül günü başlayan yangın, 18 Eylül gününe kadar şehrin en mamur, en canlı, en güzel mahallelerini kül ettikten sonra söner. Güzel İzmir bir "yanık şehir"dir artık. Yangına ilişkin uzun süredir araştırma yapan Talat Ulusoy, yangına ilişkin elde ettiklerini paylaştı. Yangının kasten çıkarıldığını söylen Talat, "Niye hızlanır ve yayılır? Ya kundakçılar daha geniş alanda ve daha çok yerde eyleme geçmiştir, ya da rüzgârın etkisiyle yangın hızlanmış ve yayılmıştır. 13 Eylül günü Ermeni mahallesinde görülen yangınları hızlandıracak ve yaygınlaştıracak kuvvetli bir rüzgârın varlığında herkes birleşiyor. Tartışılan nokta şu; Ermeni mahallesindeki yangınlar 'kaza' eseri miydi, kundaklama mıydı? Kundaklama tezinde de çoğunlukla birleşiyor tartışanlar. Ama, kim ya da kimler kundakladı?" sorusunu yöneltti.
'Binlerce kadın ve çocuk öldü'
Bir avuç "talancı", "gaspçı", "kundakçı" dışında bütün İzmir'lilerin bu felâketten, değişik ölçülerde zarar gördüğünü anlatan Talat, "Yüz yıldır ihracatı ithalatından fazla olan İzmir'in ekonomisi çöktü. Daha 1914'te sayıları yüzü bulan fabrikalar yandı, yanmayanlarda üretim durdu. İhracat ithalatın çok gerisine düştü. O yangında şehrin en güzel yapıları kül oldu. Her dinden ve dilden İzmirli için bunun anlamı yılların emeğinin kül olması demektir. O yapıları yapan işçilerin büyük çoğunluğu Hıristiyan'dır. 'Cana gelmesin de mala gelsin' denir böyle durumlarda. Keşke bu kadarla kalsaydı, denilebilirdi elbet. Maalesef çok cana mal oldu bu yangın. Kesin sayı yok, 65-180 bin arasında ölen insandan söz ediliyor. Ölenlerin çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlı Hıristiyanlardır. Çünkü 18-45 yaş arası Hıristiyan erkekler esir kamplarına götürülmek üzere 9 Eylül'den beri tutuklanmaktaydılar" diye belirtti.
Yangın sonrası ölüm sessizliği…
Yangından kurtulan İzmir'lilerin yaşadığı şehir artık "Güzel İzmir" olmadığına işaret eden Talat, yangın sonrası Fevzi Paşa Bulvarı'ndan Talat Paşa Bulvarı'na kadar geniş bir alanın küle döndüğünü anlattı. Yangın enkazının ve yanık kokusunun yıllarca İzmir'in üstünde kaldığını dile getiren Talat, "Her hafta Odessa'dan İskenderiye'ye, Marsilya'dan Liverpool'a ve hatta NewYork'a kalkan gemiler görünmez olur. Canlı limanı ve Kordon'u ile ünlü şehir ölüm sessizliğine bürünmüştür. Çok dilli, çok dinli, çeşitli kültürleri barındıran şehir, yangın sonrası 'İslâm Türk Milleti'ne dönüştürülür. 28 Mart 1929 tarihli Anadolu gazetesinde çıkan şu haberin 'Meğer Ermeni İmiş' başlığı ve ilk paragrafı bile, 'tekleştirme' gayretinin vardığı boyutu anlamaya yeter. 'Senelerden beri İzmir'de oturmuş olan bir Ermeni kadını kolluk kuvvetlerinin yaptığı incelemeyle meydana çıkarılmış ve dün Adliyeye verilmiştir' denilmiştir" diye aktardı.
'Toplum ters yüz olmuştur'
Talancıların evlere sığdıramayıp kapı önlerine yığdığı talan mallarının "el aleme rezil oluyoruz" diye toplanıp Hilâli Ahmer, yani Kızılay ambarlarına konulduğunu belirten Talat, bu eşyaların Aralık 1922'de başlayan haftalık müzayedelerde satıldığını ifade etti. İzmir toplumunu etkileyen bir önemli olayında Lozan Anlaşması ile yürürlüğe giren "insan değiş-tokuşu" yani "mübadele" olduğuna işaret eden Talat, "Yunanistan'dan gönderilen mübadillerin yerleştirilmesi işi, yani iskân işleri yıllarca çözülemez. Çünkü ölen, öldürülen ve mübadele ile Yunanistan'a gönderilenlerin malları kapanın ellerinde kalmıştır. Cumhuriyet İzmir'de hayatına büyük iskân yolsuzlukları ile başlar. İzmir, yangından sonra nüfusunun yarısından çoğunu yitirmiştir. Yitirdikleri kalifiye işçi ve sanatkârlar, okumuş-yazmış insanlar, ticaret ve sanayi erbabı işadamlarıdır. Mübadele ile gelenler ise az sayıda memur dışında tarım kesimindendir. Yani toplum demografik, sosyo-ekonomik ve kültürel bakımdan ters yüz olmuştur" dedi.
'Kalan yapıları da belediye yıkar!'
İzmir yangının ardından yanan yapılar arasından yanmayanlarında var olduğunu ifade eden Talat, "Örneğin Eylül 1922'de Evangeliki Skoli'nin yeni binaları olarak Ortodoks Rum gençlerini bekleyen binalar yanmaz! Bu gün Namık Kemal Lisesi'dir. Birinci Kordon'da, Cumhuriyet Meydanı'nın kuzey köşesindeki İtalyan Lisesi de yanmaz. Sonra yıkıp apartman yaparlar! Böyle yangının göbeğinde kalıp yanmayan 'dost' binalar vardır. Tam tersi de görülür. Örneğin o zamanki adıyla Osmaniye sokak olan ve Gümrük'e Karfiadika, yani Çiviciler adıyla uzanan bugünkü Fevzi Paşa Bulvarı yangının sınırıdır. Ama bu sınır Gümrük'e varmadan Güney'e baş parmak gibi giriş yapar. Kızlar Ağası Han'ın karşısında birkaç dükkân dışında bütün bir ada yanar. Halim Ağa sokakta şu an restorasyon için bekleyen Çakaloğlu Han ve yanında şimdi Pirinç Han olarak yeniden yapılmış olan Pirinciyan Han da yananlar içindedir. İzmir İktisat Kongresi'nin yapıldığı Hampartsum Han'a varınca alevler durur. O sağlam yapı da 1974'te belediye eliyle yıkılır" dedi.
(ht/mg)

