'12 Eylül kadınlara ayrı bir mücadele biçimini gösterdi'

08:32

 


Handan Tufan / JINHA


İZMİR - Türkiye'de az da olsa kazanılmış haklar ve özgürlükleri bitiren, baskı altına alan, binlerce insanı işkence tezgahlarından geçiren 12 Eylül 1980 askeri darbesi, kadınlar için ise katmerli bir sömürü düzeni getirdi. Cezaevlerinde gördükleri ağır işkencelere karşısında umutlarından vazgeçmeyen kadınlar, "Sömürüsüz ve savaşsız bir dünya özlemimiz hiç azalmadı" diyerek  kadın mücadelesini anlatan İzmir Kadın Yazarlar Derneği Başkanı Sevim Korkmaz Dinç, "Kadınlar deneyimlerinden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet rollerine karşı mücadele yöntemleri geliştirdiler. Hayatın her alanında, iktidara, militarizme, dinle yönetilmeye, yoksulluk ve şiddete isyan bayrağı yükseldi" diye konuştu.


Türkiye'de haklar ve özgürlüklerin askıya alındığı 12 Eylül darbe döneminin izleri hala silinmedi. Darbe döneminde düşünmeyen, bilmeyen, itaatkar bir insan yapısının oluşumu için her türlü baskı ve sindirme politikası uygulandı.


İktidarı devralan silahlı kuvvetler; var olan sendikalar, partiler ve dernekleri kapatmakla kalmadı; solun, demokrat ve devrimcilerin üzerinde görülmemiş baskılar kurdu, binlerce insan cezaevlerine gönderilerek, insanlık dışı uygulamalarla baskı altına alınmaya çalıştı. Diyarbakır Cezaevi'nde dünyada eşi benzeri görülmeyen en ağır işkenceler uygulandı. Kenan Evren’in 12 Eylül Gecesi elinde Kur'an’la halka hitaben yaptığı konuşmayla başlayan sürek avı, tüm acımasızlığıyla devam ederek ülkenin üzerine karabasan gibi çöktü. Yaşlı genç, kadın erkek binlerce insan kışlalara doldurulurken keyfi gözaltılar, işkenceler ve yargısız infazlar döneme damgasını vurdu. Ancak, o günden bugüne sadece bu baskı ve işkenceler değil, tüm bunlara karşı verilen destansı direnişler kendisinden söz ettirdi. Ancak 12 Eylül'den bahsedilirken, kadınların yaşadığı işkence ve sömürü daha arka planda kaldı. Cezaevlerinde tecavüze uğrayan, işkencelerden geçen, mesleklerinden men edilen kadınlar, darbe sonrası özelleştirme politikalarıyla da iki kat sömürüldü. O dönemi yaşayanların tanıklıkları da anlatılanları doğruluyor. 


'12 Eylül hukuksuzluna dayanarak kürt köylerinin boşaltıldı'


TİHV Kurucular Kurulu üyesi ve İmece-Der Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Kaya, "Bizim kuşağın çoğunluğu gibi ben de faşizmin ne demek olduğunu biliyordum. Yaşadıklarım benim için hiç de sürpriz olmadı. Ağırdı, yaralayıcıydı, zaman zaman 'öğretilen bir çaresizlik' duygusuna kapılmadım diyemem. Ancak ideolojik olarak doğru bir perspektife sahip olmak, neyi, neden kime ve neye karşı savunduğunu bilmek onarıcı oluyor ve yeniden güç kazanmasını sağlıyor insanın" diye başladı anlatmaya. Örgütsel yenilgilerin de öğretici olduğunu ifade eden Günseli, "Yasal ya da yasa dışı devrimci, siyasal partilerin dağıtılması, ağır yaralar alması, 1989'larda dünyadaki Sosyalizm pratiğinin sonlanması, Kapitalizmin alternatifinin Ssosyalizm olduğu gerçeğini nasıl yok edemiyorsa, Faşizm'in zulmü de Faşizme karşı sınıf bilinci ve mücadele azmini yok etmiyor, karşıtını da yaratabiliyor" dedi.


"Kürt halk hareketinin doğuşu ve hızla güçlenmesi de buna bir örnektir" diyen Günseli, "1990lı yıllar ağırlıklı olmak üzere 12 Eylül hukuksuzluğuna dayanarak Kürt köylerinin boşaltılması, yakılması-yıkılması, faili ortaya çıkarılmayan siyasi cinayetler, infazlar, kaçırılmalar, Kürt kimliğini-kültürünü yok etmeye dönük devlet şiddeti-zoru karşıtını da yarattı" diye belirtti.


'Mücadele kararlılığımı biledi'


"Faşizmin sıcağında bir kadın devrimci olarak, ilk olarak ideolojik anlamda, savunduğum politik hattın devlet ve Faşizme ilişkin saptamalarının doğruluğunu görmüş oldum" diyen Günseli, bunun doğalında ruhsal anlamda kişilik biçimlenmesinde hazırlıklı olmayı beraberinde getirdiğini söyledi. Sonra siyasal inançlarını sınadığını söyleyen Günseli, "Bir anne olarak en onurlu şeyin çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için mücadele olduğunu bir kez daha kavradım" dedi. Güneli, "Onların bizim yaşamak zorunda kaldıklarımızı yaşamamaları için daha fazla enerji, sağlamlaştırılmış bir politik bakış, tek başıma kalsam da olanaklar ölçüsünde çevremde mücadele örgütlemem gerektiğini, bunun mümkün olduğunu gördüm, yaşadım. Var olan mücadele örgütleri içinde yer almanın kişisel yeteneklerimi, becerilerimi ve inisiyatifimi geliştirdiğini, fark ettim. Bekleyen değil, üreten, mücadele araçlarını bulan yanımı geliştirdim. Faşizmin zulmü bugünkü beni şekillendirdi, mücadele kararlılığımı biledi" diye konuştu.


'İşte bana 12 Eylülün büyük armağanı!'


12 Eylül öncesi öğretmen olduğunu devam eden süreçte mesleğini kaybettiğini belirten Günseli, mesleğini kaybetmenin kendisini çaresiz kılmadığına dikkat çekti. İşsizlik dönemlerim olduğunu ekleyen Günseli, "Bana hiç de uymayan işlerde de çalıştım ve bu sömürü düzeninin nasıl yürüdüğünü farklı açılardan da gördüm, anladım. 1992'de kamu sektöründe çalışmamın yolu açıldığında başvuru yapmadım. İnsan hakları örgütlerinde devletin sorgu mekanlarında ve mapushanelerdeki işkenceye karşı mücadele üstendiğim görevlere devam etmeyi, devlet terörüne karşı mücadenin bir neferi olmayı, dilleri-kültürleri-kimlikleri yasaklanan, köyleri yakılan-yıkılan, göç etmek zorunda bırakılan Kürt halkının yanında olmayı bana Faşizmi sıcak yaşamam dayattı diye düşündüm hep. Faşizme karşı öfkem ve kinim mücadele enerjisine dönüştü yıllar boyu. İşte bana 12 Eylül'ün büyük armağanı!" dedi.


'Başka çıkar yol yoktur'


12 Eylül, yargı-yasama- yürütme, eğitim, sağlık, iş ve çalışma yaşamında yaşanan siyasallaşma ile AKP iktidarıyla güçlenerek sürmekte olduğuna işaret eden Günseli, "Yaşam ve mücadele öğreticidir. Bu dönemi de deneyimleyerek, emek demokrasi ve ezilenlerin güç birliğiyle karanlığı yırtarak mücadeleyi yükselterek aşacağız. Başka çıkar yol yoktur" dedi.


'Özlemimiz hiç azalmadı'


Darbe dönemi yaşayan İzmir Kadın Yazarlar Derneği Başkanı Sevim Korkmaz Dinç de 12 Eylül'ün kendisinde derin izler bıraktığını dile getirdi. Darbeden hemen sonra 16 Eylül’de tutuklanarak cezaevine giren Sevim, bu yüzden öğretmenlikten mesleğinden ayrılmak zorunda kaldığnı dile getirdi. "Bir yandan işsizlik ve açlık  günleri başladı diğer yandan çocuklarım çocuk olamadan yaşamla mücadele etmek zorunda kaldılar" diyen Sevim, "Dostlarımdan ve arkadaşlarımdan ayrılmak, çalışmak için değişik şehirlere göç etmek zorunda kalmak, insanlara güvenimi azalttı. Daha önce birlikte mücadele ettiğim örgütlerin eril yapısını sorgulamak daha radikal olmama yol açtı. Genç kuşakla aramızda bir dil farkı meydana çıktı. Sınıf mücadelesi ve devletin ne olup olmadığı üzerine konuşmalarımızla, dinazor sayılsak da, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya özlemimiz hiç azalmadı" diye konuştu.


'Kadın hiç bu kadar ayrımcılığa uğrayarak aşağılanmamıştır'


Kadınlar açısından 12 Eylül'ün katmerli bir sömürü olduğunu dile getiren Sevim, "Kadın hiç bu kadar ayrımcılığa uğrayarak aşağılanmamıştır. Kadınlar öldürülerek, intihara zorlanarak, kılık kıyafetine karışılarak köleleştirilmek istenmektedir. Cinsel obje olarak kabul edilmekte, kamusal alandan uzaklaştırlmaktadır. Adeta çocuk doğurma makinasına indirmek istenmektedir. Hiçbir sosyal ve demokratik  halkların uygulanmadığı bir ortamda çocuklar geleceğin askerleri ve köleleri olarak düşünülmektedir. Eğer çocuğa değer verilseydi böylesine pervasızca yaşamlarıyla oynanmazdı. Bugün çocuğa biçilen değer  çok uluslu şirketlerin daha çok kar elde etmeleri uğruna çıkarılan savaşlarda 'şehit' olmalarıdır. Onların değeri İslamiyet için nefer olmak, madenlerde ve inşaatlarda küçük yaşta ölmek gibi görünüyor. Daha dün inşaatta ölen işçiler için 'şehit' sözcüğünün kullanılması bunun en önemli delilidir" diye konuştu.


'Toplumsal cinsiyet rollerine karşı mücadele yöntemleri geliştirdiler'


Diğer yandan, 12 Eylül’den sonra kadınların ayrı mücadele biçimleri örgütlemeye, kendi tarihlerini araştırmaya, yaşanan dönemi deşifre etmeye başladıklarını da ekleyen Sevim, "Deneyimlerinden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet rollerine karşı mücadele yöntemleri geliştirdiler. Feminist hareket, içinde birçok feminizmi barındırarak güçlendi. Radikal, kültürel ve Marksist feministlerin kendi aralarındaki tartışmalar devam etse de hayatın her alanında, iktidara, militarizme, dinle yönetilmeye, yoksulluk ve şiddete isyan bayrağı yükseldi" dedi. İktidar kavgasıının özünde, Kemalist sermaye grupları ile İslami sermaye grupları arasında sürdüğünü de sözlerine ilave eden Sevim, "Ama işin ilginci her ikisi de ABD’ ye bağımlıydı. Onun için ataerkil, cinsiyetçi, ırkçı, faşist politikalarda pek fazla değişiklik olmadı. Yeni ideoloji, hukuk, ordu, aile gibi devleti ayakta tutan kurumları, yeni baştan inşa sürecine girdi" dedi.


(ht/gc)