Bir cezaevi portresi Hasta tutsak Behiye Akbalık
08:30
Sevcan Atak / JINHA
İZMİR - Hem toplumsal yaşam içerisindeki feodal zihniyet, hem de devlet zihniyeti karşısında bir kadın olarak mücadele veren Behiye Akbalık, 2011 yılında mücadelesi nedeniyle cezaevine konuldu. Hala tutuklu bulunan ve cezaevinde kadın mücadelesiyle birebir tanışan Behiye, bir böbreğinin çürümüş olması nedeniyle, kısa bir zaman sonra ameliyat olmazsa diğer böbreği ve hayatı riske girecek.
3 yıldır tutuklu bulunan Behiye Akbalık, Şakran Kadın Cezaevi'nde kalan bir hasta tutsak. Bir böbreği tamamen çürümüş olan Behiye'nin, cezaevi ve doktorların duyarsızlığı nedeniyle ikinci böbreği de tehlikede. 39 yaşındaki Behiye, yaşanmışlıklardan yola çıktığında zaman zaman zorlanıyor anlatırken. Ama 'Anlatılmalı'nın verdiği bilinçten olsa gerek susmuyor yine de. Susmanın yaşananların bir parçası olduğunun farkında zira ve başlıyor anlatmaya…
'Evlenirken, evcilik oynandığını sanıyordum'
"1975 yılında Amed'in Sur ilçesinde küçük bir evde doğmuşum. Ailem Kürt kimliğini taşımanın zorluklarının hep farkında olan bir aileydi. Bu nedenle siyasi konulara Kürtlüğe dair söylenenlere hep ilgilidir. PKK'den önce KUK'çu olan ailem PKK'nin gelişmesiyle beraber harekete çok büyük sempati duymaya başladı…
"Biz on iki kız kardeşiz. Her doğum sahnesi annem için büyük bir trajediydi. Her seferinde erkek çocuk olsun diye doğum yapıyordu ve olmayınca babamın anneme çok yoğun baskıları oluyordu. Bu yüzden annemin her doğumu onun için adeta bir işkenceye dönüşüyordu. Bu baskılardan dolayı annem bizi çok zor koşullarda büyüttü. Bir yere gidememenin, sığınacak kimsesi olmamasının çaresizliğini yaşıyordu. Feodal değer yargıları, erkek çocuğunun olmazsa olmazlığı yüzünden annem aile ve akrabalar içerisinde değersiz ve önemsiz görünüyordu. Biz kız kardeşler dayımın çocuklarıyla iç içe büyüdük. Bu yüzden hepimiz kardeş gibiydik. Ama ben 16 yaşına geldiğimde beni dayımın oğullarından biriyle evlendirmek istediler. Evliliğin ne olduğunun farkına varana dek dayımın oğluna abi diyordum. O yaşlarda sokakta sürekli oyunlar oynardık. Evlendiğim gün de oyunun bir parçası sanmıştım. Evcilik oyunlarımızda gelin, damat olurdu. Bana beyaz bir gelinlik giydirdiklerinde arkadaşlarımda bunu oyun sanıp eve kadar benimle gelmişlerdi. Bende oyun bittikten sonra tekrar onların yanına gideceğimi sanıyordum. Ama ne yazık ki haberim olmadan daha doğrusu anlam veremediğim yeni bir hayatın içine atılmıştım."
Yaşanamayan çocukluk ve dayatılan roller…
Behiye, bunları anlatırken bir yandan gülüyor, bir yandan hüzünle dalıp gidiyor. Yaşayamadığı çocukluğuna mı hayıflansın, zorlu bir yaşamda erkenden kendisine biçilen rollere mi hayıflansın karar veremiyor sanki ve devam ediyor:
"Eşim ve ailesi yurtseverdi. Parti çalışmalarında yer aldığı için maddi anlamda çalışamıyordu. Eşimin babası çalıştığı için ve biz de onlarla beraber yaşadığımız için ekonomik olarak çok zorlanıyorduk. Ancak onlar bu durumu sürekli bir sorun haline getirip bana yöneliyorlardı. Bana 'Sen onun çalışmasına izin vermiyorsun, sen niye çalış demiyorsun' diyorlardı. Oysaki benim bu durumda hiçbir söz hakkım yoktu adeta. Eşim ve ailesi arasında sıkışıp kalıyordum sürekli. Eşime çalışmasını söylediğimde o kızıp duruyordu, öbür türlü de ailesi bana hakaret ediyordu. Şunu anlıyordum ki ne yaşanırsa yaşansın suçlu görülen hep kadın oluyordu.
17 yaşında anne oldu
16 yaşında evlendim, 17 yaşında ilk çocuğumu doğurdum. Annem de benden birkaç ay önce on birinci kızı doğurmuştu. Benim bebeğim erkek olunca aklıma ilk gelen annem olmuştu ve 'Keşke aynı anda doğum yapsaydık da, ben oğlumu anneme verseydim ve o da artık baskı görmeseydi' diye düşünmüştüm. Bir yandan da erkek çocuğu doğurduğum için artık bana farklı yaklaşacaklarını sanıyordum. Ama aksine baskılar hiç azalmadı. Toplum içinde erkek torunları olduğu için gururlanıyorlardı ve saygınlık ediniyorlardı, ama bana döndüklerinde bir eşya gibi horlayıp küçümsüyorlardı.Oğlumun doğumundan sonra eşimin ailesiyle beraber yaşamamız daha da zorlaştı. Evden ayrıldık ve İskenderun'a taşındık. Beş yıl orada oturduk. Orada bir kız dünyaya geldi. Daha sonra Amed'e döndük tekrar, fakat ayrı evde oturduk. Eşimin maddi olarak eve bir katkısı yoktu. Bu durum bizi çok zorluyordu. Parti çalışmalarında olmasına karşı değildim, fakat geçinemez bir durumdaydık. Eve de bakması gerektiğini söylüyordum. Biz Amed'e döndükten sonra benim ailem bize bakmaya başladı. Ardından iki çocuğum daha dünyaya geldi ve 4 çocuklu bir aile olmuştuk.
'Kendimi bir eğitime tabi tuttum'
Ben de 2005 yılında Demokratik Halk Partisi (DEHAP) çalışmalarına girdim. Ben çalışmalarda yer aldığımdan dolayı hakkımda dava açıldı ve 2011 yılında tutuklandım. Eşim de 2012'de tutuklandı. Şimdi ikimiz de cezaevindeyiz. Cezaevinde kaldığım süreçte bu konular üzerinde daha fazla düşünmeye başladım. Bu anlamda çok verimli geçtiğini söyleyebilirim. Kadın varlığının anlamıyla burada tanıştım ve eşimin, içerisinde yaşadığım toplumun özeliklerini, yine devlet karakterini daha fazla görmeye başladım. Özelikle erkek egemen anlayışını zihniyetin sürekli olduğunu ve bu yüzden de sürekli mücadele halinde olması gerektiğini anlamaya başladım. Kendimi bir eğitime tabi tuttum. Dışarıya çok daha hazır hale getirmeye çalışıyordum kendimi. Yer yer karşılaşacağım zorluklar karşısında kaygılarım olsa da, kendime inancım ve güvenim gelişiyordu. Ve nerede, ne zaman olursa olsun kadınlar geç kalmış sayılmazlar. Hangi yaşta olursak olalım özgürlük bilincini kendimizde oluşturmaya başlayınca onun mücadelesine girişmeliyiz" dedi.
Behiye cezaevine girdikten kısa bir süre sonra oğlu ve kız kardeşi PKK saflarına katıldı. Kız kardeşi Mizgin katılımından bir yıl sonra daha 19 yaşında 2012 yılında Elazığ'da askerler tarafından kurulan pusuda yaşamını yitirdi. Behiye, cezaevinden çıktığında kardeşi Mizgin'i ve oğlu Mazlum'u görmenin umudunu yaşatıyor içinde.
Oğluna ve kardeşine kavuşma umudunu taşıyor
Bir yandan kız kardeşi ve oğlu Mazlum'un PKK saflarına katılımı ve kısa bir süre sonra Mizgin'in yaşamını yitirmesi, daha sonra bundan kısa bir süre önce tahliye olan (birlikte yakalandığı) ablası Sultan ile Mardin zindanından buraya sürgün edilip çocuklardan uzak kalışı ve hemen ardından eşinin Diyarbakır'dan Edirne'ye sürgün edilmesi… Tüm zorluklarla başa çıkmaya çalışan Behiye, bir yandan da hastalıkla mücadele etmeye çalışıyor. Bir böbreği çürümüş oluğundan acilen ameliyatla böbreğinin alınması gerektiğini her seferinde doktorlar söylese de buna rağmen aylardır oyalanıyor. Oyalamalar sürdükçe Behiye'nin diğer böbreği de riske atılıyor.
Kısa bir zaman sonra ameliyat olmazsa diğer böbreği ve hayatı riske girecek olan Behiye için, cezaevi yetkilileri ve doktorlar duyarsızlığını koruyor.
(sa/gk)

