‘Kürtlere yapılan vahşet görülmedi’

20:28

JINHA


İSTANBUL – ‘Eylem İçin Hafızayı Harekete Geçirmek’ başlıklı beş günlük atölye çalışması kapsamında gerçekleştirilen ‘Cinsiyet, Hafıza, Aktivizm’ panelinde konuşan Prof. Dr. Nükhet Sirman, 1990’lı yılların Türkiye için Kürt çatışmasının en kötü dönemi olduğundan bahsederek, Kürtlere yapılan vahşetin görülmediğini belirtti.


“Soykırım, Savaş ve Siyasi Baskıların Cinsiyetlendirilmiş Anılarıyla Yüzleşmek” adlı panelin ikinci oturumunda  “Cinsiyet, Hafıza, Aktivizm” konusu konuşuldu. Moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yeşim Arat’ın yaptığı oturumda ilk olarak Newyork Üniversitesi  öğretim üyesi Prof. Dr. Marita Sturken, “Hafızanını, işkencenin ve ihtilafın mimarları” adlı bir sunum gerçekleştirdi. Siyasetin mimarideki yansımalarını anlatan Marita, özellikle inşa edilen yapıların erkek egemen sisteme hizmet ettiğine dikkat çekerek, “Gözaltı ve işkence alanlarının müzeye dönüştürülmesi güç bir şekilde karşımıza çıkıyor. Müzelerdeki sergilenen objeler fetişleştiriliyor. Özellikle anıt müzelerle milliyetçilik ve ulusalcılık yaygınlaştırılıyor” dedi. ABD’nin Manhattan kentindeki yapıların 11 Eylül’den sonra Dünya Ticaret Merkezi’ne dönüştürüldüğünü kaydeden Marita, “Bina bugüne kadar yapılmış en yüksek bina. 11 Eylül kültürünü taşıyan bir yapı özelliğini görürüz” diyerek, ABD’de inşa edilen yapıların hemen hemen hepsinde 11 Eylül saldırılarında yıkılan ikiz kulelerin yansımalarının görüldüğünü söyledi.


‘Kürtlere yapılan vahşete karşı dava açılmamıştır'


Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, “Şiddetin hafızası nasıl cinslendirilir?” adlı bir sunum gerçekleştirerek,  1990’lı yıllarda bölgede yaşanan katliam ve faili meçhuller hakkında bilgi verdi. Nükhet, Kürtlere karşı yapılan vahşeti Türkiye’nin büyük bir kısmı tarafından bilinmeyen olaylar olarak kaldığının altını çizerek, “Sonuç olarak bu büyük vahşete karşı hiçbir zaman dava açılmamıştır. Bizim de amacımız, kadınlar olarak cinslendirilmiş savaşa karşı tanıklık etmektir” dedi.  Bölge’de 1990’lı yıllardan sonraki olaylara tanıklık etmek ve hakikatin ortaya çıkması için tanıklıklar yaptığını ifade eden Sirman, devletle PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında yapılan müzakereye de kadınlar olarak tanıklık etmek istediklerini ifade etti.


‘Cumartesi Anneleri görünür kılınmak istiyor’


Son olarak konuşma yapan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Meltem Ahıska da, “Cumartesi Anneleri zorla kaybetmeleri nasıl görünür kılıyor?” adlı bir sunum yaptı. Cumartesi Anneleri’nin Arjantin ve Guantoma’daki gibi Türkiye’de çok görünür olmadığını belirten Meltem,  annelerin kayıplarını görünür kılmak istediklerini ifade etti. 1980 Askeri Darbesi’nden sonra kayıpların ortaya çıktığını hatırlatan Meltem, “Kayıpların büyük bir kısmı Kürdistan’da gerçekleşti. Orada OHAL ilan edildi ve devlete karşı gelen insanlar gözaltına alınarak kaybedildi. Burada TSK, düşük yoğunluklu savaşı Kürdistan’da uyguladı.  Devlet bazı köylüleri gerillaya karşı silahlandırarak köy korucusu yaptı” diye belirtti. Cumartesi Anneleri’nin 30 kişiyle başladığını ve 1995 yılında polisin engel olmasıyla ara verildiğini ama daha sonra eylemlerine  devam ettiklerini söyleyen Meltem, “Bu anneler, kendi köylerini terk ederek, devlet şiddetine karşı çıkmak için İstanbul’a geldi. Ve kendilerini görünür kılmak istiyorlar” dedi.


Panel soru cevap bölümünün ardından son buldu.


(dk/mg)