Êzidîlerin yaşam yeri inşaatlar, okullar ve boş dükkanlar...

08:41

Güler Can/Asiye Tekin/JINHA


HEWLER - IŞİD çetelerinin katliamından canlarını kurtaran Êzidî, Süryani, Keldani, Arap, Türkmen halkından insanlar, Türkiye, Rojava ve Federal Kürdistan Bölgesi'ne göç etmek zorunda kaldı. Türkiye ve Rojava'daki göç mağdurları tüm eksikliklere rağmen yaşama tutunurken, Federal Kürdistan Bölgesi'nde ise tam bir trajedi yaşanıyor. Yaklaşan kış mevsimini inşaatlarda, betonlar arasında nasıl geçirecekleri endişesi taşıyan aileler, arkalarında bıraktıkları yakınlarıyla aynı kaderi paylaşacakları düşüncesiyle "Biz de burada öleceğiz. IŞİD öldüremese de kış öldürecek" diyor.


IŞİD çetelerinin Rojava ve Federal Kürdistan Bölgesi'nde başlattığı saldırı ve katliamların ardından yüzlerce insan vahşice katledilirken, binlercesi de göç etmek zorunda kaldı. Savaş nedeniyle zorunlu göçe maruz kalan Êzidî, Süryani, Keldani, Arap, Türkmen halkından insanlar, Türkiye, Rojava ve Federal Kürdistan Bölgesi'nde kentlere gelerek, yaşam mücadelesi vermeye başladı. Türkiye'ye gelen mültecilerin sayısı 20 bini geçerken, gelen yurttaşlar Diyarbakır, Batman, Urfa, Şırnak ve Mardin'de kamplara ve köylere yerleştiriliyor. Mardin, Batman ve Urfa'nın Viranşehir ilçelerine gelen Êzidîler, uzun yıllar önce yaşadıkları köylere yerleştirilirken, köylerde yaşayan yurttaşlar da her şeyini gelen Êzidîlerle paylaşıyor. Êzidîler, Silopi'de, Diyarbakır'da kurulan kamplarda DBP'li belediyelerin ve yurttaşların yardımlarıyla yaşam mücadelesi vermeye çalışırken, Diyarbakır'da Çınar yolundaki fidanlıkta bulunan kampa gelen Êzidîlerin sayısı 5 bini buldu. Pasaportu olanlar sınır kapısından geçerken, pasaportu olmayanlar ise Türkiye sınırlarına alınmıyor. Anneler çocuklarından ya da çocuklar annelerinden koparılıyor. Savaştan, katliamdan kaçan halktan pasaport istenmesi üzerine Türkiye'ye gelmeye çalışanlar bu engele takılmamak için Roboski tepelerinden Şırnak'a giriş yapıyor. Binlerce Êzidî günlerce yürüdükleri yolları aşarak Roboski'ye gelirken, tepelerden askerler tarafından atılan gaz bombalarına maruz kalıyor. Türkiye'ye gelen Êzidîler belediyeler ve yurttaşların yardımıyla bir şekilde yaşamaya çalışıyor ancak yaklaşan kış mevsimi herkesi korkutuyor.


Anksiyete 6 günden sonra azalıyor


Türkiye'de kısmen de olsa yurttaşların ihtiyaçları bu şekilde karşılanırken kamplarda sağlık, sosyal hizmetler, güvenlik, su, barınma, yemek ihtiyaçları öncelikli ihtiyaçlar listesinde. Göç eden yurttaşların sağlık sorunları hakkında bilgi edinmek için kadın heyetiyle birlikte Federal Kürdistan Bölgesi'ndeki temaslara katılan TTB Merkez Konseyi'nden Filiz İncekara'nın Türkiye'deki kamplarda yaşananlara ilişkin verdiği bilgilere göre, günlerce yol yürüyen yurttaşlar, yol boyunca kuru gıda aldıkları için geldikleri kamplarda ilk yedikleri yemeklerden sonra ishal oluyor. 6 gün sonra ise Anksiyete azalıyor ve kendilerini bulundukları yere daha ait hissetmeye başlıyor. Kamplarda yaşayanları en çok rahatlatan şey ise konuşmak. Kampa gelenlerle konuşmak yavaş yavaş aidiyet hissi ve rahatlatma yaratıyor. Konuşmak, sohbet etmek, kendi yemeklerini, giyeceklerini yapmak da göç eden yurttaşlar da büyük bir rahatlama yaratıyor. Yine sağlık sorunları yaşayan yurttaşlar her ilacı alamıyor. Yıllarca doğal ortamda ilaca ihtiyaç duymadan yaşayan yurttaşların, ilaçlara karşı alerjisi gelişiyor.


İlaçlara karşı alerjik reaksiyon veriliyor


Kamplara gelen çocuklar büyük bir korku yaşarken, insanlardan kaçıyor. Çocuklarla konuşurken eğilip onların boy hizasında konuşulması gerekiyor aksi halde güven hissi gelişmiyor.  Hastalanan yurttaşların hastane masrafları hükümet tarafından karşılanmıyor. Pasaportla giriş yapanlar turist statüsünde olduğu için 4 katı kadar ücret alınıyor. Ücretin ödenmemesi halinde de ikinci kez hastaneye gidilemiyor. Bu nedenle Ankara'ya tedavi olmaya giden 2 çocuk ameliyat olmayı bekliyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için vatandaşlık numarası verilmesi gerekiyor.


Duhok'a 515 kişi göç etti


Göç eden yurttaşların Federal Kürdistan Bölgesi'nde yerleştikleri alanlarda yaşadıkları ise bir trajediye dönüşüyor. Êzidî, Süryani, Keldani ve diğer halklardan göç edenlerin sayısına dair net bir bilgi bulunmamakla birlikte 650 binin üzerinde göç yaşandığı belirtiliyor. Duhok'a 515 bin kişi göç ederken, yurttaşların kalabileceği kampların ise çok yetersiz durumda. Duhok'ta 17 bin aile için 8 kamp planlanırken, AFAD'ın da bölgede 2 kamp yapacağı belirtiliyor. Ancak yurttaşlar kamplar olmadığı için inşaatlarda yaşamak zorunda kalıyor. Duhok'un Zaxo ilçesine 200 bin kişi göç ederken, Zaxo'nun nüfusu iki katına çıkmış durumda. Göç edenler inşaatlarda, okullarda, kiliselerde, boş dükkanlarda, boş bulunan tüm alanlara birkaç parça eşyalarıyla yerleşerek yaşama tutunmaya çalışıyor. Süryani'ler daha çok manastırlara yerleşirken, Êzidi yurttaşlar da boş buldukları alanlara yerleşiyor. Okulların dolu olması nedeniyle Duhok ve Zaxo'da eğitime bir ay ara verildi ancak ne zaman başlayacağı da henüz bilinmiyor. Zaxo'da bulunan inşaatların tamamına yerleşilirken, her katında bulunan en az 20 aile, susuz bir şekilde yaşıyor.


İnşaatta 25 aile susuz şekilde yaşıyor


AFAD tarafından Zaxo'da da 2 bin 500 aile için çadır kampı yapılması planlanıyor ancak kampların Kasım sonunda biteceği belirtiliyor. Zaxo Kaymakamı Xalil Mahmad'ın verdiği bilgilere göre, 12 bin yeni doğan bebek bulunuyor. Zaxo'da göç eden yurttaşlar, Türkiye'dekinden farklı olarak ilçedeki 3 hastaneden de yararlanabiliyor. Zaxo dışında da Duhok'a bağlı ilçe ve beldelerde durum değişmiyor. 7-8 bin nüfuslu Şarya beldesine 4 bin 500 kişi göç etmiş durumda. Bir inşaatın birinci katına gelen her biri en az 7 kişiden oluşan 25 aile, kendi eşyaları ve aralara koydukları bir kaç duvar taşı ile kendi odalarını ayırmış bir şekilde yaşıyor. Tüm ihtiyaçlarını burada kendi imkanlarıyla karşılayan aileler,  battaniyeyle perde yaptıkları bir odada da banyo yapıyor. Yurttaşlar içme suyunu, banyo ve lavaboda kullanacakları suyu tankerlerle gelen sularla karşılamaya çalışıyor. Bu sağlıksız koşullar özellikle çocuklar ve kadınlar açısından büyük riskler taşıyor.


'Biz de burada öleceğiz'


Yalınayak, elbisesiz çocuklar, bulabildikleri yemeklerle karınlarını doyurmaya çalışırken, bulundukları durumu anlamayan çocuklar şaşkın gözlerle, bazı çocuklar da ağlayan gözlerle etrafına bakıyor. Türkiye'deki şartlara göre çok daha kötü durumda olan bu aileler kendileri için yapılacak kamplardan da umutsuz. AFAD'ın yapmayı planladığı kamplar çadırlardan oluşacak ve kış şartlarında aileleri koruyamayacak. İnşaatlarda yaşayan ailelerdeki umutsuzluk hür cümlelerine yansıyor. Burada en büyük sorunlarının sağlık olduğunu belirten aileler, arkalarında bıraktıkları yakınlarıyla aynı kaderi paylaşacakları düşüncesiyle "Biz de burada öleceğiz. IŞİD öldüremese de kış öldürecek" diyor.


Süryaniler manastırlara yerleşiyor


Hewler'de de göç eden yurttaşların durumları da diğerlerinden farklı değil. Savaştan kaçan Süryaniler de Süryani manastırlarında 2 bini aşkın nüfuslarla yaşamaya çalışıyor. Hewler'de bulunan Aziz Yusuf Manastırı'na Musul'un Ninova ilçesinden gelen 2 bin 500 Süryani yerleşmiş durumda. Aileler, manastırda bulunan odalarda ve bahçesinde kurdukları çadırlarda yaşıyor. Çoğu da özellikle çocuklar hastalanmış durumda. Manastırın büyük bir salonunda hastalar yatıyor. Çocuklar, enfeksiyona açık olduğu için daha fazla hastalanıyor. Manastırdaki yurttaşların durumu kısmen de olsa inşaat ve okullara yerleşen göçmenlerden iyi durumda. Manastırda doktor ve hemşireler tarafından sağlık hizmetleri verilirken, eğitim de yapılıyor.


PKK'ye güven duyuluyor


Federal Kürdistan Bölgesi'ne göç eden yüzbinlerce insanın her şeyin ötesinde hala savaştan korkarken, güvenlik ihtiyacı hissediyor. Göç edenler dünyanın yaşadıklarına karşı sessiz kalmasından şikayet ederken, kendilerine, PKK'nin sahip çıktığını söylüyor. Kendilerini savunacak tek güç olarak PKK'yi gören yurttaşlar, PKK'ye varlığının teminatı olarak bakıyor.


Rojava'ya yardımlar ulaşmıyor!


Rojava'ya göç edenler ise Derik kentinde kurulan Newroz Kampı'nda yaşamını sürdürüyor. Kampta yaklaşık 7 bin Êzidî bulunuyor. Daha önce kampta bulunan yüzlerce Êzidî'nin Türkiye ve Şengal'in güvenlikli bölgelerine döndüğü belirtiliyor. Rojava'nın statüsünün tanınmaması ve savaş bölgesi olması nedeniyle buraya yardımlar tam olarak ulaşamıyor. Kampta yaşayanların kış şartlarına uygun çadır ihtiyaçlarının yanında ilaç, gıda, giyim ihtiyaçları bulunuyor. Çocuklar eğitim göremiyor. Anneler çocuklarının gidebilecekleri okul ve sosyal alanlar istiyor. Rojava'nın da kısıtlı imkanlarından kaynaklı olarak bu ihtiyaçlar giderilemiyor. Rojava'ya gelen her Êzidî'de PKK'ye olan güvenini ve minnettarlığını anlatıyor.


(gc-at/mg)