Kadınlar kayıp hayatları sergiyle bir araya getirdi
08:39
Dilan Karamanoğlu-Zehra Doğan/JINHA
İSTANBUL - 'Hafızayı Harekete Geçirmek: Kadınların Tanıklığı' adlı sergi ile bir araya gelen sanatçı, akademisyen ve aktivist kadınlar, eserleriyle Türkiye'de yaşayan Kürt, Ermeni, Rum ve Türklerin tarihsel hak ihlallerini sanatsal bir dille tekrar gün yüzüne çıkarıyor.
"Eylem için Hafızayı Harekete Geçirmek" başlıklı beş günlük atölye çalışması kapsamında sanatçı, aktivist ve akademisyenler, İstanbul DEPO'da "Hafızayı Harekete Geçirmek: Kadınların Tanıklığı" adlı sergi ile bir araya geldi. Columbia Üniversitesi Toplumsal Farklılık Çalışma Merkezi'nin "Değişim yaratan kadınlar" inisiyatifinin başlattığı proje, Columbia Global Centers işbirliğinde yürütülüyor. İlk olarak 2013'ün Aralık ayında Şili'nin Columbia Global Center'daki buluşmayla başlayan proje, şimdi ise Columbia Global Center/Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu ve DEPO ev sahipliğinde İstanbul'da devam ediyor. Sergiye ilişkin konuşan sergi kreatörü Ayşegül Altınay, "Herkesin ortak bir derdi var. Savaşları ve siyasal şiddeti tanımak, onlara tanıklık etmek, kaydını tutmak, kadınların özellikle yaşadıkları deneyimlerle nasıl mücadele ettiklerini ilişkin arşiv oluşturmak ve sanat eserleri oluşturmak için yola çıkmış kadınlardan oluşturulan sergi açtık" ifadesinde bulundu.
Susan Meiselas'ın çalışmalarına yer verildi
Sergi sanatçıları arasında Gülsüm Karamustafa ve Gülçin Aksoy gibi sergileri üzerinden tanıdığımız sanatçıların yanı sıra Hafıza Merkezi'nin arşiv çalışmalarının bulunduğunu söyleyen Ayşegül, "Arşiv çalışmasını burada farklı şekilde sunmayı seçtik. Hafıza Merkezi, yaptıkları görüşmelerle kayıp yakınlarının bu süreci ve sonrasını nasıl yaşıyor, nasıl başa çıkıyorlar olarak verdi. Sergide ayrıca Nar Photos'un protesto anlarından seçtiği fotoğrafları da yer alıyor" dedi. Ayşegül, 1990'ların başında başlayan Saddam Hüseyin'in Kürtlere saldırısı ve Irak'ta gördükleriyle beraber kendisine gelen mektupları fotoğraflayan yazar Susan Meiselas'ın çalışmasının da sergide yer aldığını belirtti. Nam-ı diğer Kürdistan adlı çalışmanın Susan tarafından 1998 yılında kurulmuş web tabanı bir proje olduğunu kaydeden Ayşegül, 1900'lerin günümüze dek yaşanan trajik olaylara dair bir çizelge oluşturan web site defalarca saldırıya uğradı. Bu çalışma Kürt arşivi için çok büyük bir önem taşıyor" şeklinde konuştu.
Birçok acıyı tatmış anonim insanlar
Sergide sanatçı Gülçin Aksoy'un Anonim adlı işinden de söz eden Ayşegül, "Anonim isimli iş, kimliğini bilmeyen 14 yaşındaki bir kızın uğradığı travmayı kafasına geçirilmiş bir çuval ile anlatıyor. Çocukluğunu o çuvalda bırakmış. Üstelik 1980 darbesinde ve sonrasında şiddet ve korku ile karşı karşıya kalmış binlerce kişiden yalnızca biri o. Etrafında yaşanan daha büyük travmalar düşünülecek olursa, bu anonim genç, kendi acısını göz ardı edebilecek durumda. Dönemin gazeteleri her gün kaç kişinin öldürüldüğünü yazıyor, fakat isimler mevcut değil. Kimlikleri belirsiz bu anonim kişilerin aileleri, yok yaşamları ve yitik bir Anadolu'yu yeniden bir araya getirmek üzere birbirine tutturulmuş üzere" dedi.
Durağanlığın yanı başında akıp giden olaylar
Serginin çarpıcı bir diğer işi olan sanatçı Gülsün Karamustafa'nın "Meydan'ın Belleği" adlı eserine de dikkat çeken Ayşegül, "Çift kanallı video çalışması olan Meydan'ın Belleği, iki ekranda aynı anda akan farklı mekanları bize gösteriyor. Bir videoda iç mekan bize gösterilirken bir diğer ekranda ise Taksim Meydan'ındaki olaylar görüntüleniyor. Meydan, toplu cinayetlere, protestolara ve çatışmalara tanık oldu. Belgesel video, 1930'lar ile 1980'lerin sonrasındaki yoğun dönemi gözler önüne seren belgesel malzemeleri, meydanla ilişkili başlıca olayları içeriyor. Ermeni ve Rum halkının vahşi saldırılara uğradıkları 6-7 Eylül 1955 olayları, dönemin başbakanı ve iki bakanın idam edilmesine yol açan 27 Mayıs 1960 Darbesi, İslamcı radikaller tarafından yapılan ve 12 Mart 1971'deki ikinci askeri darbe için gerekçe sayılan Kanlı Pazar olayları ve 30'u aşkın kişinin katledildiği ve 12 Eylül 1980 tarihli üçüncü askeri darbeden kısa bir süre önce gerçekleşen 1 Mayıs 1977 protestoları. Bir diğer görüntüde ise sessiz bir alenin hayatını iç mekanda veriyor ve aile ile meydan arasındaki kurguyu sanatseverlere bırakıyor" şeklinde konuştu.
Katliamla dağılan hayatlar
Sergide çok ilginç ve önemli bir çalışmanın olduğunu kaydeden Ayşegül, "O da Silvina Der-Meguerditchian'ın çalışmasıdır" diyerek, ailesi Yahudi kökenli olan sanatçı Silvina Der Meguerditchian'ın "Yokluğun dokusu" adlı eserine dikkat çekti. Sanatçının Türkiye'de 1915'te ailesinin soykırımda yerinden edildiğini ve pek çok aile bireyini kaybettikten sonra hayatlarını kurtarabilen, geriye kalanların arasında olan ailesinin birçok yerde mülteci olarak yaşadıktan sonra Arjantin'e sığındığını ifade eden Ayşegül, "Silvina'nın kendisi de Arjantin'de büyümüş ve daha sonra Berlin'e yerleşmiş. Silvina yıllar sonra Türkiye'ye gelerek 1915 öncesinde Anadolu'nun pek çok yerinde yaşamış Ermeni ailelerinin fotoğraflarını bulup bir araya getirerek halı haline getirdi. Silvina'nın fotoğraf çalışması 2 parça halinde Anadolu halısı olarak tasarlandı. Silvina bu çalışmasında katledilerek yerinden edilen ve kopmak zorunda kalan Ermeni aileleri, fotoğraflı halısıyla tekrar bir araya getirdi" şeklinde konuştu.
Kaybedilenlerden geriye kalan fotoğraflar...
Hafıza Merkezi'nin daha önce hazırlamış olduğu "Fotoğrafı Kaldırmak" adlı belgesel çalışmalarını sergide sanatseverlerle buluşturduklarını söyleyen Hafıza Merkezi üyelerinden Özlem Kaya ise, "Hafıza Merkezi olarak, Cumartesi Anneleri'yle kaybedilen eşi ve çocuklarının arkasında kalan fotoğraflar üzerine görüşme gerçekleştirdik. Her hafta anneleri meydanlarda fotoğraf taşırken görüyoruz. Biz de fotoğrafın evdeki halini görmek istedik ve ailelerle fotoğraftan geriye kalanlar üzerine konuştuk. Sergide fotoğraf ve ses yerleştirme tarzıyla yer edinen bu çalışma sanatseverler tarafından büyük ilgiyle karşılandı" diye belirtti.
(dk-zd/mg)

