İnfaz edilen HPG'linin mezarı 5 yıl sonra açıldı
17:03
JINHA
BEDLÎS - Van'ın Çaldıran ilçesine bağlı Buğulukaynak (Kelê) köyünde lise öğrencisi İbrahim Atabay ile HPG'li Sunullah Keserci (Sipan) ve Necmettin Ahmed Hasan'ın (Necmi Afrin) infazına ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada, avukat Nuri Keserci'nin 4 yıldır talep ettiği infazın nasıl gerçekleştiğinin belirlenmesi yönündeki talep kabul edilmesiyle birlikte, HPG'li Sunullah Keserci'nin mezarı açıldı. Mezardan çıkarılan kemikler otopsi edilmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Avukat Nuri Keserci, delillerin karartılması amacıyla otopsi için beklenildiğini, "Bu süre içerisinde etin kemikten ayrılarak delillerin ortadan kalktığı bilindiği ve bu nedenle otopsi işlemlerinin bugün yapılması kararı alınmıştır" dedi.
Van'ın Çaldıran ilçesine bağlı Buğulukaynak (Kelê) köyünde 7 Ekim 2009'da lise öğrencisi İbrahim Atabay ile HPG'li Sunullah Keserci (Sipan) ve Necmettin Ahmed Hasan'ın (Necmi Afrin) infaz edilmesine ilişkin Ankara Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada, avukat Nuri Keserci'nin 4 yıldır talep ettiği infazın nasıl gerçekleştiğinin belirlenmesi yönündeki talep kabul edildi. Mahkeme kararının üzerine, Bitlis'in Adilcevaz ilçesine bağlı Akçıra Köyü'nde bulunan Sunullah Keseci'nin mezarına gidildi. Sunullah'ın kardeşi İzmir Barosu'ndan Avukat Nuri Keserci, Bitlis Baro Başkanı Avukat Enis Gül, Van Barosu'ndan Avukat Cemal Demir, İHD Bitlis Şube Başkanı Bakır Yazı ve İHD şube yöneticileri gelirken, Adilcevaz Jandarma Komutanlığı ve Adilcevaz Ağır Ceza Mahkeme Heyeti de, yapılacak kazı ve inceleme çalışmasına katıldı.
'Davanın taşındığı Mahkemenin objektifliği tartışılır'
Kazı çalışmaları başlamadan önce ağabeyi Sunullah Keserci'nin mezarı başında basın açıklaması yapan Avukat Nuri Keseci, olayın nasıl yaşandığına ilişkin kısa bir açıklama yaptı. Erciş'te süren yargılamanın Van Valiliği tarafından barış ve çözüm sürecine rağmen "güvenlik gerekçesiyle" Ankara'ya taşındığına işaret eden Nuri, "Davanın gönderildiği Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, Ethem Sarısülük gibi davalarda ne kadar objektif olduğu tartışılır. 9 gizli tanığın beyan etmiş oldukları gibi Albayın orda olduğunu ve talimat verdiğini, o talimatlar doğrultusunda özel harekatın ordaki görevini ifa ettiğini söylemiştir" dedi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin daha önce kamuya mal olmuş davalara ilişkin verdiği kararlara göre, bu davada da objektif olacağını düşünmediklerini kaydeden Nuri, "Ancak yasaya ve hukuka aykırı karar çıkması neticesinde, davanın takipçisi olacağız. İç hukuk yollarını tükettikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar götüreceğimizi herkes bilsin" vurgusunu yaptı. Ayrıca Nuri, davanın bilinçli bir şekilde uzatıldığına işaret ederek, "Bilinçli bir şekilde otopsi tarihi, cinayetin işlendiği tarihten dört yıl sonrasına ertelendiği, bu süre içerisinde etin kemikten ayrılarak delillerin ortadan kalktığı bilindiği ve bu nedenle otopsi işlemlerinin bugün yapılması kararı alınmıştır" dedi.
'Israrlara rağmen otopsi yapılmadı'
"Yargımızın 90'lı yıllardaki pratiği ile günümüzdeki pratiği arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum" diyen Bitlis Baro Başkanı Enis Gül ise, olayın yaşandığı 2009 yılından beri ısrarla otopsi yapılması gerektiği halde yapılmadığını hatırlattı. Otopsi ile olayın "bitişik atış mı değil mi" tespitinin yapılmasının kolay olduğuna işaret eden Enis, bütün otopsi taleplerinin reddedilmesinin anlaşılmaz olduğuna dikkat çekti. Bölgede otopsi yapılmamasının bir pratik haline geldiğini dile getiren Enis, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Devlet ve hukuk pratiği değişmemiş. Bunlar hem bizleri, hem de toplumu üzüyor. Sürecin gelmiş olduğu noktada bile, barış olacaksa insanların kucaklaşması, helalleşmesi gerekiyor. Bu kadar hak ihlali, katliam, sorgusuz infazlar olması ve araştırılmaması bizi üzüyor. Ayrıca ortada hiçbir güvenlik sorunu yokken, mağdurlar sanıkmış gibi mağdur ediliyor. Güvenlik gerekçesi olmadan güvenlik gerekçesine ilişkin rapor düzenleyenler, görevlerini kötüye kullanarak suç işliyorlar. Bu hususta Adalet Bakanlığı da sorumlu ve suçludur."
'Adeta delillerin karartılması söz konusu'
Ardından konuşan Van Barosu avukatlarından ve davanın müdahillerinden Cemal Demir ise, dönemin İçişleri Bakanlığı'nın bir soru önergesine ilişkin olaya dair yaptığı "Olay, çıkan çatışma sonucunda yaşanmıştır ve örgüt üyeleri öldürülmüştür" sözlerine dikkat çekerek, "Ondan beklenen şu olmalıydı: Devam eden bir soruşturma var. Bu konuda pek açıklama yapılamaz. Ancak kestirip bir çatışma yaşandığını söylemiştir. Gelinen aşamada İçişleri Bakanlığı'nın bu beyanının ne kadar gerçekdışı olduğu ortaya çıkmıştır" diye konuştu.
Cenazenin çıkarılmasının nedenini de açıklayan Cemal, klasik otopsinin usulüne göre yapılmamış olmasına dikkat çekti. Adli Tıp Kurumu'nun aracılığıyla otopsinin yapılması yönünde taleplerinin başından beri olduğuna işaret eden Cemal, "Klasik otopsinin İstanbul Protokolüne, yasaya uygun olarak yapılması halinde olayın gerçekleşme biçimi ortaya çıkacaktır. Adeta bir delil karartılması söz konusu oldu" açıklamalarında bulundu. Olaya ilişkin hukuk mücadelesine devam edeceklerini kaydeden Cemal, son yargılama mercii olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar da götüreceklerini ifade ett
İHD Bitlis Şube Başkanı Bakır Yazı ise, insan hakları ihlalleri nerede yaşanırsa yaşansın İHD olarak takipçisi olacaklarını dile getirdi.
Açıklamaların ardından Adilcevaz İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri ve Adilcevaz Asliye Ceza Mahkemesi heyetinin köy mezarlığına gelmesiyle köylüler tarafından mezarın kazım işlemi gerçekleştirildi. Mezarın kazılmasına rağmen saatlerce otopsi işlemlerinin yapılacağı kemiklerin konulacağı sandık beklenildi. Sandığın ise mezar kazım işlemi gerçekleştirildikten sonra marangoza sipariş verilmesi şaşkınlık yarattı. Kemiklerin konulacağı sandığın beklenilmesinin ardından, çıkarılan cenazenin kemiklerinin ayrılmaması üzerine bu kez de tabut bekleyişi yaşandı. Tabutun da gelmesi üzerine cenaze, "daha merkezi bir yer olması" gerekçesiyle otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na doğru yola çıkarıldı.
Otopsinin ne kadar süreceğine dair kesin bir zaman belirlenmedi.
Yargı süreci nasıl işledi?
Van'ın Çaldıran ilçesine bağlı Kelê Köyü'nde 7 Ekim 2009 tarihinde 2 HPG'li ile bir lise öğrencisinin bir evde bulunduğu sırada İlçe Jandarma Komutanlığı birliklerinin köye baskın düzenlemesi ile üç kişi evden uzaklaşırken, birlikler tarafından sağ yakalandı. İlçe Jandarma Komutanlığı'nın Van Alay Komutanlığı'na olayı bildirmesi üzerine helikopter ile ilçeye gelen 17 özel harekat timi ve bir Albayın iki HPG'li ile lise öğrencisini infaz ettiği belirtildi. İHD heyetinin inceleme yapması ve incelemenin ardından tanıklarla birlikte suç duyurusunda bulunması sonuç vermezken, askerlerden birinin infaz ihbarı üzerine dava açıldı.
Dava kapsamında sürdürülen gizli soruşturma sonucunda 17 özel harekat timi ve Albay tutuklandı. Özel harekat timleri bir hafta sonra serbest bırakılırken, Albay ise, bir yıl tutuklu kaldıktan sonra dava "aşiret yapılanması nedeniyle güvenlik zaafiyeti olduğu" gerekçesiyle Ankara'ya taşınınca serbest bırakıldı. Dava, olayın üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen hala sonuçlandırılmadı.
(gk-bs/gc)

