Aysel Tuğluk: AKP’nin öfkesi 'taş'a değil direnişedir!

13:19

JINHA


ANKARA - Suruç'ta halka saldıran askerlere taş attığı için Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın “edepsiz", "densiz" hakaretlerine maruz kalan Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, AKP'nin öfkesinin taşa değil Suruç'ta ve Kobanê'de verilen direnişe yönelik olduğuna dikkat çekerek, “Halkımıza karşı korkunç şiddetli bir saldırının gerçekleştiği bir ortamda atılan bir taşı bahane ederek şahsımda Kürt siyasetine ve direnen özgür kadına hakaret ve küfür edilmesine asla müsaade etmem, suskun kalmam, kalamam. Kalmamı da kimse beklememelidir” dedi.


IŞİD çetelerinin Kobanê'ye yönelik saldırılarına karşı Suruç'ta sınır nöbetinde olan yurttaşlara gaz bombası ile müdahale eden askerlere taş atan Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Sınırda asker ve polisin alışıldık bir öfke ve nefretle yaptığı saldırılar sonucu onlarca kişinin yaralandığı belirtilen açıklamada, "Saldırılara karşı kendini savunmak zorunda kalan halkımızla aynı safta yer alan biri olarak ben de o ortamın etkisiyle bilinen 'taş atma' ediminde bulundum. Attığım o 'küçük' taşın bu kadar büyütüleceği, polemik konusu haline getirileceği, siyaset gündemine oturacağı tarafımdan pek de beklenen bir durum değildi. Ki, ihtiyacımız olan tartışma da bu değildi" dedi.  


‘Direnen kadına hakaret ve küfür edilmesine müsaade etmem’


“Bir siyasetçinin ya da milletvekilinin taş atması elbette eleştirilebilir. Eleştirileri saygıyla karşılarım” denilen açıklamada. “Ancak, halkımıza karşı korkunç şiddetli bir saldırının gerçekleştiği bir ortamda atılan bir taşı bahane ederek şahsımda Kürt siyasetine ve direnen özgür kadına hakaret ve küfür edilmesine asla müsaade etmem, suskun kalmam, kalamam. Kalmamı da kimse beklememelidir" sözleri ifade edildi. AKP hükümetinin IŞİD gibi vahşi bir cinayet şebekesinin Kürt halkına dönük kıyımını ve Rojava'yı işgal harekatını desteklediği, bunun için lojistik destek sağladığı ve bizzat 'siyasi-diplomatik' işbirliği içinde olduğunu kaydedilen açıklamada, "AKP hükümetinin ve onun sözcülerinin bu denli pervasız bir dil kullanmaları Türkiye'de totalitarizmin ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından da çarpıcıdır" ifadelerine yer verildi.


'Öfke benim taş atmama değil direnişedir'


Kürt kadınını "edepsiz",  "densiz" , "nankör" diye nitelemelerinin riyakarlığın da en bayağı hali olduğunu vurgulayan açıklamanın devamında şunlar belirtildi:


"Esasında burada sorun benim taş atmam değildir. Öfke, direnişedir. Direnişte olan Kürt siyasetine ve özgür Kürt kadınınadır. Telaş; asker ve polisin halkımıza zulmünü gizleme telaşıdır. Amaç; Kürt siyasetini baskılamak, kriminalize ve pasifize etmektir. Bu kadar öfkeyle, kibirle, küfürle konuşmalarının ve saldırmalarının sebebi budur.  Kürt siyasetinin vekilleri olarak halkımız ne yapıyorsa içinde olur, birlikte davranır ve ortak hareket ederiz. Elit ya da klasik siyasetçiler değiliz. Şiddete asla meyletmez ya da yönlendirmeyiz. Ama bir saldırı olunca da halkımızla birlikte kendimizi de savunuruz. O gün "hepinizi geberteceğiz" anonslarıyla saldırdılar. Sayın Akdoğan "asker gelen Rojavalılara yardım ediyor" diyor, ama burada olan- biten hiç de o bir-iki karelik mizansen değil.  Vahşi bir saldırı yapıldı ve bunun görüntüleri de, tanıkları da, mağdurları da mevcut.


'AKP'nin lümpenleştiğinin kanıtı'


Bir Başbakan'ın bir kadın milletvekiline "edepsiz" demesi, AKP siyasetinin duygu ve düşünce yapısıyla, tarz ve üslubuyla nasıl lümpenleştiğinin bir kanıtı gibidir. Rüyalarında bile Hegel'le tartıştığını söyleyen Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun uyandığında kafasındaki sorunlu fikirlerle yüzleşmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Teorik derinlikten yoksun, yaratıcı pratikten uzak, taklitçi, demokratik değerlere yabancı, kendileri dışında herkese şüpheyle yaklaşan bir duygu haline sahip; çapsız, beceriksiz, hırslı ve maddiyat tutkusuyla yanıp tutuşan bir siyasal hareketin Kürt siyasetine ve Kürt kadınına başka türlü yaklaşması zaten beklenemezdi. Sayın Davutoğlu da bunun istisnası olmadı, olamazdı. O halde soruyorum; "Edepsizlik" tam olarak ne demek Sayın Başbakan? Siz kime hitap ediyorsunuz?


‘IŞİD belasından nasıl kurtulacaklarını düşünmeliler’


Hırsızlığı, yolsuzluğu, yalanı ve riyakarlığı, IŞİD gibi vahşi bir cinayet şebekesiyle ilişki ve işbirliği bu kadar ayyuka çıkmış bir iktidarın başkasını "nankör, edepsiz, densiz" diye suçlamasının ahlaken/siyaseten bir izahı ve kıymeti harbiyesi yoktur.  Cumhurbaşkanı, Başbakan ve yardımcısı böyle düzeysiz bir üslupla gündem oluşturacaklarına, çözüm sürecini nasıl kurtaracaklarını ve yakında gelip onları da vuracak olan IŞİD belasından nasıl kurtulacaklarını düşünmeliler. Zira, IŞİD ve Kobanê'den sonra  "Çözüm süreci ve demokratik Türkiye" tamlaması Kürtler için artık tebessümle karşılanan bir oksimorona dönüştü.


'En çok Türkiye kaybeder'


AKP iktidarı ve onun kurmay sözcüleri unutmasınlar ki; Kuzey Kürdistan'ın istikrarı artık Rojava'dan geçer. Ve kendilerini kandırmasınlar; Kobanê düşerse, en çok Türkiye kaybeder, AKP iktidarı kaybeder, ama asla Kürtler değil. Kürtler, 40 yıllık deneyimleriyle çok daha farklı ittifaklara yönelip kendilerine pekala yeni mevziler açabilir.


‘Kürtler kaybeden taraf olmayacaktır’


Bir kez daha ifade ediyorum; Taş atma eylemi halka karşı fütursuzca gerçekleştirilen saldırı karşısında yansıyan bir savunma refleksidir. Bu asla saldırı niyetiyle değil, tamamen savunma amaçlıydı. Halkımız ve partimiz bu davranışımı tasvip etmediyse, eleştiriye tabi tutuyorsa, kendilerine özeleştiri vermeye de hazırım. Ancak durmadan şahsımda Kürt kadınına hakaret eden ve halkımıza ve Rojava Devrimi'ne karşı pervasızca saldıran iktidar sahiplerinin yönelimine karşı da hep bir demokratik direniş içinde olacağımızın bilinmesini isterim. Herkes emin olsun ki, Kürtler kaybeden taraf olmayacaktır!”


(gc/mg)