İnsanlık tarihinin bitmeyen vahşeti: Katliamlar (DOSYA 2)

08:43

Kürtlerin diktatörlerle imtihanı…


Rohat Emekçi - Gülşen Koçuk / JINHA


HABER MERKEZİ - Halkların, dünya egemenlerine karşı verdiği mücadelelerden birisi de Kürt ulusal mücadelesidir. Hemen her devlet tarafından 'tehlike' olarak görülen Kürtlerin her direnişi kanlı bir şekilde bastırıldı. Yüzyıllardır Kürtlere karşı sadece yöntem boyutuyla değişen politikalar, şimdilerde IŞİD isimli çetelerin eliyle Kürt halkının demokratik özerklik sistemine yönelerek, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme haklarını, yaşam haklarını tehlikeye sokmakta.


Kanlı olayların tarih sahnesindeki yerine bakıldığında, o kadar da övünülecek bir insanlık tarihinin geride bırakılmadığı görülür. Halkların kökleştiği topraklardan "köklerini kazıma" ideali, en kanlı olayların, insanlık dramının yaşanmasına neden olmuştur. Defalarca kırımdan geçirilmesine rağmen egemenlere karşı direnişini sürdüren halklardan birisi de Kürtler. Mezopotamya'nın kadim halklarından olan Kürtler de, bugüne kadar birçok devlet tarafından katliamlardan geçirilirken, işkencenin her türlüsüne maruz bırakılırken, bu politika, "egemenlerin demokrasisinin hüküm sürdüğü" bir dünyada değişmeden devam etmekte.


Ermeniler geliyor denilerek yollarda ölüme mahkum edildiler


Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı'nda, "Ermeniler geliyor" söylemiyle Kürtleri iskan değişikliğine zorlamış ve bu politikanın sonucunda 700 bin Kürt, yollarda açlıktan, soğuktan ve salgın hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmiştir. Bunun yanında Kafkas (Sarıkamış) Cephesi'ne gönderilen ve çoğunluğu Kürtlerden oluşan ordu, açlığa ve soğuğa teslim olmuş, bu cephede 90 bin insan kirli bir politikanın ürünü olarak canından olmuştur. "İçerde bir Kürt tehdidi, dışarıdan gelebilecek bir Rus tehdidinden daha tehlikelidir" diyen Enver Paşa, bununla Kürtlerden kurtulmayı amaçlamıştır. Bunun yanında Yemen'e gönderilen Kürtlerden ise hiçbir haber alınamamıştır. Kürtler, I. Dünya Savaşı'nda 1 buçuk milyon kayıp verdi.


Vahşette birbirleriyle yarıştılar…


1920 Koçgiri Ayaklanması'nda Kürtlere yönelik insanlık dışı uygulamalar, Türkiye'nin 100 yıldır Kürtler üzerinde uyguladığı politikaları apaçık bir şekilde göstermekteydi. Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Merkez Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa'nın, "Türkiye'de Zo (Ermeniler) diyenleri temizledik. Lo (Kürtler) diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim" sözleri Kemalistlerin Kürtlere yönelik politikasını özetliyordu. Nurettin Paşa komutasındaki Türk ordu birlikleri ve Topal Osman çetesi, tüm güçleriyle Koçgiri'de soykırıma giriştiler. Kürt çocuklarını ateşe atarak yakmak, köy yakmak ve evleri talan etmek, dar ağacı kurmak ve göçe zorlamak gibi kural dışı uygulamaları devreye sokan ordu birlikleri, tüm hünerlerini göstererek vahşette adeta birbirleriyle yarışmışlar ve arkalarında, küçük bebeklerin de içlerinde bulunduğu binlerce masum insan cesedi bırakmışlardı.


Ağrı ve Dersim'de kanlı politikalara isyan


Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürtler, imha politikalarının yanında büyük çaplı bir asimilasyona tabi tutularak "Türkleştirilmeye" çalışıldı. Kürtler ise bu politikalara kıyamlarıyla cevap verdiler. 1925 Şeyh Said İsyanı, 1927-1929 ve 1930 Ağrı Ayaklanması ve 1937 Dersim Direnişi ile bu kanlı politikalara karşı koyuş gerçekleşmiştir. Cumhuriyet döneminde kanla bastırılan en önemli Kürt ayaklanması olan 1925 Şeyh Said İsyanı, bu kirli politikalara gösterilen ilk tepkidir. Bu ayaklanma bastırılınca, Şeyh Said ve 46 Müslüman Kürt önderi idam edildi. Şeyh Said'in torunu Muhammed Kasım Fırat, Şeyh Said ayaklanmasında 80 bin insanın katledildiğini bildirmektedir. Yaşayan canlı şahitler ise, Şeyh Said Ayaklanması'nda evlere toplatılarak diri diri yakılan çocuk ve kadınlardan, dinamitlerle parçalanan suçsuz insanlardan, ağaçların arasında gizlenmeye çalışırken, üzerlerine benzin dökülerek, ateşe verilen insanlardan söz etmektedirler. Bütün bunların yanında, ayrıca binlerce Kürt, İstiklal Mahkemeleri'nin kararlarıyla asılmıştır.


Zilan'da 'müthiş tarzda cereyan eden'(!) harp


1927-1930 yıllarında Ağrı Ayaklanması gerçekleşir. İran'ın da desteğiyle Ağrı Ayaklanması kanla bastırılır. Ağrı Ayaklanması'nın kanla bastırıldığı günlerde aynı zamanda Van'ın Erciş İlçesi'nin Zilan Deresi'nde büyük bir imha harekatı başlatılmıştır. Ağrı Dağı Başkaldırısı'ndan sonra Zilan Vadisi'ne sığınan Kürtlere, Kolordu Kumandanı Salih Paşa tarafından yürütülen askeri harekatla tam bir soykırım uygulanmıştır. Türk uçaklar tarafından Zilan Bölgesi bombalanmış, dağlar ve dereler ateş altına alınmıştır. Bölgenin giriş ve çıkışları tutulmuş, on binlerce asker tarafından kuşatılmış ve katliam başlamıştır. Yeni doğmuş bebekten, yaşlılara kadar insanlar, mitralyöze tutularak, süngülenerek, buğday başağı biçilircesine yok edilir. Devletin yarı resmi gazetesi durumunda olan Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında Zilan Vadisi'ndeki toplu katliamı şöyle veriyordu:


"Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş'e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan Harekatı'nda imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız, bir müfreze önünde düşüp ölenler bin kişi olarak tahmin ediliyor. Zilan Deresi'ne sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan Deresi, lebalep (tamamen) cesetlerle dolmuştur." (Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları -Tedip ve Tenkil)


Devrime katılan Kürtlerin hediyesi katliamlar oldu


Kürt coğrafyasının dört parçaya bölünmesi (Irak, Suriye, İran ve Türkiye), Kürtlerin de kaderini bölmedi. Aksine, soydaşlarıyla bir arada yaşama isteği, Kürt halkını her seferinde kıyımlara götürdü. Yine de Kürt halkı direnmekten ve mücadele etmekten vazgeçmedi. İran katliamlarının ilk başlangıcı 'Kadi Muhammedin' Çarçıra Meydanı'nda Rusya'ya güvenerek Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ni ilan etmesiyle başladı. Ancak Ruslar, İran Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ni beş çuval kuru üzüme takas etti ve İran tarafından Kadi Muhammed'in Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ni ilan ettiği 'Çarçıra' meydanında asılmasına neden oldu. Bu olaydan sonra İran ve Kürtler arasındaki katliamlarla başlayan gerginlik bu günlere kadar geldi. 1979 İran Devrimi'nden sonra, "Biz devrimi Kürtlerle yaptık" diyerek Kürtlerin devrimdeki büyük rolü olduğu vurgulanmaktaydı. Ayetullah Humeyni, ne yazık ki devrimden kısa bir süre sonra takdir ettiği Kürtlerin haklı istemlerine kulak tıkadı. Bundan dolayı İran yönetimi, haklarını talep eden Kürtlere savaş açtı, bu süreçte 40 bin Kürt katledildi.


İnsanlık tarihinin kara lekesi Halepçe ve Saddam…


Irak ve İran'da Kürtlere yönelik soykırım 1961 yılında başladı ve 1964'e kadar devam etti. Bu soykırımda ise 3 bin Kürt katledildi. 1971-1975 yılları arasında ise meydana gelen çatışmalarda yine 10 binin üzerinde Kürt öldürülerek büyük bir katliam yaşanmıştır. 1980-1982 yılları arasında da Bağdat'ta aralarında profesörler, üniversite öğretim görevlileri, yazar, şair, sanatçı, aydın demokratların olduğu 13 bin Feyli Kürt, Saddam rejimi tarafından kaçırılarak hapsedildi ve kaybedildi. 300 bin kişi öldürülerek toplu mezarlara konuldu. Saddam rejiminin soykırım uygulamalarının simgesi haline gelen Halepçe ise insanlık tarihine kara bir sayfa olarak girmiştir. Saddam tarafından yapılan Halepçe katliamı ve sonrasında yaşanan insanlık dramı karşısında tüm dünya, Kobanê karşısında olduğu gibi yine sessizliğini korudu. Sonrasında ise Saddam Hüseyin ve yönetimindeki Baas Rejimi 1986-1989 tarihleri arasında "Enfal Operasyonu"na başladı. Irak Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçakları, helikopterler, tanklar, buldozerler, askerler, cumhuriyet muhafızları, istihbarat elemanları Kürt kentlerine, kasaba ve köylerine saldırılar yaptı. Bu saldırılarda 5 bin köy kimyasal silahlarla, napalm bombaları ile vuruldu, ardından buldozerlerle köyler haritadan silindi. Sadece bu operasyonlar sırasında 50 bin kadar Kürt topluca öldürülür, yaklaşık 180 bin kişi kaybedildi.


Dersim'de derelerden oluk oluk kan akıtılır


Ağrı ve Zilan Katliamları'ndan sonra onları izleyen Dersim Katliamı'nda da dereler oluk oluk kan akar. Sadece Munzur Çay'ında 50 bin insanın öldürüldüğü kayda geçmiştir. Bunun yanında Dersim Katliamı'nda resmi kaynaklara göre 70 binden fazla insan öldürülmüştür. Öyle ki, bu rakamın 300 bin olduğu da söyleniyor. Celal Bayar'ın da 29 Haziran 1938'de Millet Meclisi'nde "Dersim sorunu genel bir temizlik harekatıyla ortadan kaldırılmıştır" sözleri, yapılan soykırımın boyutunu yeterince açıklıyor.


Son 20 yılın faili meçhulleri…


Tüm bu yaşananların yanında bu son yirmi yıllık savaş sürecinde "faili meçhule" giden binlerce Kürt insanının, askeri cezaevlerinin işkence tezgahından geçen yüz binlerce insanın, yakılan ve yıkılan binlerce köy ve kasabanın ve büyükşehirlere göç ettirilen milyonlarca insanın tüm dünyanın gözü önünde yaşadığı zulümler de soykırımdan başka bir şeyle açıklanamaz.


Ve IŞİD çeteleri Kürtleri yok etme amacıyla yola çıktı


Kürt halkının 40 yıldır sürdürdüğü mücadelenin ardından, alternatif sistem olan demokratik modernitenin hayat bulduğu Rojava, bütün Ortadoğu ve dünyanın gündemi haline geldi. Çok dilli, çok kimlikli ve demokratik bir yaşamın inşa edildiği Rojava, kapitalist modernite için bir tehdit unsuru olarak görülünce, devletlerin IŞİD çetelerini maşa olarak kullanmasıyla, devrim bitirilmek isteniyor. Önce Irak'a, ardından Şengal'de yaşayan Êzidî Kürtlere, 15 Eylül'den bu yana ise Rojava'nın Kobanê kantonuna insanlık dışı saldırılarını sürdüren IŞİD, aldığı silah yardımıyla da en ağır silahlarla Kürt halkına yönelmeye devam etmekte. IŞİD'in devlet destekli saldırıları karşısında ise YPJ/YPG güçleri görkemli bir direniş göstermekte. Ve IŞİD'in yaşattığı insanlık dramı karşısında hala tüm dünya sessiz…


BİTTİ…


(gk/mg)