Kadına yönelik şiddet toplumsal dönüşümle engellenecek
08:39
Dilan Karamanoğlu/JINHA
İSTANBUL - Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Savunuculuk ve İletişim Koordinatörü Şehnaz Kıymaz, kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanmış olan ve Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'ni değerlendirerek, kadına yönelik şiddetin toplumsal dönüşümle engelleneceğinin altını çizdi.
Türkiye'de kadın katliamları, taciz, tecavüz, şiddet ve katliamlar her geçen gün artarak devam ediyor. Kadına yönelik şiddeti engellemek amacıyla Avrupa Konseyi tarafından İstanbul'da imzaya açılan "İstanbul Sözleşmesi"ne ilk imza atan ülke Türkiye oldu. Ancak Türkiye'de her gün yüzlerce kadın şiddete uğruyor, neredeyse her gün bir kadının erkekler tarafından katledildiği haberleri yapılıyor. Türkiye 11 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeye imzayı attı. 24 Kasım 2011 tarihinde ise parlamentoda onayladı. 8 Mart 2012'de ise resmi gazetede yayınlanmasının ardından 14 Mart 2012'de Avrupa Konseyi Sekreteryası'na iletti. Kadına yönelik şiddetin engellenmesi için imzacı devletlere birçok sorumluluk getiren sözleşmede neler yer aldığını Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Savunuculuk ve İletişim Koordinatörü Şehnaz Kıymaz'a sorduk.
'Evrensel bir sözleşme'
Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Savunuculuk ve İletişim Koordinatörü Şehnaz Kıymaz, İstanbul Sözleşmesi'nin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet ile mücadeleyi sadece bir alan üzerinden değil, aynı zamanda içerisinde bulunan bütün konuların bütüncül bir politika halinde incelenmesi olarak ele aldığını söyledi. İstanbul Sözleşmesi'nin Avrupa Konseyi ülkelerini bağladığı gibi aynı zamanda konsey içerisinde yer almayan ama sözleşmenin hazırlanması sırasında destek vermiş diğer ülkeleri de kapsadığını belirten Şehnaz, "Böylelikle sözleşmenin diğer ülkeler tarafından da ülkeye açık bir hali var. Bu da sözleşmenin evrensel olarak ne kadar önemli olduğunun başka bir göstergesi" dedi.
'Kadına yönelik şiddet 4 yaklaşımda ele alınıyor'
Şehnaz, sözleşmede kadına yönelik şiddetin engellenmesi konusunun dört yaklaşımda ele alındığını söyleyerek, "Bunlar kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, faillerin cezalandırılması ve bütün bu konuların bütüncül politika halinde incelenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Kadına yönelik şiddetin bir alanda değil, bütüncül bir politika olarak, toplumsal bir dönüşümle engelleneceği gerçeğini bizlere daha çok vurguluyor" diye konuştu.
'Kadına yönelik şiddet tarihsel olarak ele alınıyor'
Şehnaz, İstanbul Sözleşmesi'nde kadına yönelik şiddetin detaylı anlatıldığını ve şiddetin tarihsel boyutunun ele alındığını belirtti. Kadın erkek eşitsizliğinin ataerkil bir toplumun sonucu olarak ortaya çıktığını dile getiren Şehnaz, sözleşmenin aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için önemli olduğunu aktardı.
'Türkiye'de sığınaklar yetersiz'
Sözleşme içerisinde sığınaklarla ilgili olan kısımda ise sığınaklarda olması gereken yeterlilikler ve kapasitelere, bunun yanında kadınların bu süreçte güçlendirilmesi, sığınak sonrası hayatlarında barınma ihtiyacı, iş bulma ihtiyacı gibi ihtiyaçlarının karşılanması anlamında devlete hükümlülükler verdiğini söyleyen Şehnaz, "Türkiye'de yaklaşık 120 tane sığınak var ve bunlar kadınlar açısından yetersiz. Bunların içinde ne yazık ki, bağımsız kadın sığınaklarının sayısı çok az. Bunun nedeni de devletten hiçbir şekilde finansal destek görememeleri. Devlet kendi açtığı sığınaklara 'konuk evi' diyor. Burada kalan kadınları misafirleştiriyor. Sığınakların önce isimlerinin doğru konulması sonrasında ise yeterli uzman kadronun bulundurulması gerekir" dedi.
'Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri' hükmü
İstanbul Sözleşmesi'nin aynı zamanda, Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri'nin açılması öngörüldüğünü söyleyen Şehnaz, "Bu merkezlerde devlet tarafından sadece kadınlara yönelik şiddetle ilgili çalışacak Acil Yardım Hattı'nın olması gerektiği öngörülüyor. Bu hatta Türkiye'de konuşulan bütün dillerde hizmet verilmesi gerektiği de sözleşme içerisinde yer alan hükümlülükler arasında yer alıyor" diye konuştu.
'İkincil mağduriyetlerin engellenmesi' hükmü
Sözleşmenin getirdiği başka bir hükümlülüğün ise ikincil mağduriyetlerin engellenmesi olduğunu belirten Şehnaz, "Bilindiği gibi Türkiye'de kadınlar şiddet mağduru olduktan sonra devlete başvurduklarında çeşitli yerlerde bu karakolda da olabilir, savcılıkta da olabilir, adli tıpta da olabilir, dava sürecinde de olabilir, ya da sığınakta yaşıyorken de olabilir, mağdurlarıyla karşılaşarak yaşadıkları travmaları tekrar yaşamak durumunda kalarak ikinci defa mağdur ediliyorlar. Bu mağduriyetler kadınların zaten travma şeklinde yaşadıkları süreçleri daha da kötü yaşamalarına ve daha derin izler bırakmalarına sebep oluyor. Devletin artık İstanbul Sözleşmesi'nde bu ikincil mağduriyetleri çeşitli yollardan önleme hükümlülüğü de var" dedi. İstanbul Sözleşmesi içerisinde sadece kadına yönelik şiddet konusunun geçmediği, aynı zamanda hane içerisindeki tüm şiddeti kapsadığını aktaran Şehnaz, bu doğrultuda şiddete tanık çocukların koruması hükmünün de sözleşme içerisinde yer aldığını söyledi.
'Politikalarda sivil toplum örgütlerinden görüş alınacak'
Sözleşme ile devletin kadına yönelik şiddet konusunda sivil toplum örgütleriyle beraber çalışması hükmünün de getirildiğini söyleyen Şehnaz, "Devlet sivil toplum örgütlerinin kadına yönelik şiddet konusunda yaptığı çalışmalara finansal olarak ve diğer farklı yöntemlerle destek verecek. Aynı zamanda politika yaptığı zaman sivil toplum örgütlerinin görüşlerini alması da devletten bir sorumluluk olarak isteniyor. Umarız ki, bu da yakın zamanda eyleme geçecek bir alan olur" ifadelerinde bulundu.
'Toplumsal cinsiyet terminolojisi eksik'
Türkiye'nin, içerisinde cinsel yönelim ve cinsel kimlik terimlerinin geçtiği bir sözleşmeye imza atmış olduğunu bunun da LGBTİ-Q hareketi açısından önemli olduğunu vurgulayan Şehnaz, "LGBTİ-Q hareketi sözleşme yürürlüğe girmeden önce anayasaya çalışmaları sırasında anayasanın ayrımcılık maddesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği terimlerinin girmesi için sözleşmeyi savunuculuk faaliyetlerinde bulunmuştu. Fakat Türkiye hükümeti 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddet kanununu yaparken hem bu terimleri içeriğine sokmadı, hem de toplumsal cinsiyet terimini tam da LGBTİ-Q'lara refere ettiği düşüncesi alt metniyle yasadan çıkardı. İstanbul Sözleşmesi üzerine temellendirilmiş olması gereken 6284 sayılı yasada 'toplumsal cinsiyet eşitliği' terminolojisi eksik bir durumda" dedi.
(dk/mg)

