Êzidî kamplarına ilişkin hazırlanan rapor açıklandı
12:55
JINHA
HABER MERKEZİ – İBÜ Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı Öğrencisi Psikolog Gülsüme Oğuz, 5 kentte kurulan ve Êzidîlerin kaldığı kamplarda gerçekleştirdiği görüşmeleri ve incelemeleri raporlaştırdı. Raporda Êzidî sığınmacıların son durumlarına ilişkin bilgi verilirken, sığınmacıların maruz kaldıkları 73’üncü soykırımın ardından devlet olgusuna ve Müslümanlara karşı duyulan güvensizliğin dikkat çektiği ifade edildi.
İstanbul Bilgi Üniversitesi (İBÜ) Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı Öğrencisi Psikolog Gülsüme Oğuz, 23-26 Ağustos 2014 tarihleri arasında Diyarbakır, Batman, Mardin ve Şırnak’a IŞİD saldırıları nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalan Êzidî Kürtlerin fiziki ve psiko-sosyal durumlarının ve ihtiyaçların tespit edilmesi amacıyla izleme çalışması gerçekleştirdi. İlerde yapılması planlanan çalışmalara ışık tutması açısından ziyaret edilen yerlerde fotoğraflar da çekilirken, ayrıca yapılan görüşmeler meslek profesyonelleriyle de paylaşılabilmesi açısından ayrıntılı olarak not edildi. Bu izleme çalışması sırasında ilgili yerlerde resmi ya da gönüllü olarak görev yapan yönetici, koordinatör, sosyal çalışmacı, doktor, hemşire ve öğretmenlerle görüşmeler yapan, Şengallilerin isteği üzerine sohbetler gerçekleştiren Gülsüme, çalışmanın ardından 10 sayfalık bir rapor hazırladı. 2’si Diyarbakır’da olmak üzere gezilen beş kamptan rapora göre; koşulları diğerlerinden ayrılan kamp, Mardin’in Midyat ilçesinde bulunan AFAD Kampı oldu. AFAD kampında kalan 2 bin 549 Êzidî ile 2 bin 921 Arap bir arada yaşamakta. Aşağı ve yukarı olarak ayrılmış olan kampta iki kesim arasında bir tartışma, gerginlik yaşanmaması amacıyla iki sıra çadır boş bırakılmakta. Êzidîler ise, Suriyeli Araplardan sürekli tehdit aldıklarını belirtmekte. Raporda ayrıca kampa hem uzaktan hem de içinden bakıldığında “çadırdan oluşan bir cezaevi” izlenimi yarattığı da ifade edilmekte.
Psikolog Gülsüme Oğuz tarafından yapılan araştırma sonuçlarının rapora yansıyan önemli ayrıntıları şöyle:
“*03.08.2014’ten beri IŞİD örgütünün Suriye ve Irak’taki halklara yönelik katliamı sürmektedir. Bu katliam sonrası hayatta kalan Êzidî Kürtler yaşadıkları yer olan Şengal Bölgesi’ni yaşam hakları ihlal edildiği için terk etmek zorunda kalmış ve Şırnak başta olmak üzere Diyarbakır, Mardin, Batman ve Urfa illerine sığınmışlardır. Bu sebeple Şırnak’tan resmi ve gayri resmi yollarla ülkeye giriş yapan sığınmacı sayısı her geçen gün artmaktadır.
* Belediye, BDP ve HDP siyasi partileri ile sivil toplum örgütlerinin ülke çapında yürüttükleri yardım kampanyaları ve yerli halkın desteği sayesinde Êzidî sığınmacıların barınma, beslenme, giyinme, temizlik ve fiziksel ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bu ihtiyaç karşılama çalışmalarının yaygınlaşması ve ihtiyaç olduğu sürece devam ettirilmesi getirilmesi gerekmektedir.
* Sığınmacılar, yakınlarından kimlerin sağ ve güvende olduğu kimlerin olmadığı bilgisine ulaşamamaktadır. Yakınlarına ulaşabilmek için sığınmacılar kamplar arası geçiş yapmayı isteyebilmektedir.
* Uğradıkları 73. soykırımdan sonra eski topraklarına dönmek istememektedirler. Bundan sonra nerede yaşayacaklarıyla ilgili dini liderlerinden gelecek kararı beklemekteler.
* Türkiye’de onları bekleyen siyasal ve sosyal hayat hakkında bilgileri oldukça kısıtlıdır. Birçoğu, YPG gerillalarını T.C. devleti güvenlik gücü sanıyor. Kürtçe eğitim alabileceklerini, dini ibadetlerini ve eğitimlerini rahatça sürdürebileceklerini, devlet desteğinden yararlanabileceklerini düşünmektedirler. Şu an devlet desteği almadıklarını kabul edemedikleri anlaşılmıştır.
* Yaşadıkları en büyük hayal kırıklığı devletlerinin onları korumamış olmasıdır. Her kampta dile gelen ortak sözler şuna benzerdir: ‘Barzani bizi sattı. Bizi gözden çıkardı. Önce peşmergeler geldi ve sizi koruyacağız dedi. Bizim kendimizi korumak için hafif silahlarımız vardı. Onları da aldılar. Sizi korumak için bize lazım olur dediler. Ama IŞİD yaklaşınca önce onlar kaçtı.’
* Dünyaya karşı güvenlerinin sarsılmış olduğu en sık dile gelen cümleydi.
* ‘Kirvelerimiz’ dedikleri Müslüman Arap komşularının ihanetine uğrayan Şengalli Êzidîler; onlara kucak açan ‘Müslüman Kürt ve Türk’ komşularının topraklarında güvende hissedememektedirler. Silopi ve Midyat kamplarındaki görevliler ‘Acaba bize ne yapacaklar burada? Toplu mu öldürecekler?’ sözlerini işittiklerini ilettiler.
* Dini liderlerinin yanında güvende olabileceklerine inanıyorlar. Şengalli erkeklerden bazıları 2. büyük dini liderleriyle birlikte Şengal’de kalıp savaşmayı tercih etmiş. Kaçanlar ise en büyük dini liderlerinin yaşadığı ülke olan Almanya’ya gitmek istemektedirler.
* Hayatta kalmış olmak ve yurtlarını terk etmiş olmakla ilgili başvurdukları savunmanın çaresizlik olduğu şu sözlere dayanılarak düşünüldü. ‘Kendimizi koruyacak hiçbir şeyimiz yoktu elimizde. Diğer köylerde ne yaptıklarını duyuyorduk. Baş edemezdik. Silahımız yoktu. Kimimiz IŞİD’le karşılaştı öldü. Kadınlarımızın, kızlarımızın namusu alındı. Onları pazarlarda Araplara satıyorlar. Erkeklerin kafasını kestiler. Biz de yürümeye başladık. Şengal dağına sığındık.’
* Êzidî inancına göre insan öldürmek en büyük günahtır. Bir insan öldüren dinden çıkmakla kalmayıp Êzidî kavminden de dışlanmaktadır. Buna karşın IŞİD saldırısı sonrası, Êzidî kadınlar tecavüze uğramaktan korunmak için kendilerini öldürme amacıyla bıçak taşımaktadırlar.
* Midyat ve Silopi kamlarındaki sığınmacılar sık ağlama, uykuya dalmakta güçlük, uykudan irkilerek uyanma, kabus görme, iştahsızlık, tedirginlik, ajitasyon belirtilerini daha sıklıkla göstermekteydi. Genç kadınların akut stres bozukluğu belirtilerinin diğer kişilere oranla daha şiddetli olduğu belirtilmiştir.
* Şengalli Êzidî Kürtlerin sığındığı illerde 1 Eylül itibariyle resmi ve/veya gönüllü çalışacak öğretmen, sosyal çalışmacı, rehber psikolojik danışman ve psikologlara daha çok ihtiyaç duyulacağı öngörüldü.
* Resmi ya da gönüllü çalışan personelin büyük bir adanmışlıkla hizmet verdiği gözlendi. Çalışanların hemen hepsi “Müslüman Kürtlerden” oluşuyordu ve Êzidîlere ‘Siz bizim öz kardeşlerimizsiniz’ söylemiyle yaklaşıyordu. Uğradıkları soykırımın hem Êzidî hem de Kürt olmalarından kaynaklı olduğunu düşünüyorlardı.
* Şengallilerin çoğu, uğradıkları soykırımı sadece Êzidî olmalarıyla açıklıyordu. Êzidîliğin yaradılış mitine dayanarak kendilerini ‘diğer tüm kavimlerden farklı ve özel bir kavim’ olarak kabul etmekteler.
* Diyarbakır’da başlatılmış olan eğitsel ve sosyal çalışmaların diğer illerde de başlatılmasının ve Êzidî göçmenlerin üretime katılmasının yararlı olacağı görüşü paylaşılmıştır.
* Bölge illeri içinden ve dışından bu konuda eğitim ve/veya süpervizyon vermeye gönüllü olan kişilerin planlanmış bir program dâhilinde uzun süreli olarak hizmet vermeleri beklenmektedir.
* Ayrıca, gazete çalışanlarının travmatize olmuş bireylere yaklaşımında dikkat etmesi gerekenler konusunda bilgilendirici bir çalışmanın yapılmasına ihtiyaç olduğu düşünülmüştür. Bu konuda bilgilendirici bir yazının oluşturulup medya çalışanlarıyla paylaşılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.”
(gk/mg)
