Teknoloji bağımlılığına karşı komünal yaşam!

08:36

 


JINHA


COLEMÊRG - Kürt halkı köylerde sürdürdüğü yaşam içerisinde kendi üretimini yapıyor. Topraktan ve besledikleri hayvanlardan elde ettikleri besinlerle yaşamını sürdüren köylüler, kendi tarlalarında yaptıkları organik tarımla aynı zamanda ekonomiklerine güç katıyorlar. Köylüler, teknolojinin kıskacına girerek bağımlı bir hayat sürdürmek yerine, tamamen doğal, ekolojik ve komünal bir yaşamı tercih ediyor.


Mezopotamya'da bin yıllar öncesine dayanan komünal yaşam kültürü, hala bölgedeki köylerde varlığını sürdürmektedir. Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Karlı Köyü (Befircan) de, komünal yaşamın hala sürdürüldüğü mekanlardan birisi. Befircan Köyü'nün kadınları sabah erken saatlerde koyunlarını sağmaya neşeli ve güler yüzleriyle gidiyor, kadınlar yorulmak bilmeden ve imece usulü ekmeklerini pişiriyor. Savaşların sürdürüldüğü bir coğrafyada yüzleri gülmeyen kadınlar için, köy yaşamının devam etmesi, bir parça mutluluk savuruyor yüzlerine. Kadınlar bağ bahçeden, bildikleri bitkilerden dermanlar üretmekte, ısırgan otu, hevizar yaprağı, tirşok yaprağı gibi birçok bitkiden şifalı karışımlar elde ediyor. Şehir merkezinde de evlerinin olmasına rağmen köyünden kopamadığını söyleyen ve bizlere Befircan Köyü'ndeki yaşamını anlatan Hanım Tımarcı,"Biz hayatımızı köylere verdik, teknolojiye değil. Ekmek pişiririz, koyunlarımızı sağarız, yemek pişiririz, tavuk ve ördek besleriz, tarlamızı eker biçeriz, tarlalarımızda domates, biber, patlıcan, brokoli, salatalık, ay çekirdeği ve buna benzer birçok sebze meyve eker ve toplarız. Birçok sebzeden de geçim kaynağımızı sağlarız" dedi.


'Köylerdeki insanlar şehirdekiler gibi yabancılık çekmez'


Hanım, "Bu köydeki herkes Kürt ve bu nedenle iyi anlaşıyoruz, iyisiyle kötüsüyle hep bir aradayız hep birlikte iyi geçiniyoruz" dedi. Köy ve şehir yaşamındaki farklılıklara değinen Hanım, şehirde yaşayan insanların teknolojiye bağlandıklarını ve doğa güzelliklerinden uzak olduklarını dile getirirken, "İnsanlara şehir hayatı rahat geliyor olabilir, ama şehir insanı zindandaymış gibi bir hayat sürdürmekte. Çünkü şehirdeki insanlar ancak gezmek amaçlı çarşıya kadar gider, yoksa hep evde hayatını sürdürür. Şehirde ya misafirliğe gidersin ya da bazen misafir beklersin, ama biz köylerde akrabalarımızı, dostlarımızı, ailemizi görüyoruz. Mesela ben komşuma giderim, yerim, içerim, onlar gelir aynı şekilde, yabancılık çekmeyiz" sözlerine değindi.


'Hayatımızı köylere verdik teknolojiye değil'


Hayatlarını çiftliğe, bağ bahçeye doğal yaşama verdiklerini ve bundan keyif duyduklarını söyleyen Hanım, "Biz hayatımızı köylere verdik, teknolojiye değil. Ekmek pişiririz, koyunlarımızı sağarız, yemek pişiririz, tavuk ve ördek besleriz, tarlamızı eker biçeriz. Tarlalarımızda domates, biber, patlıcan, brokoli, salatalık, ay çekirdeği ve buna benzer birçok sebze meyve eker ve toplarız. Birçok sebzeden de geçim kaynağımızı sağlarız" ifadelerinde bulundu. Hanım, tarlalarında yetiştirdikleri sebze ve meyveleri nasıl ektiklerine değinirken, sebze ve meyvelerin tohumlarını ilkbaharda ektiklerini ve Temmuz ayına kadar ürünlerini aldıklarını söyledi" dedi.


'Kış hazırlıkları başladı'


Kış mevsimin zorlu koşullarına karşı şimdiden hazırlık yaptıklarına değinen Hanım, kış hazırlıkları kapsamında organik sebze, meyve ve süt ürünlerinden yararlandıklarını dile getirdi. Hanım, yaptıkları kış hazırlıklarını anlatırken, "Biz patateslerimizi sonbaharda toplarken çuvallara koyup toprak altında açtığımız çukurlarda saklıyoruz. Eğer toprak altına koymazsak hep çürür ve bazıları da dal verir. Aynı şekilde peynir ve yoğurtları da bu şekilde toprak altına koyuyoruz ve üstünü otlarla kapatıyoruz. Malum kışın pek süt ürünleri mevcut olmadığından dolayı toprak altına bırakıyoruz. Hem tadı daha güzel oluyor, hem de bu şekilde bozulmuyor" sözlerine yer verdi.


Dermanlarını eczanelerden değil topraktan alıyorlar


Günümüz tıbbında hastalıkların tedavisi sadece eczane raflarından alınan ilaçlara mahkum edilirken, kullanılan antibiyotiklerde hastalık olduğu söylentisine karşı bazı şifalı bitkiler kullanılmasını gerektiğini dile getiren Hanım, "Hevizar yaprağı yaralara iyi geliyor ve iyileştiriyor. Parmağın kanasa hemen üstüne bırakman yeterli, mikrop kapmaz. Hevizar yaprağı iltihaba da iyi geliyor. Tadı acıdır, bu nedenle bir saat kaynatıp, bir saat de kendi suyunda beklettikten sonra bir saklama kabına kaldırın ve için. İltihaba iyi gelen hevizar yaprağının kansere de iyi geldiğini söyleyenler var" diye belirtti.


Hanım, köylerinde de bolca yetişen ısırgan otuna da işaret ederek, "Isırgan otu ise, mantara iyi gelir. Dalından koparıp mantarın oluştuğu bölgeye sürülür ve zamanla geçtiği görülür. Isırgan otu, saç dökülmesine karşı da yararlıdır. Birçok şifalı bitkilerimiz mevcuttur. Ben de bu şifalı bitkileri kayınvalidemden öğrendim ve dermanlarımızı kendimiz bu bitkilerden buluyoruz" ifadelerinde bulundu.


(ba/gk/mg)