'Çocuklarımın büyüdüklerini seslerinden anlıyorum'

08:44

 


Sevcan Atak/JINHA


İZMİR - Genç bir kadınken köylerindeki baskılara dayanamayarak ailesiyle birlikte Maxmur'a giden Şirin Paksoy, kampa gidiş sürecinde saldırı altında yaşadıkları zorlu günleri anlattı. 1990'lı yıllarda işkencelere maruz kalan, çocukların açlıktan ölümlerine tanıklık eden Şirin, kendi topraklarına döndüğünde 'örgüt üyeliği' suçlamasıyla cezaevine girdi. Siirt Cezaevi'nden Şakran Cezaevi'ne sürgün edilen genç bir anne olan Şirin, iki yıldır çocuklarını görmüyor. Çocuklarıyla sadece hafta bir telefondan görüşme imkanı bulan Şirin, "Büyüdüklerini seslerinden anlıyorum" diyor.


Kürdisan'da her kadının yaşamında acı ve mücadele birlikte filizleniyor. Baskı, işkence dolu 1990'lı yıllarda büyük trajediler yaşayan Kürt kadınlarının hikayeleri, bugün topraklarından göç etmek zorunda kalan Êzidî kadınların yaşamlarında yeniden canlanıyor. Genç bir kadınken Şırnak'ın Uludere ilçesinde baskı ve işkencelerine dayanamayarak, ailesiyle birlikte göç yollarına düşen ve Maxmur kampına giden Şirin Paksoy'un anlatımları, yaşadıklarının aynısının IŞİD çetelerinin saldırılarından kurtulmak için göç yollarına düşen Êzidilerin de bugün yaşadığını gösteriyor. Maxmur'a ulaşana kadar Federal Kürdistan Bölgesi'nde çeşitli kamplarda kalan köylülerin açlık, susuzluk yanında bir de saldırılara maruz kaldığını anlatan Şirin, kendilerini PKK'lilerin kurtardığını anlatıyor. Yaşadıkları bunlarla da sınırlı olmayan Şirin, yıllar sonra Şırnak'a döndüğünde siyaset çalışmaları nedeniyle tutuklanıyor. İki çocuğu olan Şirin Paksoy şu anda Şakran Cezaevi'nde. Tutsak gazeteci Sevcan Atak'ın ropörtaj yaptığı Şirin, hem yaşadıklarını, hem de çocuklarına duyduğu özlemi anlattı.


'Koruculuk baskısıyla göç ettik'


Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Repin köyünde doğan Şirin Paksoy, 1995 yılında yaptığı evlilikten iki kız çocuğu dünyaya getirdi. Şirin'in eşi ikinci çocuğu daha kundaktayken Cudî Dağı'nda Bilikî bölgesinde askerlerin pususunda yaşamını yitirdi. Çocuklarını yalnız başına büyük zorluklar içinde büyüten Şirin, 2009'un sonlarına doğru "örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla tutuklanıp cezaevine girdi. Şirin'in iki kızına Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Şenoba köyünde kalan annesi büyütüyor. 6 buçuk yıl ceza verilen Şirin, bu durumdan çocuklarının çok etkilendiğini belirtiyor. Babasız büyüyen çocuklarının şimdi de annesiz kalmayı kaldıramadığını ifade eden Şirin, çocuklarını her telefon görüşmesinde kendisine, "Anne ne zaman geleceksin" diye sorduğunu anlatıyor.


'Çocuklarına şeker getiren anneyi darp ettiler'


Tüm yaşamını devlet baskısı ve zulmü altında geçirdiğini ifade eden Şirin yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Askerler sürekli köyümüzü basıp bize işkence ederdi. 1993'de köyümüze yapılan baskında bizden korucu olmamız istendi. Bizim ve hemen yakınımızda bulunan Mijin köyünde de aynı baskıların uyguladılar. İki köyde koruculuğu kabul etmedi. Bu yüzden aylarca ambargo uygulandı köylerimize. Mijin köyünden yaşlı bir annenin çocuklarına yiyecek bir şeyler getirmek için cebine koyduğu şekerleri bulmuştu askerler. Anneyi darp eden askerler şekerleri de dereye attı. Buna benzer çok trajik olaylar, acılar yaşadık.  Bu baskılara dayanamayarak kabile kabile yönümüzü dağlara döndük. Şimdi Şengal'den dağlara sığınan Êzidîler gibi biz de yanımıza almadan gitmiştik. Anneler varsa bir terlik veya ayakkabı giydirip çocuklarını ayağına yollara düştü.


'Çocukların bedenleri havan toplarıyla parçalandı'


Sınıra doğru giderken askerlerin kendilerine silahlarla toplarla saldırdığını anlatan Şirin, şöyle devam ediyor:  "Gece geç saatte sınıra vardığımızda karakoldan üzerimize toplarla, silahlarla sürekli ateş açılıyordu. Çığlık çığlığa nereye gideceğimizi, nasıl korunacağımızı bilmeden koşturup duruyorduk. Çocuklar annelerin sırtlarında havan topuyla bedenleri parçalanarak yaşamını yitirdi. Çok sayıda kişi yaralandı. Daha sonra gerillalar gelip bize yetişti. İmkanların dahilinde yaralarımızı sarmaya ve güvenlik yerlere aktarmaya çalıştılar. Bizi Federal Kürdistan'a bağlı Biherê bölgesine götürdüler. "


'Çevredeki otları toplayarak yemek yapıyorduk'


KDP'nın topraklarına gitmiş olmalarına rağmen PKK'liler dışında kendilerini kimsenin sormadığını ifade eden Şirin, yetkililerden herhangi ir yardım almadan yaşama tutunmaya çalıştıklarını anlattı. Türk jetlerinin de sürekli üzerlerinden geçtiğini ve psikolojik bir baskı yaptığını belirten Şirin, "Uzun süre hevaller dışında kimse bizi sormadı ancak onların da imkanları sınırlı olduğundan yetmiyordu. Bir süre sonra Birleşmiş Milletler heyeti gelip durumumuzu kontrol etti. Yardım, erzak sözü verdikleri halde hiçbir şey gelmedi. Topladığımız otları yemeğe dönüştürmeye çalışıyorduk. Bizler de BM ve KDP'nin duyarsızlığına karşı eylem yaptık. Açlıktan öleceksek en azından anlamı olsun diyorduk. Çevreden topladığımız otları da yemeyerek çoluk çocuk hepimiz bedenimizi açlığa yatırdık. 20 günden sonra kısıtlı da olsa yardım gelmeye başladı" dedi.


'Havalar soğuyunca çocuklar ölmeye başladı'


Havalar soğumaya başlamasıyla çocukların soğuktan öldüğünü belirten Şirin, hikayesinin devamını şu şekilde anlattı: "Çadır ve battaniye istedik ama verilmedi. Bir gece orayı terk edip gerillaların olduğu Bêrsive bölgesine geçtik. Sayımız 5 bine yakındı. 2 aya yakın Bêrsive'de kaldık ancak orada da ciddi bir su sorunu vardı. Küçük göletlerden su ihtiyacını karşılamaya çalışıyorduk. Bêrsive'ye gelirken iki gruba ayrılmıştık. Bir grup Gele Kıyamet, diğer grup Ertuşa bini bölgesine gitti. Coğrafyası daha kötü olan Ertuşa bini bölgesinde olanlar yanımıza gelmek istediler. Ancak izin verilmedi. Bunun üzerine PKK ve KDP arasında bir süre çatışmalar yaşandı. Türkiye'nin de desteğiyle sürekli bize saldırıyorlardı. Çevre köyler bize gizlice yiyecek veriyordu biz de çocuklarımız açlıktan ölmesin diye saklayıp çocuklarımıza yediriyorduk. Şengal'de IŞİD çetelerinin saldırılarına maruz kalan Êzidîler gibi biz de PKK tarafından kurtarıldık. Gerillalar hem ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyor, hem bizi de çatışlardan koruyarak güvenli bir yere taşımaya çalışıyorlardı. Bu çabalar sonucunda Maxmur'a gittik.


'Çocuklarımın büyüdüklerini seslerinden anlıyorum'


Uzun yıllar bu kadar acı çektikten sonra Türkiye'ye geldiğimde yine aynı baskıyla karşı karşıya kaldım. Uludere'de siyaset çalışmaları yaptım. Bir anne olarak barış için hep çalıştım ama karşılığı gözaltı, baskı ve işkence oldu. 2009'da tutuklandım Siirt Cezevi'nden Şakran'a sürgün edildim.  İki çocuğuma annem bakıyor. Annem iki oğlunu dağda yitirdi. Bende cezaevindeyim. Siirt'teyken çocuklarımı görebiliyordum ama burada 2 yıl oldu çocuklarımı görmeyeli. Büyüdüklerini hafta bir telefonda görüşürken seslerinden anlıyorum."


(sa/gc/mg)