Yıllar geçse de acıları dün gibi taze…

08:41

 


JINHA


AMED - Bölge genelinde 1990'lı yıllarda yaşanan faili meçhul cinayetlerin en yoğun yaşandığı yerlerden biri de Silvan… Eşlerini faili meçhul cinayetlerde kaybeden kadınlar, yıllarca kaybettikleri eşlerinin kemiklerini arayıp durdu. Aradan yıllar geçse de yaşadıkları acının dün gibi taze olduğunu belirten kadınların tek isteği eşlerinin kemiklerinin bulunması. 


Bölge illeri başta olmak üzere Türkiye'nin birçok kentinde 1990'lı yıllarda onlarca faili meçhul cinayet yaşandı. Evlerinden alınan ve bir daha geri dönemeyen, sokak ortasında silahlı saldırıya uğrayan, aynı zamanda işkence ile katledilen yurttaşların birçoğunun hala akıbeti ortaya çıkmış değil. İstanbul'da Cumartesi Anneleri, Diyarbakır ve Batman'da Kayıp Yakınları yıllardır meydanlarda kayıplarının akıbetini öğrenmek için çağrıda bulunuyor. Bölge illerinden en fazla faili meçhul cinayetlerin yaşandığı Batman'ın yanı sıra Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde her üç evden birinde faili meçhul cinayetler yaşandı. 1990'lı yıllarda Silvan'ı özellikle kendine üs olarak seçen Hizbul-Kontra ve JİTEM, sokaklarda insanlara satırlarla saldırıyor, diri diri gömüyor, silahlarla tarıyorlardı. Bu cinayetlerin üzerinden yıllar geçse de geriye bıraktığı acılar unutulmuyor. Eşini kaybetmiş ve çocuklarına tek başına bakmak zorunda kalmış binlerce kadın, binlerce anne o dönemin izlerini hala üzerinde taşıyor. O dönemde eşlerini kaybeden kadınlardan Nedret Karlıdağ,  Besiye Uçak ve Edibe Bozutmağ eşleri katledildikten sonra verdikleri yaşam mücadelesini JINHA'ya anlattı. 


'Feryatlarımızı kimse duymuyordu'


Eşini 1993 yılında kaybeden Nedret Karlıdağ, eşi Şaban Kaya'nın Diyarbakır'dan gelen kuzeni ile birlikte gezmeye çıktıklarını belirterek, "Onlar evden ayrıldıktan iki saat sonra komşular gelip 'Şaban çölde vurulmuş' dediler. Oraya gittiğimizde amcasının oğluyla cansız bir şekilde yerde yattığını gördük. Beyaz bir arabadan silahla sıkılan ateş sonucu öldüğünü söylediler. O zamanlar Hizbullahçılar çok insanı öldürdü, eşimi de onlar öldürdü biliyorum. Zaten devletle işbirliği yapıyorlardı. Sokakta gördükleri herkesi kurşunlara diziyorlardı, kimse korkudan kafasını dışarıya çıkaramıyordu. Yaşananlar vahşetti, feryatlarımızı kimse duymuyordu. Yıllarca herkes sağır ve dilsizi oynadı. Eşimin ölüm haberini aldığım gün akşam saatlerinde cenazeleri eve getirdik. Eşim öldüğünde 2 yaşında bir çocuğum vardı, 8 aylıkta hamileydim. Tek başıma 2 çocukla ortada kalmıştım, babam cezaevindeydi. Bize sahip çıkacak, koruyacak kimse yoktu. Her şeye rağmen başım dik, gururluyum. Eşimin kimseye zararı olmamıştı. Onu bizden alanlar elbet bir gün hesabını verecektir" dedi.


'Hizbullahçılar ve polisler işbirliğiyle eşimi kaybettiler'


1990'lı yıllarda siyasi sorunlardan ötürü resmi nikâh yapamadığı için eşinin soyadını alamayan Besiye Uçak, eşi Ali İhsan Dağlı'yı kaybettiğinde 19 yaşındaydı. Üç çocuğuyla yaşam mücadelesi veren Besiye de yaşadıklarını şöyle anlattı: "1995 yılında devlet tarafından köyde yapılan büyük bir operasyonda eşim yaralanmıştı. Yaralı olarak yanında 7 kişi ile birlikte gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alamadık. Silvan ve Diyarbakır'da defalarca kez onu aradık ama bulamadık. Daha sonra polislerin onu serbest bıraktığı ve sivil kişiler tarafından Heşkêmergê (Kuruçayır) köyüne götürüldüğü ve orada elinden yaralandığı söylendi. Söylenenlere göre orada bir doktor eline pansuman yapmak için yanına gitmiş ama pansuman yapmasına izin vermemişler. Hizbullahçılar ve polisler işbirliğiyle eşimi kaybettiler. Onlar nerede olduğunu biliyorlardı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne her soruşumuzda 'Silvan alayda' diyorlardı, ama orada değildi."


'Mücadeleyi çocuklarımla beraber sürdüreceğim'


Sekiz yıl boyunca devlet tarafından oyalandıklarını ve eşinin yaşayıp yaşamadığına dair hiçbir bilgi alamadıklarını ifade eden Besiye, "Emniyet müdürüne defalarca kez gittik öldüyse ölüsünü, yaşıyorsa dirisini verin diye yalvardık. Dirisini vermiyorsanız bari yaşıyor deyin, ya da yerini söyleyin dedik ama bizi sürekli başlarından saldılar. İnsan toprağın altındaki kemiklerle bile konuştuğunda kendini iyi hissediyor. Bizi bundan bile mahrum ediyorlar. Kayınbabamla bir keresinde karakola gittik, polis memuru kayınbabama 'git evinde otur oğlunu PKK'den kurtarmışlar daha ne istiyorsun' dedi. Polis memuru masada duran bir bardağı göstererek, 'bak şu an bu bardak masanın üzerinde ama ben bunu alıp kırınca bardak artık olmayacak, tıpkı oğlun gibi daha neyin davasını yapıyorsunuz' dedi. Çocuklarım, 'arkadaşlarımız gidip babalarının mezarını ziyaret ediyorlar, dualar ediyorlar biz neden gidemiyoruz' diyorlardı. Onu diri görmekten umudumuzu kestik, hiç değilse bir toprak parçası istiyoruz. Eşim şehit olduğunda 20 yaşındaydım. Çocuklarımı tek başına büyüttüm, ailemin desteğiyle ayakta kaldım. Şehidimizle başımız diktir, mücadelesini çocuklarımla beraber bıraktığı yerden sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.


'Eşim ilk kurban değildi, son kurbanda olmadı'


"Eşim keşke sakat kalsaydı, tek kolu tek bacağı olsaydı ama sağ olsaydı yanımızda olsaydı" diyen bir başka faili meçhul kurbanın eşi Edibe Bozutmağ da, eşi Bahri Güneş'i 1993 yılında kaybettiğini belirtti.  Edibe, eşini kaybettiğinde büyük çocuğunun 9 aylık bir bebek olduğunu ve küçük oğluna da hamile olduğunu söyledi.  Edibe o yılları şöyle anlattı: "Eşimin öldürüldüğü gün köye babamın evine misafirliğe gitmiştim. Sabah erken saatlerde komşu çaldı kapıyı, 'telefon var' dedi annem kalktı gitti. Annem geri gelince bize 'hemen kalkın Silvan'a gidiyoruz, evleri taramışlar' dedi. Bahri'ye bir şey olduğunu hissettim, içime doğdu ama annem onun iyi olduğunu söyledi. Dolmuşun önüne geldik arabaya binmeden önce erkek kardeşim bana sarıldı, alnımdan öptü ama çok farklı bir sarılmaydı. Bana git ama biliyorsun dünyan başına yıkılacak der gibi sarıldı. Eşime Hizbullahçılar saldırmıştı, yolunu kesip taramışlar. Eşim ilk kurban değildi, son kurbanda olmadı"


'Kürt kadınları yaşadıkları acılarla güçleniyorlar'


Eşini kaybettiğinde 17 yaşında olduğunu söyleyen Edibe, "Hayatımız çok zorluk ve zahmetlerle geçti. Hayat bize zindan olmuştu, aylarca, senelerce psikolojik destek aldık. Çocuklarımı tek başıma büyütmek zorunda kaldım. Ailemin hem maddi, hem de manevi desteği çok fazla oldu, eşimden sonra yalnız bırakmadılar beni, her zaman yanımda oldular. Eşimle evlendiğim için, çocuklarımı dünyaya getirdiğim için asla pişmanlık duymadım. Dünyaya bir daha gelsem gene eşim Bahri ile olmak isterdim. Eşimle bir yıl yedi ay beraber yaşadım ama benim için bir ömür gibiydi. Çocuklarımda bende onun yolunda ilerliyoruz. Kürt kadınları çok güçlüdürler, çektiğimiz bütün acılar bizi daha güçlü kılıyor. Eşim öldürüldüğü zaman televizyonlarda 'teröristler öldürüldü' diye haber yapmışlardı. Eşim çok yurtsever bir insandı. Eğer her yurtsever teröristse bütün Kürtler teröristtir öyleyse. Eşimin katilleri hala ellerini kollarını sallaya sallaya geziyorlar ortalıkta. Bize terörist diyenler önce adaleti sağlasınlar" sözlerine yer verdi. 


(bc/dc/zd/mg)