Kadınların direniş sembolü: Beritan (DOSYA 1)
08:40
Sevcan Atak/JINHA
İZMİR - Henüz 20 yaşındayken üniversiteli genç bir kadın olarak PKK saflarına katılan ve 1992 Güney savaşında 25 Ekim günü yaşamını yitiren Gülnaz Karataş (Beritan), Kürt kadınlarının özgürlük ve direniş sembolü oldu. Beritan ile 1991'de Federal Kürdistan Bölgesi'ne bağlı Xakurke'de tanışan ve 20 yıldır Şakran Cezaevi'nde tutuklu bulunan Aynur Epli, Beritan'ın kalıpları yıkmaya çalışan, özgürlükçü, kadın rengini, ruhunu yaşatan özelliklerini anlattı.
Kürt kadınının özgürlük ve direniş sembolü haline gelen Kürt kadın hareketinin ilk komutanlarından Gülnaz Karataş'ın (Beritan), peşmergelere teslim olmamak için kendisini kayalıklardan atarak yaşamını yitirmesinin üzerinden tam 22 yıl geçti. 1992 Güney Savaşı'nda etrafını saran peşmergelerin "Teslim ol sana bir şey yapmayacağız" söylemlerine karşılık "Siz düşmanla işbirliği yaptınız, güneyden kuzeyin devrimine saldırıyorsunuz, hainsiniz size teslim olmam" diyerek kendisini kayalıklardan atan Beritan, "Savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir" şiarıyla kadın ruhunu güzelleştirip, anlama dönüştürdü.
1991'de Beritan ile tanışan ve 20 yıldır Şakran Cezaevi'nde tutsak olan Aynur Epli, tutsak gazeteci Sevcan Atak'ın sorularını yanıtladı.
- Beritan ile ilk nerede karşılaştınız?
1991 yılıydı. Mücadeleye ilk katıldığım yaz aylarında Temmuz'da Xakurke'de kendisini gördüm. O yıl her taraftan özellikle de öğrenci gençlikten yoğun bir katılım vardı. Beritan'ın bulunduğu grup da o yıl katılım yapmış ve Çukurca bölgesindeydiler. Xakurke'de bizim bulunduğumuz alanlar eğitim kamplarının olduğu yerdi. Bu nedenle çeşitli yerlerden arkadaşlar bizim oraya gönderiliyordu. Heval Beritan da daha yeni olmasına rağmen geldiği alanda içinde bulunduğu grubun takım komutanı olarak görevlendirilmiş olarak bizim kampa geldi. Yolda çok zorluk çektiklerinden her arkadaş yarı ölgün vaziyette kampa vardı. Hepsi yeni ve dağ koşullarına yabancı olduklarından çok zorlanmışlardı. Onların içinde Beritan da yeni olmasına rağmen geldiğinde sanki o zorlukların içinden geçmemiş gibi dinç ve moralliydi. Hepimizin gözüne ilk çarpan Beritan'dı. Herkes yolda yaşadıklarını trajikleştirerek anlatırken Beritan, "Savaş dedin mi zor olur" diyerek yaşadıklarını ironikleştirerek, aktarıyor ve herkesi güldürüyordu.
- Sizdeki ilk izlenim ne oldu?
Yıllardır dağdaymış gibi rahat, girişken ve en önemlisi de cesurdu. Girdiği ilk ortamı hemen tanıma, anlama ve ona göre tek tek kişiye göre yaklaşım belirleme, anlama arayışı vardı. Arkadaşlar genellikle biraz çekingen dururlardı ama o öyle değildi. Her arkadaşın yüreğine giriyordu adeta. Beritan'la derin paylaşımlar ve sohbetler geliştirmek için onunla yıllarca kalmak gerekmiyordu. Bir an daha yanında kalmak onun seninle bütünleşmesine yetiyordu. En çok dikkat çeken ve herkesin esas aldığı özelliği, arkadaşlarını anlama arayışı içinde olması ve en zor koşullarda dahi moral ve coşkusunu yüksek tutmasıydı. Bu nedenle en zorlu görevlere dahi herkes Beritan'la gitmek istiyordu. Çünkü biliniyordu Beritan yanında olunca zorluklar acılar güzelliğe dönüşür. Yaşama dair hep pozitif, kazanımcı yönü, yanlış gördüğü yönü eleştirince kazanımcılığı esas alması örnek bir yaklaşımdı.
'Doğaya karşı hayranlığı vardı'
Doğaya karşı müthiş bir hayranlığı vardı. Doğada bulunan her canlığı kendisinden bir parça gibi hissetmeye çalışıyordu. Doğanın güzelliklerinin insana bağışlanan en kutsal şey olduğunu söylerdi. Bu nedenle doğa ile haşır neşir olmak gerektiğini, anlamak, tanımak gerektiğini söylerdi. Özellikle gerilla için bunun en büyük hassasiyet olması gerektiğine inanıyordu. Bir defasında bir arkadaş rahatsızlanmış ve mangada yatıyordu. Sonra gelip o arkadaşı mangadan çıkarıp çok güzel bir yamaca götürüp, yamaçtan görünen tüm doğal güzellikleri hissetmesini söylerdi. Neolitik'teki ana tanrıçaların yöntemiyle "Kendini doğaya bırakırsan rahatsızlığın geçer. Çünkü taşlar, kuşlar, çiçekler senin bütün hastalığını çeker ve sana pozitif enerji aşılar" dedi.
'Yanlışların üzerine büyük cesaretle gidiyordu'
Bize eğitim veren Rojavalı Şehit Halit ve Şehit Piro arkadaşlar vardı. Beritan'ın eğitimlerde sürekli soran, sorgulayıcılığı karşısında cevap olmada zorlanan bu arkadaşlar bazen espiri konusu oluyordu. Her şeye merakla yaklaşan bir tarzı vardı. Mesela bazıları soru sorar ve değerlendirme yapardı ama ezbere olurdu. Ancak Beritan arkadaş öyle değildi. En küçük ya da sıradan görünen şeyleri dahi yorumladığında çıkardığı derinliği, anlamı insana hissettiriyordu. Bunu yaşamda pratikte bütünleştirme arayışı vardı. Yani salt teoride kalmıyordu. Özelde de Önderliği tanıma arayışı çok fazlaydı. Birçoğumuz duygusal anlamda ele almakla sınırlı kalırken o ise Önderliğin çözümlemelerini her fırsatta okuyup anlamaya çalışıyordu. Buna rağmen eksiklik olduğunda kabul etmiyor ve yanlışların üzerine büyük cesaretle gidiyordu.
'Halay çekmeyi çok seviyordu'
Çok fazla espirili, komik bir arkadaştı. Bazen bir komedyen gibi çevresini güldürüyor, morallendiriyor, bazen de bir filozof gibi derin tartışmalara kayarak yoğunlaştırıyordu. Ancak esprilerinde dahi kişiyi yoğunlaştıran yanı belirgindi. En güzel yanı ise en ufak bir fırsatta halaya tutuşmasıydı. Halay çekmeyi çok sevdiğinden göreve dahi gittiğinde halay figürleri ile gidiyordu.
- İçinde bulunduğunuz koşulları ve süreci anlatabilir misiniz?
O dönemler savaşın birden yoğunlaştığı bir süreçteydik. Xakurke'de Çiyaye Karkeran dedikleri Geliye Azadiyê bölgelerindeydik. Orası eğitim kamplarının bulunduğu ve eğitimlerin yapıldığı bir yerdi. Bu nedenle sürekli farklı bölgelerden yeni katılmış arkadaşlar gruplar halinde oraya geliyordu. Bu nedenle devlet bu güçleri hedef alan bir saldırıya geçtiler. Çevredeki köylerden başlatarak bize doğru yaydılar. Köylere uçaklarla saldıralar olunca köylüler, köylerini bırakıp dağa sığınmak zorun kaldığından onları hedef alarak bizi zayıflatmak istiyorlardı. Ancak bundan sonuç alamayınca hem karadan hem de havadan bize yönelik geniş bir saldırıya girdiler. Tabi gücün çoğu yeni olduğundan ve ilk defa bu kadar geniş bir saldırıya maruz kaldığından ilk başta ne yapacağımızı, nasıl savunmaya geçeceğimizi bilemedik. Birçoğumuz uçağı dahi yeni görüyorduk. Bu nedenle de ilk saldırılarda çok sayıda kayıp verdik. Bu müthiş bir moral bozukluğuna neden oldu. Saldırıların yoğun olduğu bir süreçti.
- Beritan'ın buradaki yaklaşımı nasıldı?
Beritan heval bu dönemde basın biriminde çalışıyordu. Bir yandan tek tek arkadaşlardan şehit arkadaşları anlatmalarını istiyor, diğer yandan da arkadaşlarla tek tek konuşup onlara moral vermeye çalışıyordu. Bu yaklaşımı arkadaşlara moral ve cesaret kazandırıyordu. Gerçekten de korku nedir bilmiyordu. Her saldırıda oradan oraya gidip güçlere moral kazandırıyordu. Basın birimi biraz geri mevzilerdeydi. Ama o en ön mevzilere kadar gelip arkadaşların durumunu kontrol ediyor e savunmaya çalışıyordu. Kendi birimine dön denilince de kızıyordu. "Savaşın her anına tanıklık etmeliyim ki şehit arkadaşları ve direnişleri hissederek yazabileyim" diyordu.
'Ben şehit düşünce arkamdan ne diyecekler'
Bir gün saldırılar biraz dinmişken ben ve arkadaşlar onun olduğu kampa gittik. Orada şehit düşen Berfin ismindeki arkadaşı anlatmamı istedi. Sonra da bana "Ben şehit düşünce acaba arkadaşlar benim için ne anlatacaklar merak ediyorum" dedi. O an yüreğimi acıtmıştı ve "Böyle şeyler söyleme" dedim. O da "Gerçekten merak ediyorum" dedi.
'Kendi tarihini kendisi yazdı'
Onu her anlatmaya kalkıştığımda bu konuşmayı hatırlıyorum. Beritan kendisini direnişiyle, duruşuyla, yiğit kadın öncülüğüyle zaten anlattı. Yani kendi tarihini kendisi yazdı zaten. Hem de binlerin hafızasına yazarak, yer edinerek bunu yaptı. Yine uçakların yoğunca üzerimizden geçtiği bir gün ağacın altında uzanmış yatar pozisyonda "Uçak sesi ninni gibi geldiğinde uyumayı çok seviyorum" dedi. Hepimiz gülmekten kırıldık. Burada bile farklılığı ortaya çıkıyordu. Çoğumuz yeniydik ve uçak sesine karşı ürkektik ama o ninni gibi tanımlıyordu.
- Dönem itibariyle kadın ordulaşması henüz gelişmemişti. Beraberinde mücadele içindeki erkeklerin de geleneksel yanları çıkıyordu. Beritan'ın buna karşı yaklaşımı nasıldı? Cins bilincini geliştirmedeki arayışı hangi yönlüydü?
Kendisi zaten oldukça doğal biriydi ve yaşamı kalıplara boğmazdı. Bir Kürt bireyi ve kadın olarak savaşın, mücadele etmenin ruhunu her anıyla yaşamak istiyordu. Diyaloglarımızda her zaman söylerdi, "Verilen mücadele, yürütülen bunca savaş aynı zamanda kadının 5 bin yıllık ezilmişliğine karşı da bir mücadeledir" diye. İçteki feodal yaklaşımlara karşı her defasında çeşitli yöntemler geliştirerek karşı duruyordu. O dönemlerde günlük tutmak, şiir yazmak gibi şeylere pek ilgi duyulmazdı. Hatta Beritan gibi her anını dahi söze dönüştürmeye çalışan arkadaşlara burjuva gözüyle bakılırdı. Ama Beritan, Emma Goldman gibi "Dans edemeyeceğim bir devrim benim devrimim olamaz" diyerek, "Şiir yazamayacak, rahatça dans edemeyecek, gülemeyecek, kendimi ifade edemeyeceksem o devrime nasıl benim devrimimdir diyeceğim" diye sorardı.
'Kalıpları yıkmaya çalışıyordu'
Her gördüğü kadın arkadaşla cins bilinci üzerine muhakkak konuşurdu. Kadınların kendilerini rahat ifade edebilmeleri için elinden gelen ne varsa yapıyordu. Kimi kalıpsal şeyleri kırmak için erkeklerin bulunduğu ortamda birden halaya durmaya veya komik şeyler anlatarak kadınları güldürüp kahkaha atmalarını sağlıyordu. O dönem orada bulunan Ferhat (Osman Öcalan) feodal geleneksel yanlarını kadınlara dayatarak kadınların üzerinde otoritesini geliştirmeye çalışıyordu. Öyle ki tek tel saçımızın görünmesini istemiyordu. Birçoğumuz partinin düşüncesidir diyerek ses çıkarmıyorduk. Ancak Beritan, (tabi toplumsal hassasiyetleri göz ardı etmeden) "Toplum içinde her türden ezilmişliği yaşayan bir kadın gibi olacaksak devrime katılmanın ne anlamı var" diyerek bu yaklaşımları kabul etmiyordu.
'Tasfiyeciliğe karşı mücadele çizgisini esas aldı'
Kadınların zihninde bu sorgulamaları uyandırdığından erkek, özelde Ferhat tarafından kabul edilmiyordu. Bir yandan bu denli rahat, girişken ve geleceğin öncü pozisyonunda olma potansiyelini kendisinde gördüklerinden, iktidarları sarsılacak diye korkuyorlardı ve kendisini ellerinden geldikçe yıpratmaya çalışıyorlardı. Diğer yandan da cesaretine içten içe hayranlık duyuyorlardı. Savaş ortamının da etkisiyle birçoğumuzda erkeğe özenme vardı. Ama Beritan bunun kadın kimliğini temsil etmediğini, kadın fiziğine bürünmüş erkek beyinler geliştirdiğini söyleyerek, "Kadın kendi öz rengi, ruhuyla var olmalı" diyordu. Hemcinsine akma, hemcinsini yüceltme en çok örnek alınması gereken özelliğiydi. Bu anlamışla tasfiyeciliğe karşı mücadeleci çizgiyi esas alması kadın hareketi açısından da ilkti. Yani daha o dönemde Ferhat ve feodal erkek aklına karşı mücadele ederek bugünün mücadeleci kadın ruhuna kaynak olmuştur.
'Kadını doğanın en yakın parçası olarak görüyordu'
Beritan analitik ve duygusal zekanın sentezlenmiş haliydi. "Toplumun özü, kimliği olan doğal toplum kadın öncülüğünde yeniden günümüz koşullarıyla inşa edilmeli" diyordu. Kadını doğanın en yakın parçası olarak görüyordu. Öyle ki bir defasında kaldığımız manganın altında çok sayıda akrep çıkınca hepimizin endişelenmesi üzerine, "Doğada hiçbir canlı zararlı değildir, her biri kendi içinde bir dengedir. Onu zararlı olarak gören insan aklıdır. Sen hayvana karışmasan o sana karışmaz" diyerek doğal toplumdaki ana tanrıçaların yaptığı gibi doğa ve insan arasındaki sezgisel bağı kuruyordu. Gerçekten de akrepler gelip bizi sokmadı.
- En son ne zaman gördünüz ve nasıl yaşamını yitirdi?
1992'nin yaz aylarında onlar farklı bir alana geçtiler. Orada mücadele tarihimizde çokça sözü edilen Rubarok eylemi olmuştu. O eylemde heval Beritan da kahramanca yer almış ve yüzünden yara almıştı. Daha sonra tekrar Beritan ve Hasan Türk ile birlikte çok sayıda arkadaş bizim yeni yerimize geldiler. O ve diğer arkadaşlar Lolan tarafına geçmişti. Ben de bir grup arkadaş ile Şekife tepedeydik. Yanımıza Hasan arkadaş geldi ve kendisine Beritan'ı sorduğumda yüzünden yaralandığını ve aşağı kampta olduğunu söyledi. Tabi 92'deki KDP, YNK, Türkiye eliyle yapılan büyük savaş başlamıştı. Her taraftan kuşatmaya alınmıştık. Saldırılar hız kesmeden sürüyordu. Bizler de tüm gücümüzle direniyorduk.
'Görememek içimi çok acıtmıştı'
Beritan bu atmosferde her ne kadar yaralı olsa da duramayacağını bildiği kendisi gibi aynı özellikleri taşıyan ve anılması gereken Türk Ruken arkadaşla birlikte mevziye gidiyorlar. Oysa O da yaralı diğer arkadaşlar gibi yaralarının iyileşmesi için beklemeliydi. Sonra savaştık ve kayıplar da verdik. Bu dönemde ateşkesin olduğu günün önceki saatlerinde heval Beritan şehit düşüyor. Haberi bize ulaşınca hepimiz çok etkilendik. Rubarok eyleminden döndükten sonra görememek içimi çok acıtmıştı.
- Yaşamını yitirmesi nasıl bir etki yarattı?
Çatışmalar esnasında peşmerge güçleri karşı mevzilerden bizlere "Teslim olun" olun çağrıları yapıyorlardı. "Kadınsınız gelin çoluk cocuğa karışın" gibi geleneksel yaşamı dayatıyorlardı. Zaten Beritan arkadaşın mermisi bitince yakınındaki peşmergeler ona, "Gel teslim ol sana ev bark kuralım" diyorlar. Beritan bunu kabul etmiyor ve şehit düşüyor. Onun şahsında kadının ne denli güçlü olduğunu, yani özgür kadının gücünü gördüler. Burada yenilen erkeğin 5 bin yıllık feodal değerleri ve işbirlikçi Kürt kişiliğiydi. Kendisinin bu cevap ve tanımlamasını, yiğitliğini gören birçok peşmerge silah bırakıyor ve savaştan vazgeçiyor.
Biz kadınlar için de özgür kadın kimliğinin somutlaşmış hali olan Beritan, mücadele eden kadının ne denli özgürleşip, hakikat ve aşk mertebesinde gerçeğe erdiğini gösterdi. Bugün binlerce Beritan, Kürdistan'ın dört parçasında özgür yaşama, Beritan'ın azmi, kararlılığı, ruhuyla öncülük ediyor, mücadeleyi büyütüyor. Bu vesileyle Beritan şahsında tüm kadın devrimcileri anıyorum.
YARIN: Gülnaz Karataş (Beritan) ile birlikte 45 gün kalan ve şu an Şakran Cezaevi'nde tutuklu bulunan Aygül Kapçak ile yapılan röportaj verilecek.
(sa/gc/mg)

