'Yarım bıraktığın yerden mücadelemi büyüterek yaşıyorum'

08:39

 


Zehra Doğan-Zehra Tunç/JINHA


ÊLIH - Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nde siyasi tutsak Elif Uludağ (Zelal), PKK saflarında yaşamını yitiren oğlu Haki Urfa'nın sonsuzluğa uğurlanışının yıl dönümünde bir yazı kaleme alarak, "Sen devrim coşkunu, devrim sevincini, inancını taşıyan birisin. Gerilla olmaktan büyük keyif aldın ve bunu yaptığın her çalışmaya da yansıtırdın. Hiçbir şeyi yarım bırakmazdın. Şimdi senin yarım bıraktığın yerden, sorumluluklarının hakkını vererek mücadelemi büyüterek yaşıyorum" diyor.


PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine 2009 yılı Ekim ayında Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapan ve kısa bir süre sonra çeşitli gerekçeler gösterilerek tutuklanan "Demokratik Çözüm ve Barış Grubu" üyelerinden 55 yaşındaki Elif Uludağ (Zelal), Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nden, 3 Kasım 2012 tarihinde yaşamını yitiren HPG'li oğlu Haki Urfa için bir yazı kaleme aldı.


Elif Uludağ'ın (Zelal) oğlu için kaleme aldığı duygu yüklü yazıda şunlar belirtildi:


"Ben şimdi yazılabilecek en zor yazılardan birini yazmaya çalışıyorum. Senin sonsuzluğa yolculuğunun yıldönümü ve benim seni anlatabilmem için koca bir yüreğe ihtiyacım var. Öncelikle senin gidişini kabullenmeliyim. Oysa doğanın yasalarına göre anneler evlatlarına değil, evlatlar annelerini gömmeli. Doğanın işleyişi böyle değil mi? Her şey doğar, büyür ve en son ölür. Öyleyse senin daha çok zamanın vardı. Fakat bizim yaşadığımız coğrafyanın kanunları farklıdır. Bu topraklarda özgürlük yaşam gençlerin ömürlerinin diyetidir. Seninle Kandil'deki vedalaşmamızın sonsuz vedalaşma olacağını hiç düşünmemiştim. Ben barış elçisiyim sürecin kalıcı bir barışa evrilmesi için bir gurup arkadaşla birlikte Türkiye'ye dönüyorduk. Bu düşüncelerle vedalaşırken sana biz gideceğiz, barışı kalıcılaştıracağız, sonra siz geldiğinizde hep beraber birlikte özgürlük halayını, doğduğumuz topraklarda çekeceğiz ama olmadı…  Eğer o zaman attığımız barış adımına karşılık verilmiş olsaydı belki de ben bu gün bu yazıyı yazmayacaktım. Barış umuduna barış coşkusuna 'yol kazası' denilmeseydi coşkumuza coşkuyla cevap verilseydi sen beklide yaşıyor olacaktın.


'Sen sonsuzluğa yol aldıktan sonra…'


Sen sonsuzluğa yol aldıktan bir ay sonra İmralı'dan yeni bir 'barış' hamlesi daha atıldı. Uzun zaman anneler bedenlerinin, yüreklerinin, parçalarını yitirmediler. Evlat acısıyla yaralanmadılar. Bugün iki yıllık barış sürecinin geldiği son aşama Kobanê direnişinin görkemiyle devam ediyor. Hayallerimizin vücut bulduğu Rojava'da, Ortadoğu'da insanlık adına büyük bir savaş yürütülüyor. Kürt kadınları ve erkekleri, İslamiyet'e hakaret ederek, İslamiyet'i tüm dünyaya değersizleştiren kurgu ürünü olan kukla, cihatçılara karşı Kobanê'de savaşıyor. Kürdistan'ı savunuyor, koruyor, insanlığa değer dersi veriyor. Seninle beraber yol aldığımız mücadelemize bugün Kobanê'de artan yüreğimle, seninle olan yoldaşlarımla yol olmaya, yaşamı yaratmaya, yaşama özgürlük katmaya devam ediyoruz. Can yoldaşım, bizim ilişkimiz sadece ana-oğul ilişkisi değildi. Biz aynı yola baş koymuş yoldaşlardık. Birlikte aynı mücadelede yer aldık, hep böyle yürüdük.


'Özgürlük dağlarında birlikte gerillaydık'


Ben siyasi alanda çalışmalar yürüttüğümde sen de gençlik çalışmalarındaydın. Çalışmalarda zorlandığın anlarda bana gelir danışırdın. Uzun uzun tartışırdık. Sonra da özgür dağlarda birlikte gerillalık yaptık. O özgür dağlarda çok güzel anılarımız oldu. Çoğu arkadaş ana-oğul olduğumuzu bilmezdi. İlişkimizin, paylaşımlarımızın arkadaşlardaki yansımasından keyif alırdın. Bize takılan arkadaşlara, 'gidin sizde annenizi gerillaya getirin, bakın ne kadar güzel bir yoldaşlıktır' derdin. O özgür dağlarda, seninle özgürlük savaşçısı, yoldaşı olmak çok güzeldi.


‘Seninle bir daha o özgür dağlarda yaşayamamak…'


Bizim yoldaşlığımız çok anlamlı ve sevgi yüklüydü. Hem de katışıksız, karşılıksız bir sevgi. Birbirine ters düşmeyen, birbirine ihanet etmeyen, sonsuza dek birbirine bağlı, birlikte özgürlüğe koşan bir ilişkiydi. Bizimki PKK yoldaşlığıydı. Fedakarlık, dürüstlük, sevgi-saygı, mütevazilik zemini üzerinden yürüyen bir yoldaşlıktı. Önderlik bir çözümlemesinde, 'Biz PKK'de ana-oğul sevgisini yoldaşlığa yüklemezsek başarıya gidemeyiz' demişti. Ben bunu özgür dağlarda seninle, yoldaşımız olan diğer kardeşimle yaşadım. O yoldaşlığın eşsizliğini, ikinizle yaşayarak gördüm. Şimdi o yoldaşlığı ve o günleri o kadar çok özlüyorum ki... Seninle bir daha o özgür dağlarda yaşayamayacak olmanın düşüncesi yüreğime tarifsiz bir acı veriyor.


'Gönül gözümün nurusun ferisin'


Ancak biliyorum, biz amaçlarımızda, hayallerimizde, mücadelemizde birleşmişiz. Maddi dünyayı aşan bağlarımız var. Biz, gönül gözü dağlanmamış olanlardanız. Gönül bağını kuran da gönülden günüle giden yolu döşeyen de bu gönül gözüdür. Maddeleşmiş dünyanın, fosilleşmiş kafaları bizi birbirimizden ayrı düşürdüklerine inanarak sevinebilirler. Varsın sevinsinler, biz yine de bir aradayız. Güzel yoldaşım, oğlum, yavrum bilesin ki, sen benim gönül gözümün nurusun, ferisin…


'Şehit her yoldaşa böylece layık olmaya çalışıyorum'


Sen devrim coşkunu, devrim sevincini, inancını taşıyan birisin. Gerilla olmaktan büyük keyif aldın ve bunu yaptığın her çalışmaya da yansıtırdın. Hiçbir şeyi yarım bırakmazdın. Şimdi senin yarım bıraktığın yerden, sorumluluklarının hakkını vererek mücadelemi büyüterek yaşıyorum. Seninle böylece buluşuyorum. Şehit her yoldaşa böylece layık olmaya çalışıyorum.


'O veda son değil bir başlangıçtı'


Seni çok ama çok özlüyorum. Seninle yine dağlarda olacağız o patikaları yine yürüyecek yine seninle olacağım. Sen beni yine kızdıracaksın, gizemli bakışlar takınıp, bir şeyler anlatmaya başlayacaksın. Ben yine ne anlatmaya çalışıyorsun diye uğraşacağım, 'Haki doğru söyle niye gülüyorsun' diye tekrar tekrar soracağım. Sen iyice keyiflendikten sonra, 'Yok bir şey' diyeceksin, işte biz bunları yine yaşayacağız. Çünkü biz son sözümüzü birbirimize söylemedik. O veda son değil bir başlangıçtı. Sen bana yazdığın son mektupta, aceleyle yazdığını sonra uzun uzun yazacağını söylemiştin. Ben neler yazacağını merak ediyor ve bekliyorum. Buluşacağımız güne bunları da ekliyorum.


'Sen benim en değerli yoldaşımsın'


Evet canım oğlum, ben sana hep yoldaş diye hitap ettim. Sen de bana 'anne' demezdin. Yoldaş demeyi çok seviyordun. 'Sen benim en değerli yoldaşımsın' diyordun. Bak, bu yoldaşlığa layık bir yaşamın savaşımına devam ediyorum. Seni maddi dünyanın sınırlarını aşan yoldaşlığımızın en derin deminde kucaklıyor, düştüğümüz yollarda düşlerimizi gerçekleştireceğimize inanıyorum… Devrime, yüreğimin devrim parçasına sevgilerimle, Annen…"


Zelal ayrıca Haki için bir şiir yazdı. Evlat, yoldaş ilişkisini saflarda harmonileştiren bu güzel yürekli annenin kaleminden oğlu için dökülen dizeler şöyle:


Kanatlarını aç yüreğim


Bir şahin edasıyla süzül,


Eskilerden bu günüme, uykuma gir…


Dargın mısın, neden rüyalarımda değilsin,


Oysa seninle bu kutsal topraklarda yan yana oturmalıyız


Ve sen bana özgürlüğün şarkılarını söylemelisin…


Yine heyecanlanıyorum, kalp atışlarımı sakinleştiremiyorum


Kalbim bu denli çarparken, ey kalbimdeki tek aşk, neden gelmiyorsun,


Gelmeyişin öldürür, kararır yaşam…


Yine gece, yine sessizlik, yine derin düşünceler


Seni bir daha asla göremeyeceğime inanmıyorum


Neden yüreğim, neden… seni görememem neden?


Benim bir anne olduğumu, yüreğimin senin için attığını unuttun mu?


Artık bu yükü kaldıramıyorum…


Sen, Haki… Sen, dağların oğlu…


Sen yaşamsın, sevdasın,


Annen…


(zd/mg)