'Katliamlarla yüzleşilseydi insanlık ders çıkarmış olurdu'
08:30
Handan Tufan / JINHA
İZMİR - Dersim Katliamı'nı konu alan 'Hay Way Zaman' filminin yönetmeni Nezahat Turan Gündoğan, Kürt halkının halen katliamlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, "Eğer toplum Dersim, Zilan ve Ağrı'da yaşanan katliamlarla, Ermeni, Rumlara yönelik yaşanan katliamlarla yüzleşmiş olsalardı, insanlık ders çıkarmış olurdu" dedi.
Yönetmen Nezahat Turan Gündoğan, Dersim katliamını konu alan "İki tutam saç - Dersim'in kayıp kızları" belgeselinin ardından şimdide "Hay Way Zaman"la vizörünü çevirdi. İki belgeselde de Dersim kadınını anlatan yönetmen, yaşanan onca acı sonrasında kadınların değişimini de gösteriyor. Nezahat, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin ulusal belgesel bölümünde Jüri Özel Ödülü'ne layık bulunan "Hay Way Zaman" filmini değerlendirdi.
'Sayısız kadın ve kız çocuk hikayesi öğrendim'
Dersim kadınının kendisine çok şey öğrettiğini ifade eden Nezahat, "Dersim'in kayıp kızları araştırmasında sayısız kadın ve kız çocuk hikayesi öğrendim. Beni en çok şaşırtan bireysel direniş tavırlarıydı. 'İki tutam saç- Dersim'in kayıp kızları' belgesel filminde Huriye teyzeye bu şaşkınlığımı 'tüm bu yaşadıklarınıza nasıl dayandınız' sorusuyla ifade etmiştim. O da, "topraktım dayandım, taş olsaydım çatlardım" yanıtını vermişti. Egemen olan anlayışa önemli bir vurguydu. Her biri sanki örgütlüymüş gibi ama bireysel olarak 'toprak' gibi direnme tavrı sergiliyor. Geçmişi her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da, asimile edilse de yüreğinin bir tarafı hep geçmişinde ve köklerinde" dedi.
Tüm zulme ve travmalara rağmen…
Görüştükleri kadınların değişik yaş ve dönemlerde kökleriyle buluşma arzusunda olduğunu anlatan Nezahat, "Kimleri eşi, kimleri çocuklarının desteğiyle geçmişe yolculuğa çıkıyor. Bu bir direnme halidir, tüm zulme ve travmalarına rağmen… Mesela 'Hay Way Zaman' filminde 83 yaşındaki Emoş (gerçek adı Elif) teyze yaşına ve geçmişi unutma isteğine rağmen, bizimle zorlu olan geçmişe, köklerine yolculuğa çıkmayı kabul etti. Bu yolculuğun hem fiziksel, hem de duygusal zorlukları vardı. Yolculuk sonrası onu daha huzurlu gördüm. Nesne olmaktan çıkıp özne olmanın, ötekileştirmeden dolayı duyulan 'eziklik', 'suçluluk' ruh halinden çıkmanın huzurudur bu..." diye belirtti.
'Aleviliğin ne demek olduğunu bilmiyor'
Emoş teyzenin yaşama devam etmek dışında seçenek bırakılmamış bir insan olduğuna işaret eden Nezahat şöyle devam etti: "Onun duygu ve düşünceleri, yaşadığı katliam ve travma, toplumsal gerçekliğinden bağımsız düşünülemez. Üstelik tüm bunları yaşarken bir çocuktu. Yani, ailesinin ait olduğu kimlik, kültür ve yaşamla henüz bütünleşmemiş bir insan. 5- 6 yaşındaki Elif, kendi adını hatırlamıyor bile. Aleviliğin ne demek olduğunu bilmiyor. Zaten o yaş grubundaki kız çocukları seçmeleri tesadüf değil. Çünkü o yaştaki bir çocuk asimile edilmeye uygundur. Bir asker evinde büyüyor, üstelik kızdığı zaman 'pis Kızılbaş' diyen Türk-Sünni bir adamla evlendiriliyor. Kendi kültüründen kimseyle teması olmuyor. Bir yanıyla onu büyüten kişiye 'anne', 'baba' diyor. Diğer yanıyla nasıl evlendirildiğini ifade ediyor. Bir yanıyla da katliama dair 'unutmuştum' diyor diğer yanıyla abisinin kan kokusunu yaşamı boyunca unutmuyor."
'Emoş teyzenin ne istediği geçmişe yolculuğunun tümünde gizli'
Katliamı yaşayan birinci kuşağın travmalarının Emoş teyzede görüldüğünü ve ikinci kuşaktan bir birey olarak Emoş'un kızı (Serpil) yaşananlara cevap bulma çabasında olduğunu söyleyen Nezahat, "Bu yolculuğa çıkmada Serpil'in belirleyici olduğunu ifade etmeliyim. Öyle olunca Serpil yaşadıklarını ve duygularını daha berrak ifade ediyor. Aslında Emoş teyzenin ne istediği geçmişe yolculuğunun tümünde gizli" sözlerini ifade etti.
'Kürt kadını da haklı mücadelenin merkezinde yer alıyor'
Rojava'da büyük bir katliamın yaşandığını belirten Nezahat, "Bu büyük katliamın içinde Kürt, Êzidî, Türkmen kadınların payına daha büyük bir zulüm düşüyor. Savaşlarda, katliamlarda hep böyle olmadı mı? Şunu söylemeliyim ki, eğer bu toplum Dersim, Zilan ve Ağrı'da yaşanan katliamlarla, Ermeni, Rumlara yönelik yaşanan katliamlarla yüzleşmiş olsalardı, insanlık ders çıkarmış olurdu. Onun için dün yaşananlar bugün de pervazsıca yaşatılıyor halklara. Dün yaşadıklarımıza karşı takındığımız tavır nasıl bu günü etkiliyorsa, bugün yaşananlara karşı takındığımız tavır yarımızı belirleyecek. Tarih, geçmişle bugünün ve yarının ilişkisi doğru kurulduğu sürece anlam kazanır. Kürt kadını haklı mücadelenin merkezinde yer alıyor. Üstelik bireysel değil kolektif direnerek..." diye belirtti.
(ht/mg)

