Ayşenur İslam: Buton sistemi etkili değil

16:05

 


 


JINHA


ANKARA - Kadına yönelik şiddet, kadın katliamlarına ilişkin açıklamalar yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, her gün ortalama 5 kadının katledildiği Türkiye'de şiddete yönelik yasal tedbirlerin alındığını söyledi.  Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çözüm olarak "güçlü aile sistemini" gösteren Bakan, buton sisteminin de etkili olmadığını itiraf ederek, "Araştırma sonuçları çok da iyi gelmeyince fevkalade etkili bir tedbir değil. Mahkemenin böyle bir karar verdiği herkese takıyoruz. Sistem çok iyi değil" dedi.


Aile ve  Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, kadına yönelik şiddet, kadın katliamları ve bunlara yönelik yapılan çalışmalara ilişkin Anadolu Ajansı'na açıklama yaptı. Son 5 yıl öncesine kadar kadına yönelik şiddetle ilgili vakaların, adli vaka olarak kayıt edildiğini söyleyen Ayşenur, bu nedenle geçmişe dayalı ellerinde istatistiki verilerin olmadığını belirterek kendilerini savundu. Ayşenur, kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarına ilişkin alınan tedbirlerin sadece yasal mevzuatı düzenlemek şeklinde algılanmasının son derece yanlış olduğunu söyledi.


'Cezalar ile ilgi ciddi tedbirler alınmış durumda'


Ayşenur, bakanlığa gelen eleştirilerin mevzuat tedbirleri üzerine olduğunu savunarak, her gün 5 kadının katledildiği Türkiye'de şiddete yönelik yasal tedbirlerin alındığını söyledi. İstanbul Sözleşmesi'ne ilk imza atan ülkenin Türkiye olduğunu dile getiren Ayşenur, "Dünya devletlerinin imzalamaları, tartışmaları tam 3 yıl sürdü. 3 yıl sonra 2014'te uluslararası dolaşıma girdi anlaşma. Fakat Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı andan itibaren anlaşmayı son derece ciddiye aldı. Yasal mevzuatını bu anlaşmanın çerçevesi içerisinde olgunlaştırdı. 6284 sayılı yasamız tamamen bu anlaşmanın maddelerini gözeterek yapılmış bir yasadır. Bu yasaya göre aile içi şiddet, toplumsal şiddet bir bakıma ve elbette kadına yönelik şiddet tanımlanıyor, engellenmesi için alınması gereken tedbirler ortaya konuluyor, maddeler bağlanıyor" dedi. Bakan, cezalarla ilgili de hem burada hem farklı yasalarda çok ciddi tedbirler alındığını iddia etti. 


'Erkekleri de bilinçlendirelim'


Sivil toplum kuruluşların ile beraber yaptıkları çalışmalarda kadınların bilinçlendirilmesine yönelik yoğunlaştıklarını ifade eden Ayşenur, "Kadınlar şiddetin bir tarafı ve mağdur olan taraf. Demek ki burada bir hata var. Biz asıl erkekleri bilinçlendirmeliyiz ve sorunun kökenine inmeliyiz. Neden? Bu şiddet olayları neden kaynaklanıyor? Bunu bulmak zorundayız. Bununla ilgili araştırmalar yapmak zorundayız. Kadına yönelik şiddetle mücadele ve toplumsal şiddetle mücadelede biz sivil toplum kuruluşlarının çok yardımını gördük. Onlarla birlikte ciddi çalışmalar yaptık, bunları sürdürmek istiyoruz. Sadece kadını eğitelim, bilinçlendirelim değil, aileyi bilinçlendirelim, toplumu bilinçlendirelim ve elbette erkekleri de bilinçlendirelim" şeklinde konuştu.


Yine 'aile' vurgusu


Kadına yönelik şiddet konusunda "ailenin zayıflaması" savını öne çıkaran Ayşenur açıklamasında, "Güçlü aile sistemlerinin toplumsal yaraları sarma konusunda çok önemli fonksiyonları var. Aile yapısının sorunsuz ve güçlü olması çok önemlidir. Toplumsal ilerlemenin ve insan refahının da önünü açan bir sistemdir. Bizim geleneksel aile yapımız buna müsait. Ama son zamanlardaki bütün dünyadaki gelişen sistemlerle beraber Türkiye'de de aile yapısının giderek zayıfladığı, güç kaybettiği, çok ciddi sorunlar içermeye başladığı gibi iddialar var. Bunlar muhakkak araştırılması gereken iddialar. Bakanlık olarak bunu araştırıyoruz. Bu bulgular tespit edildiğinde, güçlendirme politikalarının o yöne doğru sevk edilmesi ve ailenin yeniden sorunları çözen, kucaklayıcı, birleştirici mekanizma haline getirilmesi gerekiyor. Bu yönde politikalar üretiyoruz" ifadelerini kullandı.


'Basın sadece bakanlığımızı manşet yapıyor'


Kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları konusunda Bakanlığın basında manşet olmasını doğru bulmayan Ayşenur, açıklamasına şöyle devam etti: "Şiddet hiçbir zaman manşet olmuyor. Bazen, çok nadiren birinci sayfalarda kıyıda köşede kendisine yer bulabiliyor. Ama şiddetle ilgili herhangi bir konu gündeme geldiğinde bakanlığımız derhal manşete çekiliyor. Sanki tek problemi buymuş, uğraştığı tek iş buymuş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Toplumsal şiddetin manşet olmasını önermiyorum. Bu çok önemli bir sorundur. Bunun çözümünde basına düşen çok önemli görevler vardır. Ama basın kendi iç kontrol mekanizmalarını işleterek, bununla ilgili katkısını nasıl vereceğini ciddi olarak tartışmalıdır. Bu tartışmayı yapma İstanbul Sözleşmesi'nin 17. maddesiyle ve bizim şiddete önleme kanunumuzun 16. maddesiyle de basına bir görev olarak tanımlanmıştır. Bunu biz size buradan vaaz edemeyiz. Şöyle yapın, böyle yapın falan... Zaten sizin kendi etik kurallarınız var. Onlara biz göz atılsa zaten her şeyin orada planlandığı görülür. Bu manada bize yardımcı olmanızı istiyoruz. Nasıl ve kim sorularından ziyade neden sorularına odaklanılsa, mağdurdan ziyade mağdurun hikayesini bütün detaylarıyla adeta teşvik edici bir misal haline getirerek, ön plana çıkarmaktan ziyade failin durumunu ortaya koyan, faile odaklanan bir haber dili kullanılsa belki he şey değişir" sözlerine yer verdi.


'Denetimli serbestlik için pilot uygulaması yapacağız'


Ayşenur, panik butonu ile ilgili olarak, etki analiz çalışmasının çok işlemediğine dair bir sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, "Buton sadece mağdura verilen bir şey. Mağdur ihbar ederse ancak kolluk güçlerinin devreye girdiği bir sistem var. Bunun pilot uygulamaları Adana ve Bursa'da 2012'de başlamıştı. Şu ana kadar 204 şiddet mağduruna verilmiş durumda. Bugün itibarıyla Adana'da 15, Bursa'da 43 aktif panik butonu var. Daha önce birkaç erkeğe verilmiş olmakla birlikte şu anda aktif erkek kullanıcı yok. Araştırma sonuçları çok da iyi gelmeyince fevkalade etkili bir tedbir değil. Mahkemenin böyle bir karar verdiği herkese takıyoruz. Sistem çok iyi değil. Kadına veriyorsunuz panik butonunu, saldırgan olduğunu düşünülen kişi ona yaklaştığında, kadın bunu fark ettiğinde basıyor ve kolluktan yardım istiyor. Kolluk oraya gelinceye kadar iş işten geçmiş olabiliyor. Dolayısıyla mağdurun izlenmesinden ziyade failin elektronik olarak izlenmesi çok daha iyi bir sistemdir. Bununla ilgili Türkiye'de bir sistem var aslında. Denetimli serbestlik adı altında failin izlendiği ve mağdura yaklaştırılmadığı bir sistemdir. Kadına şiddet vakalarında da aynı sisteme dahil olmak istiyoruz. Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bu konuda başvurular yaptık. Denetimli serbestlik sisteminin bu tür vakalarda uygulanıp uygulanamayacağını ve bunun iyi bir sonuç verip veremeyeceğini tartışıyoruz. Denetimli serbestlik sistemi konusunda bir değerlendirmeye gidilebilirse yine bir kaç ilde bunun pilot uygulamalarını yapacağız. Daha iyi bir sonuç elde edersek sistemi o yönde evirmeye çalışacağız" dedi.


(dc/gc)