AKP’nin 12 yıllık kadın politikası (DOSYA 3)
09:37
Kadınlar yasadan yargıdan ne bekliyor?
Handan Tufan - Gülşen Koçuk / JINHA
İZMİR/WAN - AKP'nin 12 yıllık siyaseti süresinde hayata geçirdiği kadın politikaları, toplumsal olarak gerileme yaşatmakla kalmadı, aynı zamanda toplumsal dönüşüm konusunda etkisiz de oldu. AKP'nin kadın ve LGBT'lere dönük yaklaşımları konusunda eksik ve hatalı yöntemlere başvurduğuna işaret eden kadınlar, taleplerini dile getirdi, mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.
Türkiye siyaseti ataerkil sistemin ekseninde kadın yaşamını işgal ederek politiklarına her gün yenisini ekliyor. Kadına yönelik politikalarda erkek egemen sistem, değişen iktidarlarla her zaman kolkola ilerlerken, 12 yıllık AKP Hükümeti de, politikalarıyla erkek sistemin günümüz temsilcisi durumunda. AKP'nin 12 yıllık siyasetinde kadın politikalarını Avukat Canan Uçar, İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği Yöneticisi Demet Yanardağ ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) Aktivisti Nuran Yılmaz değerlendirdi.
'Sadece örtünme özgürlüğü olduğunu gördük'
12 yıllık siyasette toplumdaki muhafazakarlığın her aşamasının en başında önce kadınların hedef seçildiğini ifade eden Avukat Canan Uçar, "Kadının kimliğine, işine, doğurganlığına toplumdaki yerine müdahaleler gördük. Örneğin kılık kıyafet özgürlüğü diye bir özgürlük kavramı ortaya çıktı. Ancak biz bu özgürlüğün sadece örtünme özgürlüğü olduğunu gördük. Ancak istediği gibi giyinmek isteyen kadının özgürlüğünü göremedik. Kadınların hamileliğinin kaçıncı ayında sokağa çıkabileceklerine, kaç çocuk yapabileceklerine, gülüşü nasıl kontrol edebileceğine, hangi arkadaşımızla hangi pozisyondaysak aynı evde kalabileceğimize kadar… Empoze edilen argümanlar böyleyken, bizler özgürlükten bahsedemeyiz" dedi.
'AKP iktidarı böyle ikiyüzlü bir iktidar'
Bir yargı kararını örnek veren Canan şöyle devam etti: "Aralarında cinsel ilişki olan iki kişinin ayrıldıktan sonra erkeğin kadına beraberliklerini şantaj olarak göstermesini mahkeme suç kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarının suç olarak gördüğü bir şeyi Başbakanın polis eliyle yapabildiği bir ülke düşüne biliyor musunuz? Kadınlı erkekli evlere müdahalede de bedensel yakınlaşma kontrol altına alınmak isteniyor. Mahkemenin suç olarak gördüğü şeyi polis eliyle yapıyorsunuz. AKP iktidarı böyle ikiyüzlü bir iktidar."
'İffetli' kadın korunur'
AKP iktidarının kadını korumaya yönelik tedbirlerinde ise "kadın iffetli" olması gerektiğini dikkat çeken Canan, "Kadın evinde işinde ise korunmayı hak eder. Öyle bir nefret aşılanıyor ki topluma. Başbakan 'kadın mıdır, kız mıdır' diye konuşursa, aile meclisleri de infaz kararlarını çok rahat alırlar. Tüm kadınların amasız, fakatsız her kadının koruma hakkı vardır. İffetse kime göre iffet. Türkiye'nin bu günlerde gururla sunduğu Afife Jale de sırf tiyatro yaptığı için iffetsiz kadın damgası yediğini unutmamalıyız. O gün Afife Jale iffetsizdi, ama bu gün iffetli" diye belirtti.
'Hala 'kadınlık görevleri' soruluyor'
Halen boşanma davalarında kadına "kadınlık görevlerini yerine getiriyor mu" sorusunun sorulduğunu dile getiren Canan, "Cinsel kölelik, ekonomik kölelik, emek köleliği halen bir kadınlık görevi olarak görünüyor. Bir erkeğin çalışıyor olmasından kaynaklı, gece yarısı evinin bahçesine çıkıp telefonuyla konuşması güven sarsıcı bir davranış olarak değerlendirilmiyor. Ama bir ev kadınının gece yarısı bahçeye çıkıp telefonla konuşması güven sarsıcı olarak görülebiliyor" şeklinde konuştu.
'Saçlarıyla yerde sürüklenen kadınlar kazandı'
AKP döneminde kadının konumunun 12 Eylül döneminden çok daha geri olduğunu sözlerine ekleyen Canan, "Bizler kadınlar olarak hiç bu kadar şiddete maruz kalmamıştık. Artık bir model var. Muhafazakar kadın modeli. Tercihini böyle yapmayan kadının yerini daraltıyor" dedi. Kadınların yaşamında çeşitli iyileşmelerinde yaşandığına işaret eden Canan, "Hiç kimse bana bu iyileştirmeleri AK Parti'nin yaptığını anlatamaz. Tamamen kadın hareketinin mücadelesinin kazanımıdır. Yaşanan her türlü iyileşmenin sebebi sokaklarda saçlarıyla sürüklenen kadınların, Kürt kadınlarının, analarının mücadelesidir" vurgusunu yaptı.
'AKP kadından korkuyor'
Demokratik Özgür Kadın Hareketi Aktivisti Nuran Yılmaz ise, AKP'nin politikalarını genel olarak ele almak gerektiğini, ancak kadına karşı şiddetle mücadele ayı olması nedeniyle kadına dönük politikalarına dikkat çektiğini kaydetti. AKP'nin kadın kimliği karşısında ciddi bir korku yaşadığının belirgin bir durum olduğunu dile getiren Nuran, "Kadınlar, yaşamın yaratıcıları oldukları için AKP kadın gücünden korkuyor. Kadının gelişimi, yaşamdaki, siyasetteki, iş alanlarındaki rolü AKP'yi korkutan bir noktada. Çünkü Kürt özgürlük hareketi, beraberinde Kürt kadın hareketini yarattı, bu da beraberinde birçok kazanım getirdi" dedi.
'Kadın mücadelesiyle eşit temsiliyet geldi'
Kürt kadın mücadelesinin kazanımlarının başında eşit iş gücü, eşit temsiliyetin geldiğini kaydeden Nuran, verilere işaret ederek son 7 yılda bin 400 kadının şiddet gördüğünü ve yaşamlarına son verildiğini vurguladı. Bu sayının ise günde yaklaşık 5 kadının katledilmesine tekabül ettiğine dikkat çeken Nuran, bu resmi rakamların dışında bir de kayda geçmeyen, bölgede var olan feodal aşiretçi yapılanmalar nedeniyle de üstü örtülen cinayetlerin, şiddet olaylarının varlığını hatırlattı. Günde 5 kadının taciz-tecavüzlere, şiddete maruz kalması ve katledilmesinin AKP'nin kadın politikalarını ele almak için yeterli olduğunu belirten Nuran, İstanbul Sözleşmesi'ne de dikkat çekerek, Türkiye'nin tutumunu eleştirdi.
'İstanbul Sözleşmesi'nin gerekleri yerine getirilmiyor'
Nuran, İstanbul'da 2011 yılında imzalanan ve bu yıl Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 12 ülke tarafından yürürlüğe konulan "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi"nde (İstanbul Sözleşmesi) Türkiye'nin de çekincesiz ve itirazsız olarak imzasının bulunduğunu kaydetti. İstanbul Sözleşmesi'nin kadın hakları açısından çok detaylı bir sözleşme olmasına rağmen hiçbir gerekliliğinin yerine getirilmediğini dile getiren Nuran, "AKP'ninki söylemde, siyasette ve politikada bunu yapacağını belirtip, gereklerini yerine getirmeyen bir pozisyondur. Sadece kadın boyutuyla değil, birçok politikasıyla böyledir aslında" diye konuştu. ŞÖNİM'lerin, belediyelere bağlı kadın yaşam alanları, kadın merkezlerinin valiliklere bağlı hale getirilmek istenmesine de değinen Nuran, "Bunların altında 'Ben iktidarım, istediğim zaman sana müdahale ederim, benim sana sunduğum oranda özgür yaşam alanı yaratabilirsin, ama aştığın an sana müdahale ederim' sistemi yatıyor" dedi.
'Algıda devamsızlık kendinde ısrar'
İstanbul Sözleşmesi'nin gereklerini yerine getirmenin, kadınları kandırma anlamına geldiğine değinen Nuran, AKP'nin tutumunu "algıda devamsızlık, kendinde ısrar" olarak değerlendirdi. AKP'nin kadına dönük çıkardığı yasalara da dikkat çeken Nuran, "AKP'nın kanunları aslında marjinalleşmiş düşüncenin yasallaşmış halidir. Toplumun hiçbir kesimine, yaşama, kadına değmeyen bir politika. Örneğin, kadın karakola gitmeden sığınma evi talebi gerçekleştirilmiyor. Can güvenliği sorunu var kadının, ama tekrar gidip karakola başvuru yapmak zorunda bırakılıyor. Birçok prosedürden sonra yaşam alanına gitme şansı doğuyor. Kadın, devlet erki ve erkeğiyle özelini paylaşmak zorunda kaldıktan sonra o hakka sahip oluyor" dedi.
'Yaşamın her alanında mücadelemiz devam edecek'
Kürt kadın özgürlük hareketi ve kadın cepheleri olarak AKP politikalarıyla mücadele konusunda kararlı olduklarının altını çizen Nuran, "Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun da belirttiği birçok talep vardı. Kadın cinayeti davalarına müdahil olarak söz hakkına sahip olma, Kadın Bakanlığı'nın oluşturulması, kadın yaşam alanları ve kadın merkezlerinin çoğaltılmasına dönük taleplerdi bunlar. Çocuk kreşleri, anadilde eğitim hakkının sağlanması da talepler arasında yer aldı. Ama bu taleplerin nasıl karşılandığı aşikar ve son olarak da Diyarbakır, Yüksekova ve Cizde'de anadilde eğitim vermek üzere açılan okulları devlet mühürledi, halk açtı ve eğitimine devam etti" açıklamalarında bulundu.
Kadına dönük yasalar konusundaki mücadelenin sürdüğüne işaret eden Nuran, "Yaşamın her alanında kadın gücümüzle mücadelemize devam edeceğiz" dedi.
'LGBT açısından yapılan tek şey hak ihlalleridir'
Sistemden tüm alanlarda ötekileştirdiği LGBT bireyler 12 yıllık AKP iktidarında payına düşeni aldı. İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği Yöneticisi Demet Yanardağ, özelde AKP hükümetinin 12 yıllık politikalarını ve genelde de toplumun LGBT bireylere bakışını değerlendirdi. AKP Hükümetinin iktidara geldiği günden bu yana sürekli erk yapının istekleri doğrultusunda politika yürüttüğünü ifade eden Demet, "12 yıllık iktidara baktığımızda verilmiş haklar üzerine yeni haklar vermek yerine, daha eskileri alınmaya çalışıldı. Cinsiyet ayrımcılığı o kadar derinleşti ki, kürtaj ve kadın bedeni üzerinden birçok şey tartışılır oldu. Bunların mağduru da en çok LGBT bireyler oldu. AKP'nin muhafazakar algısında kadın anne olduktan sonra daha fazla kutsallaşabiliyor. Ama LGBT bireylerin böyle bir olağanı da yok. Türkiye ileri gitmek yerine daha çok geriye gidiyor. 12 yıllık süre içinde LGBT bireyler açısından yapılan tek şey insan hakları ihlalidir" diye belirtti.
'Kadın katilleri gezerken biz neden gezemiyoruz?'
Toplumun LGBT bireyleri intihara sürüklediğine dikkat çeken Demet, "Medya sürekli olarak LGBT bireyleri karalayan haberler yapıyor. 12 Eylül'deki sahne yasağını şu an devletin elinde bulunan medya organları uyguluyor. Erkek öldürmüştür, ama televizyona çıkıp anlatma hakkı vardır. Ancak translarda ya da kadınlarda böyle bir şey mümkün değildir. Kadın katilleri televizyonlara çıkıp pişkin pişkin konuşurken ya da halk arasında rahat rahat gezerken bizler neden çıkamıyoruz?" diye sordu.
'Transları destekleme kararı aldık'
Yaklaşık 10 yıl önce kendi ürettiklerini satmak için pazar yeri istediklerini ve Vali tarafından engel gördüklerini anlatan Demet, trans bireylere hayatlarını sürdürmeleri için başka şanlar verilmediğini söyledi. Demet, "Seks işçiliği dışında başka bir işi yapmak isteyen transları destekleme kararı aldık. Örneğin ben neden bir devlet memuru olamıyorum. Bir erkekten ya da biyolojik bir kadından daha mı beceriksizim. Devlet memuru olmak hormon dengesine göre mi belirleniyor. Bunları tartışmak lazım. Bu sistem transları seks işçiliğine mahkum ediyor" dedi. İlerleyen dönemlerde sendikal alanda çalışma yapacaklarını da belirten Demet, bir çok alanda yollarının tıkanmasına rağmen mücadele içinde olacaklarını sözlerine ekledi.
Bitti
(gk-ht/gc)

