Cumartesi Anneleri Seyit Rıza ve arkadaşlarını sordu
14:09
JINHA
İSTANBUL - Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için sürdürdükleri adalet arayışının 503'üncü haftasında Seyit Rıza ve arkadaşlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, Dersim'de yaşananların katliam olduğunu kabul etmenin yetmediğini belirterek, Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarının ailelerine teslim edilmesini istedi.
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı'da düzenledikleri oturma eyleminin 503'üncüsünü gerçekleştirdi. "Failler belli, kayıplar nerede?" pankartı açarak, kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kırmızı karanfiller taşıyan Cumartesi Anneleri bu hafta, 15 Kasım 1937'de idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının akıbetini sordu. Eylemde, Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat'ın katliamın yıldönümüne kaleme aldığı mektup okundu. Ardından 19 Ekim 1995'te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun konuştu. Hanım Tosun, Dersim, Roboski ve Şengal katliamlarının hatırlatarak, "Herkes bilsin ki Seyit Rıza'nın torunları burada. Seyit Rıza gibi söz veriyorum, kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Her iki elimiz de o katillerin yakasında olacak" dedi.
Hanım Tosun'un ardından 21 Mart 1995'te kaybedilen Hasan Ocak'ın ağabeyi Ali Ocak konuştu. Adalet ve eşitlik için 20 yıldır adalet arayışlarını sürdürdüklerini, katillerin hesap vermesi için mücadele ettiklerini belirten Ali Ocak, "Devletin 77 yıl önce Seyit Rıza ve arkadaşlarını katlederken ortaya koyduğu yalanlarla, bugün katlederken otaya koyduğu yalanlar aynıdır. Seyit Rıza ve arkadaşlarını, katliamları unutmadık, unutmayacağız" diye konuştu.
'Naaşları ailelerine teslim edin'
Haftanın basın açıklamasını ise Maside Ocak okudu. Kendilerini mezarsızlığa mahkum eden politikalarla hesaplaşmak için 503 haftadır mücadele ettiklerini anlatan belirten Maside Ocak, devlet eliyle açılan yaraların, devletin otoriter ve tahakkümcü politikaları devam ettiği sürece kanamaya devam edeceğini söyledi. Farklılığı bölünme olarak tanımlayan devlet aklının çok kültürlü ve çok kimlikli toprakları insanlık suçları cehennemine çevirdiğini belirten Maside, bu suçlardan birinin de Dersim'de işlendiğini söyledi. Seyit Rıza, 17 yaşındaki oğlu Resih Hüseyin ve Dersim'in ileri gelenlerinden olan 5 arkadaşının "isyana teşvik" suçlamasıyla idam edildiğini ifade eden Maside, "Dönemin ceza yasasına göre idam edilmeleri mümkün olmadığında Seyit Rıza'nın yaşı küçültüldü, oğlunun ise büyütüldü" dedi. Göstermelik bir yargılama sonucunda idamın gerçekleştirildiğini belirten Maside, Elazığ Buğday Meydanı'nda halka açık şekilde idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazelerinin günlerce askerler eşliğinde dolaştırılarak teşhir edildiğini, ardından da kaybedildiğini söyledi.
Ailesinin 69 yıl sonra, 30 Kasım 2010'da Seyit Rıza'nın mezar yerinin kendilerine bildirilmesi için Elazığ Valiliği'ne müracaat ettiklerini ancak valiliğin talebi reddettiğini belirten Maside, ailenin bunun üzerine Elazığ 1. İdare Mahkemesi'ne dava açtığını, mahkemenin ise ailenin bu talebini reddettiğini dile getirdi. Mahkemenin ret kararına yapılan temyiz başvurusunun 31 Mayıs 2015'te sonuçlandığını söyleyen Maside, Danıştay'ın Elazığ 1. İdare Mahkemesi'nin ret kararının onayladığını belirtti.
Hukuksuzluğun bugün de sürdüğünü vurgulayan Maside, "Dersim demek Seyit Rıza demek. Seyit Rıza ve arkadaşları mezarsızken, Dersim'in hakikati devletin arşivlerinde hapsedilmişken, Dersim'de yaşananların katliam olduğunu kabul etmek yetmez. Hakikatin topluma ulaşmasının önündeki engelleri kaldırın, Seyit Rıza ve arkadaşlarının devletin arşivlerinde hapsedilen akıbetlerini açıklayın. Naaşları ailelerine teslim edin."
(gc)

