'Adli Tıp devletin zihniyetine uygun raporlar veriyor'

17:46

JINHA


İSTANBUL- 'Savaşta, medyada ve yasalarda kadına yönelik şiddet' panelinde konuşan Avukat Eren Keskin, cinsel işkencenin belgelenmesiyle ilgili sorunların devam ettiğini, sadece adli tıp sonuçlarının delil olarak görüldüğünü belirterek, "Bağımsız doktorlar tarafından verilen raporlar, hastaneden alınan raporlar delil olarak görülmüyor. Devletin kurumu olan Adli Tıp Kurumu ise zaten bu politikanın bir parçası. Devletin erkek zihniyetine, politikasına uygun sonuçlar veriyorlar” dedi. 


Başak Kültür ve Sanat Vakfı öncülüğünde, Günebakan Kadın Derneği ve Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla yürütülen Yerel Destek Mekanizmasıyla Toplumsal Cinsiyet Temelli Eşitsizlikle ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Projesi kapsamında "Savaşta, medyada ve yasalarda kadına yönelik şiddet' paneli düzenlendi. Kadıköy’deki Eğitim Sen 2 No’lu Şubede düzenlenen moderatörlüğünü Avukat Cevriye Aydın’ın yaptığı panelde Avukat Eren Keskin, Avukat Hülya Gülbahar ve Evrensel Gazetesi yazarı Sevda Karaca konuşmacı olarak yer aldı.


Amaç kadına yönelik şiddette farkındalık yaratmak


Açılış konuşmasını yapan proje yürütücülerinden Hümeyra Tusun Yeğin, gerçekleştirdikleri projenin amaçlarından bahsederek, “Proje Avrupa Birliği tarafından desteklendi. Proje için iki senelik bir çalışma yürüttük ve bu projedeki amacımız, kadına yönelik şiddette durum takibinde bulunmak ve çalışma yürütülen yerlerde sivil toplum örgütlerinde farkındalık yaratmak. Şiddet mağduru kadınların güçlenmesini sağlamaya çalışarak ayrıca bu konuda da farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” dedi. Hümeyra,


'İstanbul Sözleşmesi için mücadele ettik'


Açılış konuşmasının ardından ilk olarak söz alan Avukat Hülya Gülbahar, İstanbul Sözleşmesi hakkında aktarımlarda bulundu. Hülya, Medeni Kanun içerisinde aile içerisinde eşitlik getiren maddelerin yer aldığını da belirterek, “Bu kanunlarda kadın ve erkeğe aile içerisinde eşit sorumluluklar getirilerek, aile reisliği gibi kavramların azaltılması yönünde olanaklar sağlandı. İstanbul Sözleşmesi’nden öncesinde de aslında Türkiye’deki yasalarda da eşitlikler söz konusu. Kadına yönelik şiddeti kaldırmaya yönelik medeni kanunda oldukça önemli haklar da bulunmakta” dedi.


İstanbul Sözleşmesi’nin onaylanması için 260’ın üzerinde kadın örgütüyle birlikte çalışmalar yürütüldüğünü ve Bakanlıkla da ortak görüşmeler yapıldığını anlatan Hülya, “İstanbul Sözleşmesi çok önemli bir sözleşme. İçerisinde çok iyi hükümler yer alıyor. Sözleşmenin getirdiği en önemli yükümlülüklerden birisi de şikayete bağlı olmaksızın kadına yönelik şiddet yargılamaları yapılacak. Devlet önceleri bu sözleşme içerisinde çekimser bulunmak istiyordu. Ama zorlamalarımızla sözleşme içerisinde çekimser olduğu hiçbir madde kalmadı. Kadının şikayette bulunmasına gerek kalmadan herhangi birinin bir devlet kurumuna şiddet durumu bildiriminde bulunduğunda soruşturma yürütülecek” diye konuştu.


'Gerekli hizmet verilmezse tazminat ödenecek'


Sözleşme içerisinde yer alan diğer yükümlülüklerden de söz eden Hülya, “Yükümlülükler arasında devletlere maddi tazminat yükümlülüğü var. Kadına yönelik şiddetle ilgili herhangi bir kurumdan gerekli hizmet gösterilmezse kurum ya da kişi devlete tazminat ödemek durumunda kalacak. Sığınaklar meselesi var. Aynı zamanda danışma merkezlerinin açılması ve cinsel kriz merkezlerinin de açılması yükümlülüğü yer alıyor” aktarımlarında bulundu.


Sözleşme içerisinde ayrıca devletin yapılan çalışmaları izleme komitesinin olması ve STK’larla birlikte çalışması gerekliliğinin de olduğunu belirten Hülya, “Şiddete uğrayan kadınların konuştukları dillerde çalışmaların sürmesi gerekliliği ve şiddet nedeniyle başka ülkelerde sığınma hakkı verilmesi yükümlülüğü de yer alıyor” ifadelerinde bulundu.


'Devlet cinsel tacizi politika haline getirmişti'


Avukat Eren Keskin ise "Savaşlarda devlet kaynaklı kadına yönelik şiddet" konulu bir konuşma gerçekleştirdi. Eren, 1995 senesinde bir yazısından kaynaklı olarak cezaevine girdiğinde oradaki kadın tutsaklarla birlikte kadınların gözaltında, cezaevlerinde uğradıkları cinsel tacizlerin dile getirilmesi ve bu konu hakkında hak arayışına, yaptırımlara gidilmesi gerektiği üzerinden düşüncelere girdiklerini söyledi.


Eren, kadınlara sadece işkence olsun diye bekaret kontrollerinin uygulandığının altını çizerek, “Mardin’de bir kadın müvekkilim vardı. Kendisi altı çocuk annesi olmasına rağmen sırf işkence olsun diye kendisine bekaret kontrolü yapıldı. Devlet kadınların cinsel tacize uğramasını politika haline getirmiş ve bunu çok uzun zaman ceza olarak görmedi” diye konuştu. 2005 yılında bu konuyla ilgili önemli değişiklikler olduğunu söyleyen Eren, “Bu değişiklikler o zaman içerisinde devrim niteliğinde bile sayılabilirdi. Bizler cezaevlerinde kadınların, erkeklerin uğradıkları cinsel taciz işkencelerini dile getirmek için tutsaklarla görüştüğümüzde birçok sol örgüt bizleri burjava söylemlerle hareket ettiğimizden kaynaklı suçlamışlardı. Eğer bugün onları dinleseydik kadınların yaşadıkları bu durum aynı şekilde sessizlikle devam edecekti” dedi.


‘Adli Tıp Kurumu devlet politikasıyla rapor veriyor’


Cinsel işkencenin belgelenmesiyle ilgili sorunların devam ettiğini dile getiren Eren, “Yasal hiçbir zorunluluk olmamasıyla birlikte sadece adli tıp sonuçları delil olarak görülüyor. Bağımsız doktorlar tarafından verilen raporlar, hastaneden alınan raporlar delil olarak görülmüyor. Devletin kurumu olan Adli Tıp Kurumu ise zaten bu politikanın bir parçası. Kadının cinsel tacize uğradığını kabul eden raporlar verilse de bunun ne zaman kim tarafından yapıldığının belli olmadığı yönünde rapora ek düşüyorlar. Devletin erkek zihniyetine, politikasına uygun sonuçlar veriyorlar” şeklinde konuştu.


Sansürün çeşitliliği


Evrensel Gazetesi yazarı Sevda Karaca ise ‘Medyada kadın dili’ konulu sunum yaptı. Konuşmasında iktidarın kadın ve erkeğe yüklediği sembolik değerler ve davranış normlarını oluşturma çabasının gündelik hayatın bir parçası haline geldiğini söyleyen Sevda, “Dizilerdeki karakterlerin evlendirilmesi, dekoltelerin kapatılması, RTÜK kurallarına ‘aile değerlerini aşağılama’ kriterlerinin getirilmesi, bu sıradanlaşmanın bazı örnekleri. Dizi filmlerde kadınların etek boylarından tutunda ana-çocuk ilişkilerine bir sürü sansür uygulaması var fiilen” dedi.


‘Temsil sorunları tek bir boyuta indirgeniyor’


Devletin medyada kadın temsili açısından öne çıkardıklarına değinen Sevda, “Bu konuya ilişkin alt komisyon toplantıları veya paneller, atölyeler düzenleyen siyasal iktidar ve meclis ne yazık ki genel dünya görüşü doğrultusunda bu temsil sorunlarını çoğu zaman tek bir boyuta indirgiyor. Kadınların cinsel sömürü olarak sunumu. Bir başka deyişle, gazetelerde ‘çıplak kadın fotoğrafları olmasın', televizyon içeriklerinde ‘müstehcenlik olmasın' denmesi sanki tek sorun buymuş gibi davranmak da giderek çok daha genel bir sansürcü yaklaşıma yol açması bir yana, bizim mücadele etmek istediğimiz tüm diğer konuşları göz ardı ediyor” diye konuştu.


Panel soru cevap kısmının ardından son buldu.


(dk/gc)