Topluma ışık saçan üniversiteden öğrenciye karanlık yol!

08:41

 


Helin Yıldırım/JINHA


ANTALYA - Akdeniz Üniversitesi'nde kadın öğrencilerin kurduğu 'Mor Kampüs'lüler, kendisini 'ışık saçan toplumu aydınlatan üniversite' olarak tanımlayan, ancak kampüs yollarını karanlık bırakan üniversite yönetimine tepki göstererek, tacizciye cesaret veren karanlık yolların ışıklandırılması gerektiğini belirttiler. Mor Kampüslü kadınlardan Fatma Ağdal, "Her üniversitede kadınlardan oluşan taciz ve tecavüzü önleme komisyonları kurulmalıdır. Bunlara maruz kalan kadınların, hukuksal boyutta ne yapmaları gerekeceği anlatılmalı, psikolojik danışmanlık gibi hizmetler verilmelidir" dedi.


Akdeniz Üniversitesi'nde feminist çalışmalar yürüten "Mor Kampüs", kendisini "ışık saçan, toplumu aydınlatan Akdeniz Üniversitesi'nin kampüs yollarını karanlık bırakmasına tepki gösterdi. Karanlık yolların tacizcileri cesaretlendirdiğini vurgulayan Mor Kampüs üyeleri, üniversitenin kayıtsız kalması tutumunu eleştirdi. Mor Kampüslü kadınlardan Fatma Ağdal, AKP Hükümetinin kadın bedeni üzerinden yürüttüğü siyasetini, üniversite güvenliği şiddetini ve rektörün tutumunu değerlendirerek, Mor Kampüs'ün de kadın meselelerine dair politika üreten ve sorunlarına refleks gösteren bir kadın örgütü olduğunu belirtti. Fatma, "Geçen sene üniversitede çalışmalarımıza başladık. Hiçbir siyasi partinin tahakkümü altında kalmadan, kadınların siyasi görüşlerini önemsemeksizin kadın ağını üniversitede kurarak kendilerine ulaşmayı hedefliyoruz. Amacımız kadın bayrağını yükseltmektir. Tacize uğrayan, bir şekilde şiddet gören ve yaşadıklarını saklayanların yanında olmak, yalnız olmadıklarını göstermek için varız" şeklinde konuştu.


'Kurduğumuz tüm topluluklar üniversite tarafından kapatıldı'


Üniversitede toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddet ve tacize yönelik çalışmaları, okulda kurulan topluluklardan biri olarak yürütmek istediklerini kaydeden Fatma, üniversite yönetiminin topluluklara karşı tavır sergilediğini belirtti. Geçtiğimiz yıl "Kadın Araştırmaları Topluluğu" adıyla bir yapı oluşturduklarını, ancak belirli bir görüşteki üniversite hocaları tarafından topluluğa el konulduğunu ve topluluğun, hocalar tarafından seçilen öğrencilere verildiğine işaret eden Fatma, "İlk topluluğumuz elimizden alındıktan sonra 'Cins Kulüp' kuruldu. Cins Kulübü'müz okulda karanlık yolların ışıklandırılmasına dair stant açıldığı için, hem de topluluk tarafından açılmamasına rağmen topluluk başkanımızın o stantta olması gerekçe gösterilerek kapatıldı. Biz üniversitemizde 'Kadınlar olarak yan yana geliyoruz' dediğimizde, okul yönetimini karşımızda buluyoruz ve bizim üniversitemizde maalesef bu meseleye dair başarılı işler yapılamadı. Daha çok eylemsellik üzerinden yürüttük. Aktif olarak sistematik bir iş yapma gerekliliğini hissettik ve Mor Kampüs çalışmasına başladık" sözlerine yer verdi.


'Karanlık yollarda kadınlar tacize uğruyor'


Üniversiteye, cinsiyetçiliğe karşı dayanışma göstererek, buna karşı her türlü eylem tarzını tartıştıktan sonra kabul etmeleri gerektiği yönünde belli taleplerinin olduğunu belirten Fatma, öncelikli taleplerinin karanlık yolların aydınlatılması olduğunu söyledi. Fatma, "Toplumda kadınlar nasıl ki, birçok sıkıntıyla karşılıyorsa biz üniversiteli kadınlar da bunlara sık sık maruz kalıyoruz. Örneğin, okulun birçok yolu karanlık ve kadınlar evlerine, apartlarına, yurtlarına giderken karanlık yollardan geçmek zorunda kalıyorlar. Kampüsün karanlık olmasının kadınların korkmasından öte tacizciye cesaret veren bir yönü var. Okulumuzda öğrenci sayısından çok güvenlik var, sözde öğrenci güvenliğini sağlamak için. Ama biz karanlık yollardan geçerken bir keresinde 'imdat!' diye bağırdık ve kimse sesimize gelmedi o zaman bu kadar güvenlik niye var? Güvenlik kimi neyden korumak için kampüslerde?" ifadelerinde bulundu.


'Toplumda her kadın şiddetin bir boyutuna maruz kalıyor'


Her üniversitede kadınlardan oluşan "Taciz ve Tecavüzü Önleme Komisyonları" kurulması, karşılaşılan taciz, tecavüz gibi olaylar karşısında hukuksal ve psikolojik destek konusunda ne yapılması gerektiğinin bilinmesinin önemine vurgu yapan Fatma, "Okullarda ve toplumda istisnasız her kadın şiddetin bir boyutuna maruz kalıyor. Maalesef toplumda bu konulara duyarsızlaşma olduğu için kimse tepki vermiyor, verenlerin de karşısına başka sorunlar çıkarılıyor. Üniversitede erkek arkadaşıyla tartışırken şiddete maruz kalan kadın gördüm. Okulda yürürken sözlü tacizlerle sık sık karşılaşıyoruz, özellikle akşamları karanlık olmasıyla bu daha çok oluyor" diye konuştu.


'Yurtlar kadınlara bakış açısını değiştirmeli'


Kadın bedenine ve iradesine baskı kuran yurtlara karşı da tepkili olduklarını belirten Fatma, şu ifadelere yer verdi:


"Biz geçen sene belediyenin yurdunda kalıyorduk ve yurt tarafından bize sürekli motorlu bir erkeğin kız öğrencileri yakalayıp taciz ettiğiyle ilgili anons yapılıyordu. Tacizciye karşı önlemler alınması gerekirken, özellikle belediye denetiminde çalışan bir kurum olarak bunu kolaylıkla yapabilecekken, bize 'Yurda erken girin!' diyerek aslında yine suçlu bizmişiz gibi davranıyorlardı. Çünkü onlara göre geç saate kadar dışarıda kalıyorsanız, taciz ve tecavüzü hak etmiş oluyorsunuz. Aslında yapılması gereken kadın iradesine tahakküm kurmak yerine erkeğin şiddetine karşı önlem almaktır. Bizim yurtlara saat kaçta gireceğimiz, dışarıya kaçta çıkacağımız meselesi değildir bu."


'AKP Hükümeti elini bedenimden çek!'


Türkiye coğrafyasında kadınların ataerkil sistemin yarattığı şiddetin yanı sıra en çok AKP Hükümetinin kadın karşıtı söylemlerine maruz kalarak yaşamlarının işgal edildiğine dikkat çeken Fatma, "12 yıllık AKP Hükümeti, politikalarını kadın bedeni üzerinden yapıyor. Örneğin, kadınların ne kadar çocuk yapacağına, kızlı erkekli kalmalarına, nerde ne giyeceğine hatta kahkahasına kadar karışabilen zihniyete biz kadınlar şunu söylüyoruz: AKP Hükümeti elini bedenimden çek!" sözleriyle konuşmasına nokta koydu.


(hy/gk)