Kentin Kadın Yüzü (DOSYA 3)

08:56

 


Diyarbakır'da kadınlar erkek-devlet sorunu karşısında mücadele ediyor


Sarya Gözüoğlu / JINHA


AMED - Her kadının bir rengi, her kentin değişime açık bir cinsiyeti vardır. Kadınlar eril bir kent olan Diyarbakır'ın cinsiyetini değiştirme mücadelesi yürütüyor. Diyarbakırlı kadınların bu yolda vardığı ortak yargı, kadınların ortak sorunlarının yanı sıra bölgenin siyasi konumuna bağlı olarak devlet eliyle yaratılan şiddet, baskı ve sorunların da varlığı. Diyarbakır'da da kadınlar evde, işte, yargı önünde, sokakta "Ben varım" diyor, "Gelecek bizimdir" diyor.


Kadına yönelik şiddet ve kadınların yaşadıkları sorunlar, Türkiye'nin, bölgenin, hatta dünyanın her yerinde süren sorunlarla benzerlik gösteriyor. 1 milyon 607 bin 437 nüfusa sahip olan Diyarbakır'da kadın nüfusu 809 bin 791. Ve bu sayı içerisinde her iki kadından biri şiddete maruz kalıyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun araştırmalarına göre ulaşılan kadınlar arasında kadınların yüzde 22'si şiddet görüyor ve bu kadınların sadece yüzde 10'nu resmi kurumlara ve STK'lara başvuruyor. Yaşadıkları toplumsal sorunların yanında bir de bölgenin siyasi konumuna bağlı olarak siyasal sorunlarla da boğuşuyor kadınlar. Kürt mücadelesinden doğan ve aynı zamanda özgün olarak da kendini büyüten kadın özgürlük mücadelesi, kadının öze dönüşü ve erkeğin değiştirilip dönüştürülmesi mücadelesi içerisinde devlete, devletin prototipi aileye ve aileyi devlet aklıyla kurgulayan erkeğe karşı tutum alıyor. Kadının kurtuluş mücadelesi, kadının toplumun her alanında en büyük kadın özgürlük mücadelesini vermesiyle geliştiriliyor.


'Kadınlarda bu mücadele içinde değişti ve farklılaştı'


Bölgenin siyasal olarak en hareketli kentlerinden biri olan Diyarbakır'da kadınlar, 30 yıllık mücadeleleri ile birlikte Diyarbakır'ı kadın ve çevre dostu bir şehir haline getirmek için mücadele veriyor. Buna bağlı olarak kadının ilk elden başvurabileceği ve ortak mücadele yürütebileceği birçok kadın kurumları, belediye kadın birimleri, özgün kadın girişimleri ve mahalle meclisleri oluşturuldu. Diyarbakır'da yaptıkları çalışmalar kapsamında, ulaştıkları kadınlar üzerinden kadın sorunlarını değerlendiren Kardelen Kadın Evi Koordinatörü Mukaddes Alataş, bölgede 30 yıldır var olan Kürt özgürlük mücadelesiyle kadınların sorunlar karşısında nereye gideceklerini ve kendilerini nasıl koruyacaklarını bildiklerini aktardı. Bu mücadelede herkesin kendi payına düşeni aldığını ifade eden Mukaddes, "Kadınlarda bu mücadele içinde değişti ve farklılaştı. Bir yandan Kürt haklarını isterken, bir yandan da kendine ayna tuttu ve ne istediğini sordu, bu yönde mücadele yürüttü" dedi.


'Her iki kadından biri şiddetin her türlüsüyle karşı karşıya'


Kentlerin kadın ve erkek hakları açısından değerlendirildiğinde eril veya dişil olarak ayırt edilebileceğine dikkat çeken Mukaddes, "Diyarbakır eril bir kenttir. Önemli bir kadın dinamiği olmasına rağmen kadın, kente rengini verememiştir" sözlerine değindi. Kadınların hem ev içi işçi olarak kullanıldığını, hem de dışarıya çıkıldığında güvenlik sorunu yaşadığını vurgulayan Mukaddes, kadınların yaşadığı öncelikli sorunun aile içi şiddet olduğunu kaydederek, 2011 yılında yaptıkları bir araştırmada Diyarbakır genelinde her iki kadından birinin şiddetin her türlüsüyle karşı karşıya kaldıkları sonucunu aldıklarını dile getirdi. Mukaddes, "Kadınlar şiddete karşı son çare olarak kurumlara başvuruyorlar" şeklinde belirtti.


'Kadınlara 'yalnız değilsiniz' olgusunu aşılıyoruz'


Kadınlarla yaptıkları çalışmalarda kadınlara "yalnız değilsiniz" olgusunu aşıladıklarını söyleyen Mukaddes, "Evinden ayrılmış kadın, bu görüşmelerden sonra evine dönse bile, eli güçlü dönüyor ve korkmadan kapıyı çarpıp çıkabiliyor" diye belirtti. Mukaddes, kadının çalışamaması veya çalışıp emeğinin karşılığını alamaması, çocuk sayısının fazla olması gibi sorunlarla da yüz yüze olduğuna değinirken, kadının karşılaştığı sorunlar karşısında yılgınlık ve çaresizlik hissinin de uyandığına işaret etti. "Kadın, okullar açıkken çocuklarının eğitimi ile ilgilenirken de eziliyor" diyen Mukaddes, okulların kapanması ile de mevsimlik işçi çilesinin başladığının ve kadının aslında kendine ait bir yaşam süremediğinin altını çizdi. Mukaddes, kadınların içerisinde bulunduğu bu tablonun iyileştirilmesinin sadece kadın kurumları değil, tüm toplumun sorunu olduğunu dile getirdi.


'Geliştirdiğimiz çözüm kadının sosyal yaşama katılmasıdır'


Ekin Ceren Kadın Danışmanlık Merkezi aktivisti Meral Tekin ise, kurumlarına yoğun olarak aile içi şiddet ile başvuruların yapıldığını dile getirdi. Kadınların hemen her türlü şiddete maruz bırakıldığını aktaran Meral, "Bizim buna karşı geliştirdiğimiz çözüm ise, kadının sosyal yaşama katılması oluyor. Az da olsa bunu başardığımızı düşünüyoruz" dedi. Kadınların kurumlara gelmesini beklemekten ziyade kendilerinin mahalle çalışmalarıyla kadınlara ulaştıklarına dikkat çeken Meral, "Nihayetinde şiddet gördüğünü söylemek kolay olmuyor. Kadınların şiddet gördükleri zaman buna cevap yöntemi de farklı oluyor. Kimi yaşamına son veriyor, kimi sineye çekiyor, kimi karakollardan geri çevriliyor, kimi de bize başvuruyor" şeklinde konuştu.


'Aileye biçilen roller: Anne yemek yapar baba çalışır TV izler'


Kadına yönelik şiddeti besleyen birçok nedenin olduğuna dikkat çeken Meral, "Yargı sisteminden, medya diline, eğitim sistemine kadar birçok neden var. Okul kitaplarında aileye biçilen roller çocuklara öğretiliyor: Anne yemek yapar, baba çalışır, TV izler. Ancak toplum içerisinde artık kadınlar da var, bunu görmek gerekiyor. Kadınları ziyaret ettiğimizde, kadınlar aslında uğradığı şiddetin farkında olmayabiliyor. Bizler kadınların hayatında var olan şiddetin farkına varmasını istiyoruz. Çünkü farkında olmadan hepimiz şiddet görüyoruz. Bu konuda farkındalık yaratmamız gerekiyor" vurgusunu yaptı.


'Mahallenin bütün sorunlarını çözen bir mekanizma oluşmalı'


Diyarbakır'da her belediyenin bir kadın kurumunun ve bağımsız kadın derneklerinin ortak mücadele yürüttüğünü dile getiren Meral, "Kadın sorunu sadece kadın kurumlarının değil tüm toplumun sorumluluğundadır. Bu nedenle çalışmalarımızı genellikle kadın sorununu toplumsallaştırma üzerinden yürütüyoruz" ifadelerine yer verdi. Meral, çözüm önerilerinden birisinin de mahalle meclislerinin kurulması ve aktifleşmesi olduğunu söylerken, "Mahallede örgütlenme gerçekleşmeli. Mahallenin bütün sorunlarını çözen bir mekanizmanın oluşmasını öneriyoruz ve bunun içerisinde yer almayı planlıyoruz. Mahalledeki halk bu toplumsal olayın farkında olarak örgütlenilirse o mahallede ne kadına yönelik şiddet, ne de madde bağımlılığı kalmayacaktır" dedi.


'90'lı yılların yüküyle yaşayan kadınlar var…'


Diyarbakır Barosu avukatlarından Reyhan Yalçındağ ise, bölgenin savaş coğrafyası olmasından kaynaklı kadınların özgün sorunlarla boğuştuğunu belirterek, 20-30 yıl öncesinin sorunlarını bile kadınların silemeden yaşamaya devam ettiğini ve kültürel ya da fiziki soykırıma uğrayan ve haksızlığa maruz kalan insanların bu travmalarını kuşaklara taşıdığını kaydetti. Bölgede de kadınların bu şekilde yaşam sürdüğünü dile getiren Reyhan, "90'lı yıllardaki köy yakılmaları ve boşaltmalarından sonra kadınlar Türkçe bilmedikleri şehirlerde yaşamak zorunda kaldılar. Bu kadınlar bir anda dünyanın yükü altında kaldılar. Birçoğu eşini faili meçhulde yitirdi ve ataerkil bakışından kaynaklı kayın biraderleri ile evlilik yapmak zorunda kaldı. Yıllar önce gözaltında tecavüze uğrayıp gizleyen ve hala da bu yükle yaşayan kadınlar var" dedi.


'Kadın mücadelesi Kürt özgürlük mücadelesi ile birlikte gelişti'


Yaşanan tüm sorunların yargıya taşınması halinde de herhangi bir sonuç alınamadığını aktaran Reyhan, "Bu tekil bir şey değil, Kürdistan'da kadına devlet eliyle uygulanan şiddetten sadece biri. Devlet kaynaklı olmayan ve ev içi şiddetle alakalı olan başvurularda da yargı mekanizması sorunlar yaşatıyor" sözlerine dikkat çekti. Bölgede kadına yönelik şiddetle mücadelenin Kürt özgürlük mücadelesi ile birlikte geliştiğini ve 90'lı yıllarda daha zor olduğunu belirten Reyhan, "O dönemlerde kadınları götürebileceğimiz bir yerimiz yoktu. Evlerimize alıyorduk ya da onlarla birlikte otellerde kalmak zorunda kalıyorduk. Mücadeleyle birlikte yerel yönetimlerden doğru kadın kurumlarının artması, kadına yönelik hukuki mücadele desteğinin artması ile birlikte İHD, baro ve belediyeler derken en azından öldürülme riski olan kadınların ilk elden gidebileceği kurumlar var" ifadelerinin altını çizdi.


'Kadınlara yargı alanında daha hassas ve özel yaklaşılmalı'


Yargı alanında da kadının hak arayışı dönemlerinde karşılaştığı her türlü zorluğun ve eril zihniyetle işleyen yargı mekanizmasının kadını davasından yıldırdığına dikkat çeken Reyhan, "Adliyeye girildiği andan itibaren öyle soğuk, öyle ilgisiz yaklaşılıyor ki, kim olsa o kadının yerinde davasından vazgeçebilir. Kadın veya erkek hiç fark etmiyor, yargı sisteminde yer alan tüm hukukçular aynı zihniyetle hareket ediyor. Adliyenin soğuk duvarları yaklaşımlara da etki ediyor" ifadelerinde bulundu. Şiddet gören ve yaşadıklarından kaynaklı psikolojik olarak desteğe ihtiyaç duyan kadınlara yargı alanında daha hassas ve özel yaklaşılması gerektiğini aktaran, Reyhan, "Haksızlıklar birçok trajediye yol açıyor. Adliyeden sonra kadın hayal kırıklığına uğruyor ve bu durum karşısında daha da kötüleşiyor" vurgusunu yaptı.


'Mücadele sonucunda gelecek bizim olacaktır'


Reyhan, kadın özgürlük mücadelesinin halkların onur mücadelesi ile eşdeğer olduğunu ifade ederek, "Hem savaştan birebir etkilenen coğrafya olması hem de savaşla alakalı Kürt kadını olmanın bedelini ödeyen kadınlar olma gerçekliği var" dedi. Tüm dünyanın Kürt kadın hareketinin varlığından haberdar olduğuna işaret eden Reyhan, "Ve bütün dünya biliyor ki, Kürt kadın hareketi sadece bir millet olmaktan kaynaklı bir mücadele yürütmüyor. Aynı zamanda kadına yönelik her türlü şiddet ve haksızlığa karşı mücadele yürütüyor. Büyük bir mücadele birikiminden besleniyor olmamız, bizlere güç veriyor. İnanılmaz kayıplar yaşadık ve bedeller ödedik. Onlar da omuzlarımıza ayrı bir sorumluluk yüklüyor. Bu mücadele sonucunda gelecek bizim olacaktır" ifadelerinde bulundu.


'Devlet görevlileri ilk elden kadınları hedef alıyor '


Diyarbakır'da yaşanan kadın sorunlarını kendi yaşadıkları ile bağdaştırarak yorumlayan kadınların ortak çağrısı kadınların birlikte mücadele etmesi oluyor. Kadınların yaşadığı sorunların aslında her coğrafya da aynı olduğuna, acının her yerde aynı yaşandığına dikkat çeken kadınlardan Roza Dallı, "Kürt kadınlarının yaşadıkları ortak acıların yanında, kendi coğrafyalarına özgün sorunları da vardır. Diyarbakır'da kadınların yaşadıkları coğrafyaya özgün sorunları, devlet baskısı oluyor" sözlerini ifade etti. Toplumsal olaylarda ya da demokratik haklar kullanılarak gerçekleştirilen etkinliklerde kadınların hedef alındığına ve kadın inancının kırılması için uğraşıldığına dikkat çeken Roza, "Çocuklarımıza ana dilde eğitim verilmesini istiyoruz demek için bir araya geldik ve polis yine kadınlara şiddet uyguladı. Devlet görevlileri ilk elden kadınları hedef alıyor, ama sıra konuşmaya gelindiğinde pozitif ayrımcılıktan söz ediliyor. Kürt kadınları artık bunlara kanmıyor" ifadelerinde bulundu.


'Kadınların çıkardığı her ses aslında bir çığlık'


Kadınların yalnızlaştırılarak çığlıklarının kısılmaya çalışıldığına işaret eden Roza, "Bir kadın sesini çıkardığı zaman 'Sen mi kurtaracaksın' kadınları deniliyor. Ve kadının bu şekilde yalnız olduğunu hissetmesi amaçlanıyor" dedi. Kadınların çıkardığı her sesin aslında bir çığlık olduğunu belirten Roza, "Bir ses de bir sestir. Ben birkaç kadını kazandırırım, onlar kendi komşularını arkadaşlarını, kardeşlerini uyandırır ve kadınlar ancak bu şekilde birlik olabilir. Hepimiz bilinçli olursak kimse üzerimize gelemez" şeklinde konuştu.


'Her türlü şiddete maruz kalıyoruz'


Diyarbakır'da yaşayan kadınlardan bir diğeri olan Fesli Dallı ise, "Kadınlar olarak hem babadan, hem eşten, hem de kardeşten baskı görüyoruz. Kadınları bir esir gibi görüyorlar" diye konuştu. Genç kadınların aile baskısından kurtulmak için yaptıkları evliliklere göndermede bulunarak bu evliliklerin yanlış olduğunu dile getiren Fesli, "Kadınlar bu defa eşlerin baskısı altına giriyor ve hepsine boyun eğiyor. Bunu artık anlamak gerekiyor, kadınlar evliliği kurtuluş olarak görmemeli, evliyken de bekârken de bu baskılar karşısında mücadele etmeli" şeklinde konuştu. Kadınlar olarak her türlü baskıyla karşılaştıklarını ifade eden Fesli, "Sadece fiziksel değil. Sözlü, ekonomik ya da psikolojik her türlü baskı ve şiddeti yaşıyor kadınlar. Çalışmalarına izin verilmiyor ama harcama yapması için para da verilmiyor. Bir 'hiç' olduğu söyleniyor kadına ve kadın buna inandırılıyor, aşağılanıyor" ifadelerinde bulundu.


'Kadınlar artık kendi güçlerinin farkına varmalı'


Tüm bu baskıların artık ortadan kalkması için kadınların birlik olmaları ve ilk önce ekonomik özgürlüklerini kazanmaları gerektiğinin altını çizen Fesli, şunlara değindi: "Kadınlar önce kendilerini sonra kendileri ile birlikte çocuklarını kurtarabilirler. Kadının kurtuluş mücadelesinde devletten yardım alamayacağımızın farkındayız. Devletin bu konuda kadına yardım edeceği yok, kadın kendisi bunu başaracak. Ben kendim de bu sorunları yaşadım ve ayrılma kararı aldım. Şimdi çalışıp hem kendimi, hem çocuklarımı geçindiriyorum. Birçok kadın da çalışıyor ancak mevsimlik işçi olarak sömürülüyorlar. Paralarını da eşlerine teslim ediyorlar. Ekonomik olarak aileyi geçindiren kadın, aslında ailenin temelini oluşturduğunun farkında değil. Kadınlar artık kendi güçlerinin farkına varmalı."


YARIN: Mardin


(sg/gk/mg)