Kentin Kadın Yüzü (DOSYA 7)

08:44

 


İstanbul'daki kadınlar ekolojik ve cinsiyetsiz bir kent istiyor


Mizgin Tabu / JINHA


İSTANBUL - Metropolde kadın olmak zor. Toplu taşıma araçlarında nereden geleceği belli olmayan tacizler, iş yerinde erkeklerle aynı işi yaptığınız halde aldığınız düşük ücret ve kadın olduğunuz için uğrayacağınız mobbing de cabası. Bölgedeki savaşta köyleri boşaltılan, bavullarında anadilleri ile gelen ve yıllarca İstanbul'da yaşayıp denizi görmeyen Kürt kadını olmak da  zordur. Alışveriş merkezlerine sıkıştırılmış kadın olmak da, kentin varoşlarında merdiven altlarında emeği kayıt altına tutulmayan kadın olmak da zordur İstanbul'da…


Tarih boyunca erkek egemen iktidarların merkez üssü olan ve iktidarların kendi hegemonyalarını yeniden ürettiği merkezler haline gelen kentler, kentin öteki yüzü olan kadının varlığının da yok sayıldığı mekanlar olmuştur. Yıllardır erkek egemen zihniyetin şekillendirdiği kentlerde yaşayan kadınlar, gerek özel alanda, gerekse kamusal alanda devletlerin ve erkeğin politikaları ile katlanarak artan şiddetin farklı yüzleri ile karşı karşıya kalıyor. Kadınların kendilerini birey olarak güçlendiren koşulları ortadan kaldırmaya dönük politikaları üreten iktidarlar da, kadının yaşamının ve kadının var olma mücadelesinin önünde engel. Her yönüyle erkek egemen sistemi en derinden yaşayan İstanbul'daki kadınlar, evde, işte, sokakta, toplu taşıma araçlarında, kamusal alanlarda her türlü şiddetle yüz yüze kalıyorlar. Peki tüm bu olumsuzlukları doğuran, besleyen kentlerden biri olan İstanbul'da yaşayan kadınlar nasıl bir kent istiyor?


'Kadınlar büyük kentlerde yaşayan birer savaşçıdır'


İstanbul'da yaşayan DÖKH aktivisti Yurdusev Özsökmenler, "Büyük kentler kadınlar için bir savaş alanıdır. Çünkü kentler devletlerin örgütleniş biçimine uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir" diyerek,  kentlerin iktidarların merkezi olduğunu ve her şeyin merkezde toplandığını vurguladı. Bu açıdan kadınların, büyük kentlerde yaşamak için mücadele verdiğine işaret eden Yurdusev, "Kadınlar, sabah işe giderken toplu taşıma araçlarını kullanıyor. Orada dahi şiddetin ve tacizin pek çok yüzü ile karşı karşıya kalıyor. İşyerine gittiğinde de yine iş yerleri de erkek egemen zihniyetin etkisi altında olduğu için orada da çeşitli şiddet türleriyle karşılaşıyor" ifadesini kullandı. Yurdusev, geleneksel iş bölümü nedeniyle mutfağı kadınların yönettiğine ve bu durumun büyük kentlerde de hala devam ettiğine dikkat çekerken, kadınların koşa koşa alışverişini yaptığını ve o yüklerle  evine gittiğini, nefes nefese yemek pişirdiğini ve çocuklarla ilgilendiğini söyleyerek, bu durumun tam bir savaş alanı olduğuna işaret etti. Yurdusev, kadınların bu sebeple akşam olunca "savaştan çıkmış gibi" bitkin düştüğünü ve kendini geliştirecek vakit bulamadığını belirterek, kent yaşamının kadınların üzerindeki etkisine dikkat çekti.


'Kadınlar karanlık basmadan evin yolunu tutar'


Kentin ışıklandırmalarına da değinen Yurdusev, "Kentlerin merkezleri ışıklıdır. Ama hepimizin evleri kent merkezinde değil, çünkü kentin merkezinde oturmak son derece lüks ve uzaktır. Uzaklar da karanlıktır. Bu nedenle oraya giderken hep gece geç vakte kalmama, karanlık basmadan eve ulaşma telaşı içinde gideriz" dedi. Yerel yönetimlerin kadınların yaşamını kolaylaştıracak adımlar atması gerektiğine değinen Yurdusev, kentte yaşayan kadın ve erkeğin ihtiyaçlarının farklı olduğunu vurgulayarak, erkeğin rahatça gidebileceği, trafiğin akacağı karayolları isterken, kadının ise rahat binebileceği tacizle karşı karşıya kalmayacağı toplu taşıma araçları istediğini söyledi.


'Ekolojik ve kadın dostu bir kentte yaşamak isterdim'


Yurdusev, "Nasıl bir kentte yaşamak isterdin" sorusuna da "ekolojik bir kent" cevabını verdi. "Yeşil yok, nefes alamıyoruz. Sakin, oturacak, nefes alacak bir yer bulamıyoruz" diyen Yurdusev, kadınların oturup rahatça bir araya gelebilecekleri, sorunlarını paylaşabilecekleri, hastalıktan, stresten, depresyondan kurtulabilecekleri mekanların olmasının son derece önemli olduğuna vurgu yaptı. Kadının yaratıcılığını geliştirecek mekanların olmasının da çok önemli olduğuna işaret eden Yurdusev, kadın-erkek eşitsizliğini en aza indirgeyecek, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetecek uygulamaların, bütün alana yayılması gerektiğini belirterek, kadın dostu kentlerde yaşamak istediğini sözlerine ekledi.


'Kadınların bölünme sorunu var'


"Kadınlar ne kadar özgür ya da ne kadar rahat olabilir diye düşünüyorum" diyen kadın hakları aktivisti Ayla Kadiroğlu ise, bir kadının çok sorunsuz bir yaşamı olabileceğini düşünemediğini, hiçbir sorunu yoksa eğer, kadın olma iklimini yaşadığını dile getirdi. Ayla, kadınların kahkahalarına dahi müdahale edilen bir ülkede yaşadığını ifade ederek, "Sorunsuz olduğumuz düşünülemez, kentlerde yaşayan kadının bölünme sorunu var. Evde, sokakta ideal bir insan olmamız, iş hayatında çalışkan bir birey olmamız bekleniyor. Bizim çok bölünmüşlüğümüz oluyor" dedi. Cinsiyetsiz bir kentte yaşamak istediğini belirten Ayla, "Kentlerin cinsiyeti olmasının kendisini boğan bir durum olduğunu söyleyerek "Erkeklerin bu kadar fütursuzca yaşadığı bir şehirde, üzerimde bu kadar baskı hissetmek hakkaniyetsiz. Kadınlar mücadeleleri sonucu neler neler yapmadı ki? Kentlerde var olan sorunlarımızı da illa çözeceğiz" sözlerine yer verdi.


'İkinci cins olmayacağım bir kentte yaşamak isterim'


Öğrenci Maide Göztok da, "Büyükşehirlerde yanı başımızda olan toplumsal sorunlara karşı duyarsızlaşıyoruz" ifadesini kullanarak daha önce sokak başlarında seks işçiliği yapan, çocuklarıyla dilenen kadınları gördüğünde üzüldüğünü, ancak şimdi duyarsızlaştığını dile getirdi. Maide, "Bu şehir birçok olanak bize sundu ve bakış açımızı değiştirdi. Ancak bizi biraz da köreltti. İkinci cins olmayacağım bir şehirde yaşamak isterim ya da cinsin bir kategoriye sıkıştırılmayacağı bir kentte yaşamak isterdim" dedi.


'Fırsat eşitliği kavramı Kürt kadınlarını bağlamıyor'


Eski GÖÇ-DER Başkanı Şefika Gürbüz de, zorunlu göç sorununu değerlendirerek kent meselesini Kürt sorunundan bağımsız düşünmediğini vurguladı. Şefika, özellikle yeniden yerleşim alanlarının yerleşime açılmasının ve köylerin yeniden inşasının muhakkak ele alınmasının gerekliliğinin altını çizerek, "Bir diğer husus ise, büyük kentlere zorla göç ettirilen kadınlar için dil sorunun çözülmesi gerekir. Anadilde eğitimin sadece bölgede sınırlı kalmaması ve genele yayılması gerekiyor" sözlerine yer verdi. Anadilin, kadının sosyal hayata katılmasında önemli bir engel teşkil ettiğini belirten Şefika, fırsat eşitliği kavramının Kürt kadınlarını bağlamadığını kaydetti.


Kürt kadının travmasının çözümü Kürt sorununun çözümüne bağlıdır


Şefika, Kürt kadınlarının büyük kentlerde dar bir sosyal yapılanmaları olduğuna işaret ederek, kentlerde Kürt kadınların tek sosyal etkinliğin mitingler, akraba düğünleri  ve piknik olduğuna işaret etti. Birçok kadının tek başına otobüse binip bir diğer semte gidemediğine değinen Şefika, Kürt kadınlarının yoğunlukla şehrin çeperlerinde, bodrum katlarında ve şehrin merkezine uzak olan yerlerde yaşadığının altını çizerek, kadınların büyük kenttin varoşlarına sıkıştığını dile getirdi. Diğer yandan Kürt kadınlarının bölgedeki savaştan kaçarak metropollere geldiğini de hatırlatan Şefika, kadınların ciddi bir travmanın derin izlerini taşıdığını vurgulayarak, "Zorunlu göç eden kadınlarla sohbet ettiğimde kadınların yüzündeki jest ve mimikler geçmişte yaşadıklarının ifadesini o kadar çok ortaya koyuyor ki, sen kadınlara 'Geçmişte kaldı' diyemiyorsun. Travmanın çözümü Kürt sorununda. Gerçekten onurlu, barışçıl ve halkların kardeşliği temelinde çözülmesi, kadınların sorununu da çözecektir" dedi.


'Yüksek duvarların olmadığı bir kentte yaşamak isterdim'


İstanbul'da kadın olarak yaşamanın zorluklarını anlatan  Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG) Aktivisti Feride Eralp de, kadınlara güvenlik olarak sunulan polisin, tel örgülerin ve güvenlik kameralarının aslında daha büyük güvensizlik yarattığını söyleyerek, kadınların başlarına bir olay gelmesi halinde polise başvurduklarında, yaşadıkları şeyden daha kötü muameleye maruz kaldığını dile getirdi. "Akrebin içinde tacize uğrayan kadınları ve kendimi düşünüyorum" diyen Feride, polisin her hangi bir şiddetine maruz kaldığınızda kadınlığınız üzerinden hakarete uğruyorsunuz" ifadelerine dikkat çekti. Feride, kadınların sokakta ya da eylemde olduğu için hakarete maruz kaldığına işaret ederken, 3 haftadır Suruç'ta olduğunu da sözlerine ekleyerek, kendisi için kent olgusunun Suruç'ta şekillendiğini belirtti. Feride, "Kent dediğimizde devamlı özel harekat, tanklar, zırhlı araçlar, askeriyenin varlık hali ve bu kadınlar için ne demek olduğunu düşündüm. Bu güvenlik mekanizmalarıyla kadınlar olarak nasıl güvende olacağız? Polis, asker, güvenlik kameraları, daha yüksek duvarların olmadığı bir kente yaşamak isterdim" sözlerine yer verdi.


İstanbul'un sokaklarında sözü kadınlara bıraktığımızda ise, kadınlar genel olarak özgürce yaşayabilecekleri, eve dönüş saatini düşünmeyecekleri, şiddetsiz, tacizsiz, cinsiyetsiz ve ekolojik bir kentte yaşamak istediklerini belitti.


Yarın: Van


(mt-ed/gk/mg)