'Uçurumun kenarında filizlenen bir çiçek…'
08:36
Sevcan Atak/JINHA
İZMİR - Kürt halkının '29. İsyanı' olarak yorumlanan ve bir grup genç tarafından kurularak milyonların sahiplendiği halk hareketine dönüşen PKK'nin kuruluşunun üzerinden 36 yıl geçti. Tüm dünya ve Ortadoğu halklarının umudu haline gelen PKK'yi, uzun yıllardır cezaevinde bulunan PKK'li tutsaklar anlattı. Tutsaklar, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın PKK'yi "Uçurumun kenarında filizlenen bir çiçeğe" benzettiğini belirterek, 27 Kasım'ı sömürgeleştirilen ve kendisi olmaktan çıkarılan bir halkın yeniden doğuşu ve öze dönüşü olarak değerlendirdi.
Tarihi boyunca en kanlı katliamlara uğrayan Ortadoğu'nun en kadim halklarından Kürtler, tüm yok sayılmalara, asimilasyon ve katliam politikalarına karşı isyanlar da büyüttü. Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük katliamlarla karşı karşıya kalan Kürtlerin en büyük isyanı ise "29. İsyan" olarak yorumlanan PKK hareketi oldu. Bir grup genç tarafından kurulan ve milyonlara ulaşan bir halk hareketi haline gelen PKK'nin 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde 1. Kongre ile kuruluşunun ardından 36 yıl geçti. İzmir Şakran Cezaevi'nde bulunan tutsak gazeteci Sevcan Atak, uzun yıllar cezaevinde olan PKK'li tutsaklar Güneş Arduç, Leyla Baran, Kemal Zengin ve Mahmut Aba'ya PKK'yi sordu.
'Özgürlük hareketi öze dönüş ve kendini sahiplenmedir'
PKK'nin çıkışını değerlendiren Mahmut Aba, PKK'nin Kürtlerin makus tarihine 'dur' demenin ve onu tersine çevirmenin adı olduğunu belirterek, PKK ile yaşamın yeniden anlam ve değer kazandığını dile getirdi. Bunun çok önemli bir gelişme olduğunu ifade eden Mahmut, "Zira yaşamın yeniden anlam kazanması, özgürlük bilincinin oluşması ve örgütlemesinin somutluk kazanması demektir. 36. yıldönümünde yaşanan gelişmeler bunun açık göstergesidir. Kürtler artık kendisi olmaktan utanmayan, varlığından gurur duyan, müthiş bir özgüvene kavuşan ve özgürlükte karar kılmış bir halk gerçeğine kavuştu. Kısacası özgürlük hareketinin bir öze dönüş ve kendini sahiplenme olarak değerlendiriyorum" dedi.
'Kürt Rönesansı'
Ortadoğu'da halklar lehine kader tayin edinci politik bir güç olmak isteyenin askeri bir örgütlemeye ulaşmak zorunda olduğunu belirten Mahmut, "Bölge koşulları bunun dışında bir alternatif bir imkan vermediğinden '12 Eylül Darbesi'ne karşı Amed zindanlarında başlayan direniş, 1984 15 Ağustos hamlesiyle görkemleşti. Ancak Özgürlük Hareketi yürüttüğü mücadeleyi bununla sınırlandırmadı. PKK temelinde ideolojik bir tasavvur ve çıkış olduğundan mücadelenin esas ağırlığı toplumsal alanda gerçekleşmiştir. Özelikle sınıf ve cins boyutunda müthiş bir çözümleme, sorgulama, örgütleme geliştirildiğinden 'Kürt Rönesansı' diyebileceğimiz devrimsel dönüşümler yaşanmıştır. Özcesi bu gün özgürlükte karar kılmış halk gerçeğinin dayandığı temel, PKK'yi yürüttüğü çok yönlü mücadele zemininden kaynaklanıyor" değerlendirmesinde bulundu.
'Halkların kurtuluş umudu oldu'
Gelinen aşamada PKK'nin Kürdistan'ın ötesinde Ortadoğu'nun kaderini belirleyecek bir güce ulaşmış durumda olduğunu vurgulayan Mahmut, uluslararası ve bölgesel güçlerin bir savaş bataklığına çevirdiği Ortadoğu'da sadece kendi özgürlüğüne dayanan PKK'nin 40 yıllık bir mücadele birikimiyle bölgedeki tüm halkların kurtuluş umudu olduğunu söyledi. Mamut sözlerine şöyle devam etti: "Önderliğimizin Demokratik Ulus perspektifi bu umudu fazlasıyla güçlendirmektedir. Artık halklar şunu çok iyi anlamıştır; kendilerine rağmen, son 10 yıldır pekiştirilen milliyetçi ve dincilikten oluşan rejimler artık yarar sağlamaktan çok kendilerine zarar vermektedir. Bunu gören halklar Kürt Özgürlük Hareketi'nin Şengal ve Kobané'deki direnişiyle kendi özgürlüğünü açığa çıkarmayı zorunlu görmüştür. Devlet dışı toplumsal bir modelin mümkün olduğunu gösteren PKK, artık geliştirdiği modellerle de tüm dünyada ilgiyle izlenen ve çekim merkezi haline gelen bir anlama dönüştü. Son olarak tarihsel gelişmeler bunu emrettiğinden Kürt halkı PKK öncülüğünde Ortadoğu konfederalizmini inşa eden öncü güce evrildi."
'Uçurumun kenarında filizlenen bir çiçek'
PKK'nin anlamı üzerine değerlendirmede bulunan Kemal Zengin, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın PKK'yi "uçurumun kanarında filizlenen bir çiçeğe" benzettiğini belirterek, "Kast edilen uçurumdan anlaşılacağı gibi kendi toprakları üzerinde yabancılaştırılan, kendi köklerinden, kültüründen koparılan bir halk gerçeği vardı. Dayatılan bu onursuzluğa ve köksüzlüğe karşı, Kürt halkı hiçbir zaman var olma mücadelesinden geri durmadı. Özgürlük Hareketi de bu direniş geleneğini arkasına alarak, kadim topraklara kök saldı, büyüdü. En önemlisi de insanı büyüterek insanı yeniden ana kaynağına oturtmanın adı olduğundan, tarihe, insanlığa mal olmuş yüzlerce hareket ve şahsiyetin kümülatif mirasının öncüsü, yaratıcısı oldu" diye konuştu.
'Halkta taban bulan PKK güven hareketi oldu'
PKK'nin, katliamlarla sonuçlanın Kürt isyanlarını iyi tahlil edip dersler çıkardığını sözlerine ekleyen Kemal, PKK'nin bu temelde öz bir mücadele geliştirdiğini, sömürgeciliğe ve yerel işbirlikçiliğe yönelerek halkta taban bulduğunu vurguladı. Bunların PKK'nin güven hareketi olmasını sağladığını ifade eden Kemal, şu değerlendirmelerde bulundu: "Böyle olunca da PKK sadece Kürtler için değil, tüm halklar için sömürgeciliğe karşı mücadele etme zemini oldu. Yani halkların direniş kimliği oldu. Şengal ve Kobané'de yaşanan vahşete karşı ortaya konulan direniş Kürtlere ve özgürlük hareketine karşı bir sempati geliştirdiği gibi, insanlık vicdanında Özgürlük Hareketi şahsında ete kemiğe büründüğünün ifadesidir. Yani halkların özgürlüğüne yeniden yakın kılan bir anlama dönüştü PKK."
'Türkiye solundan koparak yönünü Kürdistan'a dönmesi merakla izlendi'
PKK'nin kuruluş yıllarında Dev-Genç yapılanması içinde olduğunu belirten Güneş Arduç da, Türkiye Solu ve PKK arasındaki ilişkiyi değerlendirerek şunları söyledi: "O süreçteki ideolojik bilinç kavrayış düzeyim itibariyle, Türkiye sol örgütlerinin genel olarak PKK'ye bakış açısına ilişkin bir şeyler söylemem mümkün değil. Benim bulunduğum çevre, ideolojik kaynağını Mahir Çayan çizgisinden alıyordu. Kuramsal yönde pek çok konunun tartışıldığı bir atmosferse Kürt ulusal - devrimci hareketlerin içinde 'Apocular' olarak bilinen bir gurubun adım adım yükselip sivrilmesi elbette dikkat çeken, üzerinde durulan bir gelişmeydi. Türkiye devrimci hareketinin tüm eksiklerine karşın görece dinamik olduğu, Mahirlerin, Denizlerin, İboların miraslarını korumaya çalıştığı yıllardan söz ediyoruz. Dolayısıyla Kürt devrimci- demokrat hareketlerine önyargılı yaklaşımlar pek hakim değildi. Sol Sosyalist saflarda bir Kürt hareketinin partileşmesi ve Türkiye Solu'ndan koparak yönünü Kürdistan'a dönmesi merak ve ilgiyle izlendi, anlaşılmak istendi. Ancak kısa bir süre sonra maalesef sol içinde PKK'yi 'karşı devrimci' olarak niteleyen ve PKK ile silahlı mücadeleye giren hareketler dahi oldu. Devrimci Sol ile PKK arasında pratik anlamda böyle bir sorun yaşanmadı. Zaten bir yıl sonra da cunta hakim duruma geldiği için, tüm örgütler ilegallite koşularına çekildi. PKK'nin Türkiye solu üzerindeki etkisi ise sonraki yıllarda gerilla mücadelesinin yükselişiyle yaşanacaktı. Benim ve yakın çevremdeki yoldaşlarımın dikkati de esas olarak 15 Ağustos hamlesi sonrasında PKK'ye yönelecekti."
'15 Ağustos devrim ruhunun sönmeyeceğinin işaretiydi'
PKK'nin silahlı mücadeleye başladığı 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli baskınlarında Metris Cezaevi'nde olduğunu söyleyen Güneş, baskınları duyduklarında cezaevinde büyük bir sevinç yaşadıklarını dile getirdi. O dönemin, devrimci demokratların işkenceli sorgular sonrasında cezaevlerine doldurulduğu, cezaevlerinde de işkencenin çeşitli düzeylerde sürdüğü, dışarıda ise yaprağın kıpırdamadığı bir süreç olduğunu ifade eden Güneş, "Cezaevinde radyo ve televizyon yoktu. Yalnızca bir iki gazete alabiliyorduk. Kendi moralimizi kendimizin yarattığı, yoldaşlarımızdan başka dayanıp güç alabileceğimiz bir çevremizin bulunmadığı böylesi bir süreçte PKK'nin Eruh Şemdinli baskınlarını öğrenmek, kelimelere dökmenin mümkün olmadığı bir moral yarattı. Havalandırma süremiz 20 dakikaydı ve 20 dakika boyunca türkü söyleyip halay çekmiştik. Asker bazen operasyon yapıp dayak atardı. 'Eruh Şemdinli için dayak yemeye değer' diyerek güldüğümüzü hatırlıyorum. Kısacası 15 Ağustos atılımı, devrim ruhunun sönmediği ve asla sönmeyeceğinin işaretiydi bizler için."
'Kürtlerin direnişi gidişatı ters yüz etti'
Şengal ve Kobanê'ye yönelik IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı Kürtlerin verdiği direnişin de dünya ve Ortadoğu için önemine işaret eden Güneş, şu değerlendirmelerde bulundu: "Şengal ve özellikle Kobanê için Stalingrad ve Vietnam benzetmesi çokça yapıldı. İsabetli bir benzetme olduğuna inanıyorum. Dünya tarihinde önemli noktası oluşturan olaylar vardır. Esmekte olan rüzgarı tersine çevirir, halkların gözlerini açar, siyasi çevreleri köklü biçimde değiştirip, dünyada artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını tüm çevrelere kabul ettirir. Vietnam halkı, dünyanın bir köşesinde, küçücük bir adanın yoksul bir halkı iken, tüm dünyayı hayrete düşüren bir biçimde emperyalist güçlere direnmiş; ABD büyük bir özgüvenle girdiği savaştan ağır kayıplar vererek ve dünyaya teşhir olarak çıkmış, gerçek anlamda Vietnam bataklıklarına saplanıp kalmıştır. Kobanê devrimi de hem Ortadoğu hem dünya için bir anlam taşıyor. Özellikle reel sosyalizmin yenilgisinden sonra dünya genelinde sosyalistler prestij yitirdi. İnançsızlık, mücadelesizlik, değersizlik yayan ideolojiler alıp başını gitti. Tüm bunlar, hemen her ülkede ciddi boyutta olumsuz sonuçlar yarattı. Kürt halkının 40 yılı aşan mücadelesi ve özelde direnişi, bu gidişatı tersyüz etti. Bir halkın özgürlüğüne güvenerek ve örgütlenerek dünyaya başkaldırabileceğini, direnebileceğini gösterdi. Bunun sonuçları Türkiye ve dünyada da önümüzdeki yıllarda ve uzun vadede etkili, güçlü ve net biçimde ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum."
'27 Kasım özgür kadın kimliğini bağrında taşıdı'
PKK'nin kurulduğundan bu yana nasıl bir anlama kavuştuğuna yönelik değerlendirmelerde bulunan Leyla Baran'da PKK'nin kadının özgürleşmesine ilişkin verdiği mücadeleye dikkat çekti. "Kürdistan sömürgedir' belirlemesindeki gizli ruhun coğrafyayla bağını görmemek yarım kalmışlığı ifade eder bana göre" diyen Leyla, coğrafyaya atfedilen önemin ana kadın imgesi olduğunu vurguladı. 27 Kasım'ın Kürdistan coğrafyasında sömürgeleştirilen kadın gerçeğine karşı eril zihniyetin yıkılışı ve 9 bin yıllık ana tanrıça mirası üzerinde anacıl toplumun kuruluş tarihi olduğunu söyleyen Leyla, PKK'nin kuruluşundan bu yana kadın katılımının devamlılığının bunu doğruladığını dile getirdi. Leyla şu değerlendirmede bulundu: "Kadının ilk sömürgeleştirilen cins olması itibariyle Apo'cu felsefenin yöneldiği ilk sömürgeleştirilenlerin özgür olmadan toplumun özgür olamayacağı tezi, bugünkü özgür kadın hareketimizin topluma yansımasının açığa çıkardığı düzeyi, yaşanan diyalektiği kim görmezden gelebilir? Özgürleşen kadın özgürleşen toplum gerçeğine inanan ve yüreğiyle beyniyle bu hakikat yolculuğuna gönül veren onbinlerce kadından bir tanesini ifade ediyorum sadece. Demokratik uygarlığın yalın ve hakikatin yazıldığı, tarihe işlenmeyen kahramanlıkların da ifadesi oluyor 27 Kasım… Besé'lerin, Zilan'ların, Viyan'ların, Arîn'lerin fedai ruhun yazılış tarihtir. Direnen ve mücadeleleriyle tarihe damgasını vuran özgür kadın kimliğini hep bağrında taşıdı. 27 Kasım'ı bugün yine bu coğrafyada Rojava'yla somutlaşan Kobané direnişi kadın özgürlüğünde var oluşun mücadelesini, yine 27 Kasım ruhuyla yani, canlı-dinamik ve özgür bir yaşamla taçlandırıyor."
(sa/gc/mg)

