İstanbul Kadın Müzesi'nden 100'ncü yıl sergisi
08:49
Eylem Daş/JINHA
İSTANBUL - İstanbul Kadın Müzesi, Türkiye'de kadınların üniversiteye giriş hakkını elde etmelerinin 100'ncü yılını bir sergi ile kutluyor. Serginin danışmanlığını yapan Prof. Dr. Serpil Çakır, kadınların, kendi hakları için verilen mücadelenin bilinmediğini söyleyerek, "Sanki Cumhuriyet döneminde kadınlara haklar bahşedilmiş gibi düşünüyoruz. Hâlbuki bu haklar lütuf değil, kadınların kendi mücadeleleri ile kazanılmış haklardır" dedi.
İstanbul Kadın Kültür Vakfı bünyesinde açılan Türkiye'nin ilk kadın müzesi olan İstanbul Kadın Müzesi, Türkiye'de kadınların üniversiteye giriş hakkını elde etmelerinin 100'ncü yılını, Yunan Konsolosluğu'nda açılan ''Kadınların Üniversitede 100. Yılı - İnas Darülfünunu / Kadın Üniversitesi 1914- 1919'' isimli sergi ile kutluyor. 7 Kasım'da açılan ve 21 Aralık'a kadar devam edecek sergide, kadınların, üniversiteye giriş mücadelelerini ve dönemin ilk feminist dergisi olan Kadınlar Dünyası Dergisi'nin politik söylemleri ile toplumsal bir bilinç yaratmaktaki katkısı da anlatılıyor. Serginin danışmanlığını yapan İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Serpil Çakır, "Osmanlı Kadın Hareketi" adlı doktora tezini yazarken dönemin kadın dergilerini incelediğini, özellikle Kadınlar Dünyası Dergisi'nde kadınların eğitim haklarını elde edebilmek için taleplerini ve mücadelelerini gördüğünü söyledi.
'Kadınlara hak bahşedilmedi mücadele ile kazanıldı'
"1913 yılında önce kadınlar, üniversitede konferansların açılmasını istemişler ve İstanbul Üniversitesi'nde kadınlara dönük konferanslar düzenlemişler" diyen Serpil, 1914 yılında da İnas Darülfünunu (Kadın Üniversitesi) açıldığını kaydederek kadınların bir nevi fakülte açtığını ifade etti. Serpil, kadınların üniversiteye giriş mücadelesinin üzerinden 100 yıl geçtiğine vurgu yaparak, serginin bu mücadeleyi göstermek için açıldığını dile getirdi. Kadınların, kendi hakları için verilen mücadelenin bilinmediğine işaret eden Serpil, "Sanki Cumhuriyet döneminde kadınlara haklar bahşedilmiş gibi düşünüyoruz. Hâlbuki bu haklar lütuf değil, kadınların kendi mücadeleleri ile kazanılmış haklardır" diye konuştu.
Osmanlı'nın ilk feminist dergisi
Serginin açılış hikayesini anlatan Serpil, Türkiye'de ilk Kadın Müzesi'ni kuran Meral Akkent'in bu sergiyi açma fikri ile geldiğini belirterek geçen yıl 100'ncü yılını kutlayan Kadınlar Dünyası Dergisi'nin de kadın hareketi tarihi için önemli bir eşik olduğunu vurguladı. Serpil, kadınların eğitim hakkını elde etmelerinde Kadınlar Dünyası Dergisi'nin yerinin çok önemli olduğuna vurgu yaparak o dönem dergide çıkan politik söylemlerin toplumsal bir bilinç kazandırdığına dikkat çekti. Serpil, Osmanlı'da ilk defa Müslüman kadınların fotoğraflarının yer aldığı Kadınlar Dünyası Dergisi'nde yazı yazan kadınların, dergiyi çıkaranların ve onların eğitim taleplerini de bu sergiyle birlikte göstermek istediklerini sözlerine ekledi.
'Farklı kimliklerden kadınların hikayeleri'
Sergiyi açmalarının bir diğer sebebi olarak kadınların 100 yıl boyunca eğitim süreçlerini anlatmak olduğunu kaydeden Serpil, hem Osmanlının içindeki hem de günümüz Türkiye'sini oluşturan Ermeni, Rum, Türk ve Kürt kadınlarının eğitim süreçlerini de açığa çıkarmayı amaçladıklarını söyleyerek sadece Türk kadınlarının değil bu toplumun içindeki farklı etnik kimliklerden kadınların da hikayesini göstermek istediklerini ifade etti.
'Ataerkil zihniyet kadına her dönem baskı kurdu'
Kadınların her dönem hak arayışına girdiğinin altını çizen Serpil, o dönemde de bu dönemde de baskıların aynı olduğuna işaret ederek ataerkil sistemin günümüzde de varlığını sürdürdüğüne dikkat çekti. Serpil, "Bu baskıların değişik araçları var. Bunlar eğitim sistemi, medya söylemleri ve lider söylemleri gibi araçlardır. Bunların hepsi kadınlara sınırlanmış bir alan gösteriyor. Ancak kadınların bunlara her zaman itirazı var" şeklinde konuştu.
'Kadını yok eden kimliksizleştiren soy isimleri'
Derginin kurucusu ve sahibi olan Nuriye Ulviye'nin dört kez adının değiştiğine de gönderme yapan ve Nuriye Ulviye'nin en son Nuriye Ulviye Mevlan Civelek adını aldığını dile getiren Serpil, aslında isim ve soyadı değişikliğinin kadınları nasıl isimsizleştirdiğine ve kimliksizleştirdiğine işaret ederek, bu durumu bir anlamda kadınların yok oluşu olarak niteledi.
(ed/gc/mg)

