Kadınların tanıklığıyla 12 Eylül belgeseli

08:40

 


Dilan Karamanoğlu/JINHA


İSTANBUL - 'Eylül'ün Kadın Yüzleri' belgesel film gösterimiyle kadınların dilinden 12 Eylül darbesini anlatan yönetmen Ayben Altunç, 12 Eylül'ün bu zamana kadar hep erkekler tarafından anlatıldığını belirterek, "Bu film bugüne kadar hiç yapılmamış bir şey. Biz 32 kadının gözünden bir 12 Eylül panoraması çizdik bu filmle. Bu kez söz sırası kadınlarda" dedi.


12 Eylül 1980 askeri darbeyi farklı açılardan yaşamış 32 kadınla yapılan röportajlardan oluşan "Eylül'ün Kadın Yüzleri" adlı belgesel filmin 14'üncü gösterimi, anlatıcıların da katılımıyla 5 Aralık günü İstanbul'da Caddebostan Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. 12 Eylül döneminde cezaevlerinde kalmış, cezaevlerine görüşe gitmiş ve kimliği nedeniyle fişlenmiş olan kadınların anlatımıyla çekilen belgesel film, 12 Eylül'e kadın bakışını konu alıyor. Belgesel filmin yönetmeni Ayben Altunç, 12 Eylül'ün bu zamana kadar hep erkekler tarafından anlatıldığını belirterek, "Bu film bugüne kadar hiç yapılmamış bir şeydir. Biz 32 kadının gözünden bir 12 Eylül panoraması çizdik. Bu kez söz sırası kadınlarda" dedi.


Farklı kesimlerden 32 kadın kadın darbeyi anlattı


Ayben, böylesi bir filmin bugüne kadar yapılmadığını belirterek, "İçinde o dönemde erkek olarak cezaevine giren şu anda hayatını kadın olarak sürdüren Demet Demir'den, darbe döneminde Diyarbakır Cezaevinde tutukluyken şu an da Diyarbakır Belediye Eş Başkanı olan Gültan Kışanak'a kadar toplumun her kesiminden 32 kadının hikâyelerini anlattık" şeklinde konuştu. Filme ilişkin olumlu tepkiler aldığını belirten Ayben, filmin 14'üncü kez gösteriminin gerçekleştirildiğini kaydederken, filmin Altın Koza Film Festivaline de gittiğini ifade etti. Ayben, "filmin devamı olarak 'Gölgesini Kaybetmeyen Kadınlar' isimli darbe döneminde mülteci olmuş kadınları anlatacağı bir belgesel çalışması yaptığını da ekledi.


'Her 12 Eylül'de travma geçiriyorum'


Belgesel filmde yer alan 12 Eylül anlatıcılarından Aysel Hoşgit ise, kendisine böyle bir teklifle gelindiğinde önce çekimser kaldığını anlatarak, "Ayben bana böyle bir teklifle geldiğinde ben ona '12 Eylül'de içeride yatıp çıkmış bir sürü mücadeleci kadın var. Ben içeride yatmadım. Anlatabileceğim politik bir mücadelem yok' demiştim. Ayben de 'Ben de tam bunu anlatmanı istiyorum' diye bana karşılık vermişti. Belgeselde öncü, lider olan ön planda mücadele etmiş kadınların dışında da gayri resmi portreler, görülmemiş olanları da göstermek istenildiği söylendi. Ben de bu şekilde belgeselin içerisinde yer aldım" diye konuştu.


Her 12 Eylül'de travma yaşadığını söyleyen Aysel, "Travma yaşadığımı çok geç fark ettim. Köyde babamın, 'Darbe oluyor kalkın' demesiyle uyandık. Bahçede akrabalarla toplandığımızda aklımıza ilk gelen kitapları yakmak oldu. Ben de o zamanlar dergilerden devrimci olmuş biriydim. 12 Eylül sürecinde cezaevinde yapılan işkencelerden çok geç haberimiz olmuştu" dedi. Belgeselin objektif bir şekilde yapıldığını belirten Aysel, kendilerinden sonraki kuşakların ve özellikle kadınların bu belgeseli izlemesi gerektiğini ifade etti.


'Ermeni olduğum için darbeyi iki kez yaşadım'


Belgeselde yer alan diğer bir anlatıcı Anais Martin ise, kendisinin uzun seneler İstanbul Devlet Operası'nda çalıştığını dile getirerek, darbe zamanında sanatçıların yaşamlarının da zorlaştığına işaret etti. "Ben o dönem hem sanatçı hem de Ermeni olarak darbeyi iki kere yaşadım" diyen Anais, darbe döneminde Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) çalıştığını anlatırken, "AKM'de ilk kata karakol kurmuşlardı. Bizleri orada fişlemeye başladılar. Parmak izleri alınıyordu. Ben de o süreçte inatla gitmek istemedim. Sonra uyarıldım gitmediğim için. Gitmezsen iki kere fişlenmiş oluyorsun. En son gidenlerden biri ben oldum. Normalde iki parmaktan iz alıyorlarmış. Benim on parmağımdan da iz aldılar" şeklinde konuştu.


'Operayı nasıl bastırdıklarını göstermek istedim'


Anais, belgeselde rol alması istendiğinde koşarak gittiğini dile getirerek, "O dönemin yöneticilerinin, cuntacılarının operayı nasıl bastırdıklarını göstermek istedim. Sanat başka yerlere uçuruyor diye istemiyorlar. Hala daha istemiyorlar. Daha iyi günlerde daha güzel koşullarda sanat yapabileceğimiz, yüzlerimizin güldüğü, kadınların haklarının tanındığı işkence görmedikleri dayak yemedikleri hepimizin özgürleştiği bir Türkiye beklentisi içerisindeyim" dedi.


(dk/dc/gk/gc)