Canlı tanıklarla Maraş Katliamı: İnsanlar diri diri yakıldı

13:07

 


Nurcan Yalçın / JINHA


GURGUM – Maraş Katliamı’nın canlı tanıklarından Elif Tabak ile Elif Torun, katliamın izlerini hala üzerlerinde taşıyor. 36 yıl önce yaşanan o vahşet günlerini dün gibi hatırlayan kadınlar, “Her tarafta sesler yükseliyordu, insanlar yerde ölü yatıyordu. Hamile kadınların karnı kesilip bebekleri çıkarılmıştı. İnsanlar diri diri yakılıyordu” dedi.


Türkiye tarihinin sayısız kara lekelerinden bir olan Maraş Katliamı’nın 36'ıncı yılına girdik. Ülkücü Gençlik Derneği tarafından izlenen "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime girer. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık, "Müslüman Türkiye", "Milliyetçi Türkiye" "Komünistler Moskova'ya", "Başbuğ Türkeş" gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, "Bunu solcular attı" söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT ve CHP binalarına sloganlar atarak yönelir ve saldırılar başlar. Böylece tarihin kanlı raflarında yer alacak olan Maraş Katliamı'nın ilk olayları başlamış olur. Yedi gün süren ve 150 Alevi'nin katledilmesiyle sonuçlanan Maraş Katliamı ayrıca, 12 Eylül Darbesi’nin ilk katliamlarından sayılır. Maraş'ın Avşin ilçesinin Örenli köyünde yaşayan ve henüz 13 yaşındayken katliama tanıklık eden 49 yaşındaki Alevi Elif Tabak, hala ilk günkü gibi hatırladığı katliam günlerini JINHA'ya anlattı.


'Sol görüşlü öğretmenler katledildi’


Sağcıların sinemaya saldırılarını gerekçe göstererek, Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu'nun okuldan evlerine giderken katletmesiyle olayların başladığını söyleyen Elif, "Öğretmenlerden Mustafa Yüzbaşıoğlu ve Hacı Çolak Yörük, Selim mahallesinde çok seviliyordu. Sol görüşlü oldukları için hedef alındılar. Katliamın ardından ertesi gün cenazeleri gömmek için yola çıktık. Öğretmenlerin cenazelerini Maraş Lisesi önünden alıp 5 bin kişilik bir kortej halinde Ulu Cami'ye doğru yola çıktık” dedi.


'Polis olaya mani olmadı'


Ulu Cami'de cenazeleri bekledikleri sırada ise ülkücüler tarafından kitlenin üzerine ateş açıldığını ve ülkücüleri destekleyenlerin ise evlerinde buldukları her şeyi kitlenin üzerine atığını söyleyen Elif, "O gün bize karışı olan halk, evlerinde ne var ne yok üzerimize atıyordu. O kadar bir hengame vardı ki yürümek koşmak mümkün değildi. Bir süre sonra ağabeyimin yüzünü avuçlarının arasına aldığını ve kanların fışkırdığını gördüm. Tabi bu beni daha çok etkiledi ve çığlık attım. Gittim duvarın dibine dizilmiş polislerin birinin yakasına yapıştım ve hem ağlıyorum hem onun yakasına yapışmış sallayarak duvara vuruyordum. Ona sen silah kullanamıyorsan ver biz kullanalım dedim. O sırada bir arkadaş beni çekerek,  'sen ne yapıyorsun o Polder polisi' diye bağırdı üstüme. Ben kendime gelince, baktım oda ağlıyor ve hiç bir şey yapmadan bakıyordu" diye konuştu.


‘Her taraftan çığlık sesleri geliyordu’


Saldırı sahnesinin Nazi'lerim Yahudi'leri katlettiği sahneleri aratmadığını ifade eden Elif, "O an aklıma Hitlerin insanları gaz odalarına doldurup öldürdüğü sahneler geldi. Bizi de toplayıp götürüp öldürecekler diye bir korku girdi içime. Ağabeyimi aramak için hastaneye girdim, insanlar deniz dalgası gibi dalgalanıyorlardı. Yaralıların çığlıkları inanılmaz bir şekilde her taraftan geliyordu. Hastanenin tüm odalarını aradım ama ağabeyimi göremedim. Morga inmek istiyor fakat bir yandan da korkuyordum. En son bir arkadaşla inmeye karar verdim ve gittim. Tüm çekmeceleri çekip baktım. İnanılmaz kötü bir histi. Yaşım daha 13'tü. Tekrar yukarı çıkıp gelen yaralılara yardım etmeye çalıştım. Bir süre sonra ise ağabeyimin yaralı olduğunu öğrendim" dedi.


'Yüzlerce Alevi katledildi’


Yörük Selim mahallesindeki evlerinin askeriyeye çok yakın olduğunu söyleyen Elif, "Yüzlerce Alevinin katledildiği o gün cenazeleri defnetmedik. Evimize girip oturduk. Evde 17 kişi kalıyorduk. Sobayı yakamadık, sesimizi çıkaramadık, akşam saat 16.00’a kadar komşularımızın çığlıklarını öylece dinledik. Sessiz sokakta çığlıklar yankılanıyordu. Her evin camından bir acı çığlık sızıyordu. Her evden en az bir kişi katledilmişti. Çığlıklar bize çok tanıdıktı. Her gün kulağımıza güleç gelen bakkalın, komşunun, manavın sesi, o gece acı dolu ağıtlarla yeniden yeniden beynimize işliyordu” diye belirtti.


 'Katliamın gerçek sayısı henüz ortaya çıkmadı'


Sadece Örenli köyünden 17 kişinin katledildiğini söyleyen Elif, katledilenlerin sayısının resmi verilere göre daha fazla olduğunu belirtti. Elif, "Dönemin bazı basın organlarının açıklamalarına göre, cenazelerin kepçelerle gömüldüğü belirtilmişti, ancak kimse bunu ortaya çıkaramadı. Sadece yakınlarımızın kaç kişi katledildiğini ve nasıl gömüldüğünü biliyoruz. Diğerlerinden haberimiz olamadı. Çünkü olayın üstü örtülmek isteniyordu. Henüz üzerinde bir çalışma yapılıp net bir rakam ortaya konulmuş değil" dedi.


 'Bir daha dönmemek üzere kenti terk ettim' 


Katliamdan çok kısa bir süre sonra şehri terk ettiğini ve 34 yıl boyunca Maraş'a bir daha hiç gitmediğini ifade eden Elif, "O olaydan sonra biz yurtdışına çıktık. 34 yıl benim kafamda hiç silinmeyen ve hala cereyan eden katliamın izleri vardı üzerimde. Benim gelip burayla yüzleşmem gerekiyordu fakat buna gücümün olup olamadığını kestiremiyordum. Katliamın yaşandığı mahallenin ve üzerinde koştuğumuz insanların hala kanlar içerisinde yerde, o halde yattığını görüyor gibi oluyorum. Onları o halde kendimi de o yaşta hissediyorum hala. Ta ki gelip mezarları ziyaret edene kadar ve Mustafa Yüzbaşıoğlu'nun mezar taşına sarılıp öpene kadar bu olayı kabullenmedim. 34 yılın ardından olayla yüzleştim" ifadelerini kullandı.


'Beni en iyi Şengal ve Kobanêliler anlar'


Son zamanlarda Şengal ve Kobanê'de yaşanan katliama ilişkin de konuşan Elif, "Katliamı gören, yerini yurdunu terk eden biri olarak onları içimde yaşıyorum. Özellikle bu dönemde de bu olayların yaşanması çok üzücü. Onların o vahşeti yaşadığı yere dönmek istemeyişlerini ve yaşadıkları ruh hallerini çok iyi anlıyorum. Bundan dolayı gidip iki gün Suruç'ta kaldım ve onlarla o duyguları paylaşmak istedim. Sanıyorum ki onları en iyi anlayan benim, beni de en iyi anlayan onlar" dedi.


'Sabah ne olacağı geceden kestiriliyordu'


Maraş katliamının canlı tanıklarından 69 yaşındaki Elif Torun ise Maraş katliamını anlatırken yaşadığı o günler tekrar canlanıyor ve anlatmakta zorlanıyor. "O gün yurtdışında çalışan eşim eve yeni gelmişti" diyen Elif, "Sabah oldu ve bir tıkırtı duydum. Eşim tedirgindi. Sebebini sorduğumda ise bana, 'çarşıda öğretmenleri vurmuşlar' dedi. O gece kimse uyumamıştı. Gece yarısı komşumuz kapıya gelip bana, 'korkuyorsan gel bizde yat' dedi. Ona eşimin eve geldiğini söyledim. O gece nelerin olacağı adeta önceden biliniyor gibiydi. Bu yüzden herkes birbirini sahipleniyordu. Sabahın ilk ışıklarında ise babamın köydeki işçisi kapıya geldi ve 'al çocuklarını köye gel' dedi. O an durumun ne denli büyük olduğunu anladım" sözlerini ifade etti.


‘Hamile kadınların karnı kesilmişti’


Evindeki tabancayı beline takıp eşi, çocukları ve işçileri ile beraber dağ yolunu kullanarak, köydeki işçilerinin evine gittiklerini ve bir süre orda kaldıklarını söyleyen Elif, birkaç günün ardından evine dönmek için yola çıktıklarını belirterek, "Allah'ım dağdaki kurdun başına getirmesin o günleri. Her yer dağ, taş, odun, ateş… Tabancamı belimde tutuyordum. Evler yanıyordu, asker ortalığı ele geçirmişti. Alevler her yeri sarmıştı, kapının ağzına gittim kapıyı açtım, imdat dedim ve kapının ağzında düştüm. Askerlerin beni kaldırdığını gördüm. Bana 'bacı kalk evin nerede’ dedi bir asker. Evim karşıdaydı göstererek, 'aha orda yanıyor' dedim" ifadelerinde bulundu. Her tarafta sesler yükseliyordu, insanlar yerde ölü yatıyordu. Hamile kadınların karnı kesilip bebekleri çıkarılmıştı. Birden delirdiğimi düşündüm. İnsanlar diri diri yakılıyordu. Daha fazla anlatmak istenmiyorum anlattıkça tekrar o günleri yaşıyorum" diyen Elif, gözyaşlarını tutamıyor ve bir an baygınlık geçiriyor…


(ny/zd/mg)