Bozulan ekolojik denge kadının eliyle yeniden kurulacak

08:52

 


Derya Ceylan / JINHA


AMED - 'Toprağımızı, suyumuzu, enerjimizi komünleştirelim, demokratik özgür yaşamı inşa edelim' şiarı ile ekolojik açıdan bozulan dengenin yeniden kurulması için mücadele edeceklerinin altını çizen Iğdır Belediyesi Eş Başkanı Şaziye Önder ve Akdeniz Belediyesi Meclis üyesi Ayşe Akdoğan, ekoloji ve kadının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu belirttiler.


"Toprağımızı, suyumuzu, enerjimizi komünleştirelim, demokratik özgür yaşamı inşa edelim" şiarıyla Diyarbakır'da DBP Yerel Yönetimler Merkezi Kadın Konferansı düzenlendi. Konferans delegelerinden Iğdır Belediyesi Eş Başkanı Şaziye Önder, Iğdır'ın geçmişten bu güne ekolojik yapısını anlattı. Şaziye, bölgede yaşayan Kürtlerin ekonomiden yoksun bırakılmasına dönük bir politikanın uygulandığını kaydederek, bu politika ile Iğdır'da meydana gelen değişimlere de dikkat çekti. Şaziye, Iğdır'ın genel yapısının düz ve ovalık bir bölge olduğunu belirterek, "Eskiden Iğdır'ın ilk kuruluş yeri Ağrı Dağı'nın etekleriydi. Sonradan insanlar tarımın yapıldığı alanlara yönelmiş ve yerleşim yatay bir şekilde oluşmuş. Ancak boşalan Ağrı Dağı'nın eteklerine doğru bir gelişme olabilirdi" diye belirtti.


'Iğdır Ağrı Dağı'nın küllerinden oluşmuş'


İnsanın doğanın bir parçası olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade eden Şaziye, bu nedenle insan ve doğa arasındaki bağın yeniden kurulması gerektiğini söyledi. Şaziye, canlı ve cansız bütün varlıkların doğada var olduğuna dair bir politikanın geliştirilmesinin önemine işaret etti. Şaziye, Iğdır'daki Kuş Cenneti'ni örnek göstererek, "Kuş Cenneti üzerinde baraj kurulmak istendi ama bizim çabalarımız sonucunda engellendi. Ancak başka bir baraj yapıldı. Çünkü içme suyunun oradan gelmesi isteniyor. Oysa Ağrı Dağı volkanik bir dağ, Iğdır ise Ağrı Dağı'nın küllerinden oluşmuş bir kent. Sonradan toprağa dönüşmüş ve insanlar yerleşmiş. Fakat altında çok ciddi bir su potansiyeli var. Bizim şu anda içme suyu için açtığımız kanallar var. Bu kanallar ile yer altından çıkan suda işlenmiş olacak. Bu şekilde barajların yapımının önüne geçebiliriz. Suyun dışında, Iğdır'da çok ciddi bir ağaçlandırma çalışması yürütülmesi gerekiyor. Bu yüzden insana zarar vermeyen bitki türleri, ağaç türleri yetiştirmek gerekiyor. Bu şekilde de betonlaşmayı engelleyebiliriz" şeklinde konuştu.


'Iğdır bir deprem bölgesi'


Iğdır'ın aynı zamanda bir deprem bölgesi olduğuna işaret eden Şaziye, yeraltındaki suyun fazlalığından dolayı 6 şiddetinde bir depremin Iğdır'ı yerle bir edebileceğinin sinyalini de verdi.  Bu nedenle Iğdır'da hem depreme karşı, hem de betonlaşmaya karşı en fazla üç katlı yapıların inşa edilebileceğini dile getiren Şaziye, "Yatay derecede ve sırtını birbirine vermiş yapılar yapmalıyız. Herkesin bir iki dönüm arazi üzerine ev yapmak yerine, daha yaşanabilir evler yapabilir" ifadelerine yer verdi.


'Akdeniz'de çok fazla kentsel atık var'


Akdeniz Belediyesi Meclis üyesi Ayşe Akdoğan da Mersin'in ekolojik yapısını anlattı. Mersin'i kayıp bir kent olarak nitelendiren Ayşe, Mersin'in geçmişte çok fazla tarım alanına sahip bir kent olduğunu ifade etti. Ayşe, Mersin'de tarımdan sanayileşmeye doğru bir evirilmenin yaşanmasıyla beraber tarımın ivme kaybettiğini belirterek, "Şimdiki Mersin'e baktığımızda ne tarım, ne turizm, ne de sanayi kenti olabilmiş. Şu anda Mersin'de karma bir yapıdan bahsediyoruz. Akdeniz ilçesinde ise, tarım arazileri de var, sanayi kuruluşları da var. Bizim Akdeniz için bundan sonraki politikalarımız ise dikey yapılaşmaya izin vermeyen, tarımı ön plana çıkaran tarımsal alanların korumaya yönelik olacak. Çünkü Akdeniz'de çok fazla kentsel atık var. Ama bunların doğaya dönebilmesi için ayrıntılı bir proje gerekmektedir" şeklinde konuştu.


'Sanayi kuruluşları kimyasal madde içeren kuruluşlardır'


"Garip bir kısır döngü içerisindeyiz" diyen Ayşe, bir tarafta sanayini diğer tarafta tarımın olmasından dolayı ekolojik dengenin bozulduğunu dile getirerek, "Eğer biz sanayi kuruluşlarını başka alanlara kaydırabilirsek dengeyi kurabiliriz. Ancak bu sanayi kuruluşlarında çalışanlarda bizim insanlarımızdır. Bu yüzden dengeyi iyi kurabilmek gerekiyor. Endüstriyel alanda çok sayıda kuruluş var. Fakat bunların çevreye ve insana olumsuz etkileri de ortada. Ayrıca bu sanayi kuruluşlarının birçoğu kimyasal madde üretimi içeren kuruluşlardır. Bu yüzden başta kanser olmak üzere büyük oranda hastalıkların olduğu bir bölgeden söz ediyoruz. Bu sorunların çözümü için ise tarım arazilerinin yeniden eski yapısına kavuşturulup sanayi alanlarından kurtarılması gerekiyor" şeklinde konuştu.


'Ekoloji ve kadın birbirinden ayrılmaz bir bütün'


Yerel yönetimler olarak ekolojiye ve ekonomiye dönük bakış açısı ve politik bir duruşlarının olduğunu kaydeden Ayşe, "Bu politikaları açığa çıkarıp kadına entegre edebilir durumda olabilirsek başarılı olabiliriz. Elbette ekoloji ve kadın birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Onun için bütün bu çalışmaların kadını dışında tutan bir çalışma olması mümkün değil. Bu bakış açısıyla biz ekoloji ile ilgili kararları içselleştirip uygulayabilirsek zaten bunu başarmış olacağız" dedi.


(rt-dc/mg)