Kürt kadın mücadelesinde 'Sê Jinên Azad' (BÖLÜM 3)

09:00

 


'Kadınlar koğuşundaki direnişin kahramanıydı Sakine…'


Kader Gözüoğlu - Asiye Tekin / JINHA


AMED -  Sakine Cansız'ın kadınların direnişçi yapısının işkence tezgahlarında dahi yenik düşmeyeceğini her gün götürüldüğü işkence hücrelerinden döndükten sonra yüzündeki gülümseyişle gösterdiğini belirten Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak, "Kadınlar koğuşundaki direnişin kahramanıydı Sakine… Duruşuyla, tutumuyla, direnişiyle, yaşamıyla örnek olmuş öncü bir insandır" dedi.


Esat Oktay Yıldıran'ın Diyarbakır Cezaevi'nde görev yaptığı dönem Türkiye cezaevi tarihinin en karanlık dönemi olarak anılır. Diyarbakır Cezaevi'nde işkencelerin, insanlık dışı uygulamaların en yoğun yaşandığı 12 Eylül 1980 darbe döneminde Sakine Cansız ile aynı cezaevinde kalan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak, hem o vahşet dönemini, hem de Sakine Cansız'ın işkencelere karşı tarihi direnişini anlattı. Diyarbakır 5 Nolu zindanının Kürtlerin özgürlük talebinin tamamen ortadan kaldırmak için kurgulanmış özel bir cezaevi olduğunu belirten Gültan, "Türklüğün dayatıldığı ve insanlık onurunu ayaklar altına alan en vahşi işkencelerin yapıldığı bir ortamdı. Sakine ile böyle bir ortamda tanıştık" diye kaydetti.


'Sakine gerçek bir devrimci tutumun sahibiydi'


Sakine Cansız'ın Diyarbakır Cezaevi'ne getirildiği dönemin işkencelerin en yoğun yaşandığı bir dönem olduğunu belirten Gültan, "Sakine'den daha önce işkence ve baskılar başlamıştı. İşkence ve baskılara karşı kadınlar koğuşunda da bir direniş vardı. Aslında tüm bu işkence süreçleri devam etti ancak kadınlar koğuşu için Sakine'den önce ve Sakine'den sonra diye bir ayrım yapabiliriz" şeklinde konuştu. Sakine Cansız'dan önce de kadınlar koğuşu olarak bu vahşi saldırılara ve işkenceye karşı bir direniş sergilediklerini ve aylarca 7-8 kişilik gruplarla hücrede kaldıklarını ifade eden Gültan,  "Sakine geldikten sonra bir bütün olarak koğuş içerisinde direniş ruhunun ne kadar güçlendiğine tanıklık ettik. Çünkü Sakine, arkadaşlarını güçlendiren destek ve moral veren, birlikte örgütlü hareket etmeye teşvik eden çok güçlü bir yönü vardı ve gerçek bir devrimci tutumun sahibiydi, tereddütsüzdü. Net duruşu herkese güven verdi" diye belirtti.


 'Sakine direnişin kahramanıydı'


Diyarbakır Cezaevi'nde Sakine Cansız'ın varlığıyla vahşi saldırılara ve işkencelere karşı kadın onurunu, Kürt halkının onurunu ayakta tutan bir süreç yaşadıklarını aktaran Gültan, bu süreçte Sakine Cansız'ın büyük emeklerinin olduğunu sözlerine ekledi. Gültan, "Tutum alınması gereken, tavır konulması gereken bir yerde asla tereddüt etmeyen, acaba demeyen, net tavrını ortaya koyan ve bu tavrıyla koğuştaki tüm kadınlara örnek olan bir kadındı Sakine Cansız. Direnişçi ruhuyla aynı zamanda kadınlar arasında insani ilişkinin gelişmesine, birbirilerine güven duyma, birbirilerine destek olma noktasında inanılmaz pozitif katkıları oldu" dedi. Direnişin ve bu direniş karşısında işkencenin sınırları zorladığı koşullarda kadınlar koğuşunda komünü dağıtmadıklarını ve direnişi birlikte sürdürdüklerini aktaran Gültan, "İtirafçılaştırma politikasına karşı kadınlar net bir duruş sergilediler. Tüm bunlarda Sakine'nin inanılmaz bir emeği vardı. Kadınlar koğuşundaki direnişin kahramanıydı Sakine… Hepimize güç veren direniş noktasında tutan güçlü bir yoldaştı" diye belirtti. Sakine Cansız'ın tarihin yazılışına, gidişatına yön veren öncülerden olduğuna dikkat çeken Gültan, "Sakine hem Kürt halkının özgürlük mücadelesinde, hem de kadınların özgürlük mücadelesinde duruşuyla, tutumuyla, direnişiyle, yaşamıyla örnek olmuş öncü bir insandır" diye konuştu.


'Tüm kadınlar için öncü rol oynadı'


Öncülerin her zaman ağır roller üstlendiklerine ve zorlu dönemlerde öncülerin her zaman yol açıcı misyonu üstlendiklerine değinen Gültan, Sakine Cansız'ın özgürlük arayan tüm kadınlar için öncü rol oynadığını ifade etti. 12 Eylül döneminde günümüzde olduğu gibi kitleselleşmiş bir kadın hareketinin olmadığını aktaran Gültan, "Bir devrimci hareket vardı ama kadınlar bunun içerisinde çok güçlü değillerdi. Kürt özgürlük hareketi darbeden birkaç yıl önce resmi olarak kuruluşunu yapmış yeni bir hareketti. Bu kadar kitleselleşmiş bir hareket değildi. 12 Eylül'de Diyarbakır Cezaevi'nde daha işin başındayken bu özgürlük sevdasına son vermek istediler önünü kesmek istediler" dedi.


'Özgürlük yürüyüşünün durdurulamayacağını kanıtladılar'


 "Sakine Cansız gibi direnen Kemal Pir, Mazlum Doğan ve dörtler bu özgürlük yürüyüşünün durdurulamayacağını kanıtlayan yoldaşlarımızdı" diyen Gültan, Kürt özgürlük hareketinin ve kadın hareketinin öncülerinin ilk çıkıştaki kararlı duruşlarının çok etkili olduğunu vurguladı. Gültan, Sakine Cansız'ı tanıma şansı olmayan birebir görüşmeyen hatta belki yaptıklarından haberdar olmayan milyonların bile bu direnişten etkilenerek özgürlük yürüyüşlerini sürdürdüklerine dikkat çekerek, "Sakine Cansız tarihe malolmuş bir kişiliktir ve onun direnişçi duruşu yoldaş olma iddiasını ortaya koyan bir duruştu. Bizler bugün bu özgürlük yürüyüşünü sürdürüyoruz. Hayatın farklı alanlarında direniş sergiliyoruz ama Sakine bu direnişin sağlam temel taşlarından biriydi" diye konuştu.


'Elle tutulur bir yargılama yapılmadı'


Katliamın üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen elle tutulur bir yargılamanın yapılmadığına dikkat çeken Gültan, herhangi bir hukuki soruşturma sürecinde yeterli delillere ve kanıtlara ulaşmak için bu kadar uzun bir süreye ihtiyaç olmadığını söyledi. Katliamla ilgili Ömer Güney'in tutuklandığını, görüşme ve irtibatlarının belli olduğunu kaydeden Gültan, "Ömer Güney'in Türkiye'ye neden gelip gittiğini ve kimlerle görüştüğünü bulmak hiçte zor değil. Kamuoyuna yansımış başka belge ve iddialarda oldu. MİT mensuplarıyla yapmış olduğu görüşmeler çıktı, ses kayıtları çıktı. Aslında fazlaca karanlıkta kalmış bir durum yok ancak bunların hukuki nitelikte bir belge olarak kamuoyuna sunulması noktasında bir sorun var" diye belirtti.


'Cinayetlerin arkasında siyasi pazarlıklar var'


"İki yıldır soruşturmanın tıkanmış olması bu cinayetin ardında güçlü bir devlet ilişkisinin olduğunu gösteriyor" diyen Gültan, "Bu cinayetlerin arkasında böylesine büyük siyasi pazarlıklar varsa bu süreç bu kadar sürüncemede kalır. Yoksa herhangi bir bireyin suçunu cezalandırmak için yargı bu kadar beklemez ya da küçük örgütlü grupların suçlarını bulmak ve yargı karşısında hesabını sormak için bu kadar tereddüt edilmez. Ancak bu cinayetin arkasında demek ki gerçekten bir devlet iradesi var ve büyük bir siyasi güç var" dedi. Gültan, aksi bir durumda Fransa'nın bu davayı bütün delilleriyle ortaya koyabilecek ve yargılama sürecini başlatabilecek bir soruşturma yürütebileceğine inandıklarını avukatlarla yapılan görüşmelerinde bu yönde olduğunu ifade etti.


'Kendine güvenen bir devlet bütün belgeleri mahkemeye gönderir'


Paris katliamının siyasi bir dava olduğunun altını çizen Gültan, "Türkiye Adalet Bakanlığı'nın ve yargının tutumu çok ilginçti. Kendine güvenen bir devlet, bir Adalet Bakanlığı kendisinden istenen bütün belgeleri mahkemeye gönderir. Ancak avukatlardan edindiğimiz bilgiye göre Fransa'da soruşturma yürüten savcılık Türkiye'den istediği hiçbir belgeye ulaşabilmiş değil" dedi. İstihbarat örgütlerinin güçlü imkânlara sahip olduklarını kaydeden Gültan, "Kendileri bir şeyi gizlemek istemiyorlarsa neden Fransa'da soruşturmayı yürüten bu makamla işbirliği yapmıyorlar. Hükümet zan altında kalmak istemiyorsa büyük bir özgüvenle 'Fransa'da soruşturmayı yürüten savcı bizden hangi belgeyi isterse göndereceğiz' demesi gerekiyor" şeklinde konuştu.


Yarın: DÖKH aktivisti Sara Aktaş: Direnen kadın devletin hedefi


 


(sg-at/mg/fk)