Roboski'yi birde onların dilinden okuyun
10:07
Berîtan Elyakut-Perihan Kaya/JINHA
ŞİRNEX - Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri olarak anılan Roboski'de yas ve acıyı içlerine gömerek, mücadele isyan ve adaleti haykırmayı seçen genç kadınlar, yaşadıklarını bir kitapta topladı. Yazar Hülya Tarman'la birlikte 'konuşamadıklarınızı yazan' genç kadınlar, içlerine akan acıyı ve isyanı ve öfkeyi 'Roboski'de Yazdık' kitabında topladı.
Tarihler 28 Aralık 2011 tarihini gösterdiğinde Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde sınır ticareti yapan çoğunluğu çocuk 34 kişi TSK'ya ait F16 uçakları tarafından bombalanarak katledildi. Şimdiden tarihin karanlık sayfalarına "Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri" olarak geçen Roboski'de katliam dördüncü yılını doldururken, katliamdan sonra tüm köyün yaşam biçimi değişti. Acıların hala taze olduğu köyü ziyaret eden Yazar Hülya Tarman, mücadele, isyan ve adalet arayışının öncüsü olan genç kadınların yaşadıklarını anlatmak için onlara, "İçinizde yaşadıklarınızı kağıda dökermisiniz?" diye sordu. Hülya'nın sorusuna "Evet" yanıtı veren genç kadınlar yaşadıklarını, hissettiklerini ve dille anlatamadıkların yazıya döktü. Genç kadınların yazdıkları 'Roboski'de Yazdık' adlı kitapta bir adaya getirildi. Kitabı yayına hazırlayan Hülya Tarman, "Buradaki tüm kadınlar kendilerini artık çok güçlü hissediyorlar. Katliamın hemen ardından gelemedim sağlık sorunlardan kaynaklı. Geldikten sonra kaldığım tüm evlerde genç kadınları izledim ancak hiç konuşmadıklarını fark ettim. Her biriyle tek tek bir şeyler yapmak beni zorlardı bu sebeple toplu bir çalışma yaptık. Bir yıllık bir çalışma sonucu kitabı bitirdik" dedi.
'Benim derdim acılarının görünür olmasıydı'
Kitabın en büyük özelliğinin kadınların görünür olması olduğunu dile getiren Hülya, "Erkekler her alanda konuşabiliyordu ancak genç kadınlarda bu durum böyle işlemiyordu. Çalışmayı yaparken de genç kadınların işlerinin bittiği anlarda bir araya gelmeyi bekledim" diye konuştu. Tek derdinin acıların görünür kılınması olduğunu söyleyen Hülya, "Benim derdim acılarının görünür olmasıydı, yazı bir sağıltım aracı bu yazı aracılığıyla da travma çalışması oldu. Genç kadınların bu yolla kendilerini biraz iyi hissetsinler, güçlerini fark etsinler noktasında bir hedefimiz vardı. Bu hedefe de ulaştık geri dönüşlerimizde oldu" şeklinde konuştu. Hülya, genç kadınların çalışmanın başında neler hissettiğini ve çalışmanın ardından nasıl hissettikleri noktasının kitapta çok iyi ortaya koyduklarını söyledi. Hülya, "Genç kadınlar köyün yaşlılarıyla, kendi anneleriyle konuştular ve hep birlikte'Roboski kadın tarihi' kitabını ortaya çıkardık. Bu kitapla sadece katliamı değil, katliam öncesi yaşamı, göç ile birlikte askerin baskısı, sınır kaçakçılığına giderken o gün neler oluyordu değiştiği mi değişmedi mi durumunu ele aldık. Tüm gerçekliğiyle bir kitap hazırladık ve kitabı hakikatin tarihine adadık" dedi.
'Hakikatin tarihini ve arayışçılığını yazdılar'
"Roboskili genç kadınlar hakikatin tarihini ve arayışçılığını yazdı" diyen Hülya, genç kadınların, annelerin ve kendisinin tek isteğinin kitabı herkesin okuması ve gerçeklere tanık olmaları olduğunu vurguladı. Hülya, batıda Kürt algısı nedir, kaçakçılığın algısı nedir, sınır nedir bu olguların kırılması gerektiğine inandıkları için kitapta tümünü anlattıklarını ifade etti. Hülya, "Genç kadınlar röportajlar yaptılar, gazeteci oldular, soruların tümü kendilerinin soruları tek bir değişim bile yapmadık soruları üzerinde. Bu çalışma hepimizi çok güçlendirdi ve köydeki diğer genç kadınlara da bir ışık oldu ve artık Roboskili genç kadınların elleriyle hazırladığı kadın öyküleri ortaya çıkacak diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
'Dünya ya sesimizi duyurmak istiyoruz'
Roboski katliamında abisini kaybeden kitabın yazarlarından Kıymet Encu (17), "Köyün geleneği genç kadınlar evlerinde oturup iş yapar, erkekler dışarı çıkar ve annelerde katliamdan sonra sokaklara çıkıp adalet arayışçılığı yaptılar. Bizler ise sadece onlara hizmet etmeyi biliyorduk, dışarı çıkıp kendimizi ve acımızı anlatmayı bilmiyorduk. Bu kitabın her sayfasında her cümlesinde ayrı hikayelerimiz var, hissedip de söyleyemediklerimiz var ve bu kitaba aktardığımız için çok mutluyuz" diye konuştu. Kıymet, kitabı meşhur olmak için yazmadıklarına dikkat çekerek, tüm dünya ya seslerini duyurmak için yazdıklarını vurguladı. Kıymet, "Biz genç kadınlar olarak tüm dünya ya sesimizi duyurmak istiyoruz. Sadece anneler ya da aileler savaşmasın onların yanında bizlerde savaş veriyoruz. Adalet arayışımızı bu kitaba yazdık ve herkesin bu arayışa ortak olmasını istedik" dedi.
'Bizler ölsek bile kitaptaki yazılarımız ölmeyecek'
Berivan Encu (22), kitap yazmaktaki en büyük amaçlarının Roboski katliamını tüm dünyaya duyurmak olduğunu ifade ederek, "Başta çalışmaya katılmak istemedim, çünkü elimden gelemeyeceğini, duygularımı yazmakta zorluk çekeceğime inanıyordum. Bizler bu kitapta en çok adaletsizliği yazdık ve geç kadınlar olarak yaşadığımız acıyı yazdık. Bizler ölsek bile kitaptaki yazılarımız ölmeyecek ve hep adalet arayışçılığımızı ortaya koyacak" diye konuştu.
'İçimizdeki katliamın öfkesini kimseye anlatamıyorduk'
Cihan Encu, kitapta duygularını, aniden yaşamlarına acının ve gözyaşının girişini, adaletsizliği yazdığını söyledi. Cihan, "3 yıldır adalet bekliyoruz ancak adalet hala gelmedi. Bu çalışmaya katılmamın en büyük etken Batı'dakilerin sesimizi duymasını ve acımızı anlamalarını istediğimden kaynaklıydı. Biz genç kadınlar hep içerde kalıyorduk ancak içimizdeki abi acısı ve katliamın öfkesini kimseye anlatamıyorduk ancak bu kitapla içimizdeki her şeyi anlatabildik" dedi.
'Katliamda 34 kişi değil 34 ailede yok oldu'
Kitabın en büyük faydasının anlatamadıkları her şeyi anlatabilmek olduğunu dile getiren Cihan, "Dışarıdan gelenler acımızı bizlerin yaşadığı tarzda yaşaması gerekiyordu ve bu sebeple bu kitapla birlikte aynı acıyı hissetmeye başladılar. Söz uçar yazı kalır derler ya bu yazdıklarımızla yıllar sonra bile bu yazıları birileri okuyacak ve katliamın vahşi yüzünü hiç unutmayacaklar. Roboski katliamı ile sadece 34 kişi değil 34 ailede yok oldu" dedi.
'Adaletin olduğuna inanmıyorum'
Nezahat Encu ise, adaletin olduğuna inanmadığına vurgu yaparak, "Katliamdan önceki yaşamı anlattık kitapta. Çalışmaya ilk katıldığımda yapamayacağım diye telaşlandım ancak ikinci çalışmaya katılınca cesaretimizi topladık ve tüm güzellikleri anlattık" ifadelerini kullandı. "Katliamdan önce Roboski çok renkli bir yerdi ancak katliamın yaşanmasının ardından köyümüz karanlık bir devre girdi" diyen Nezahat, annelerin siyahlara büründüğünü, genç kadınların siyahlara büründüğünü ve gülüşlerinin eski fotoğraflarda kaldığını söyledi.
(be-pk/fk)

