Eğitim Sen: Bizi '1984'teki gibi kuşaklar bekliyor
09:19
Şeyma Güzel-Perihan Kaya/JINHA
AMED - AKP'nin eğitim politikaları ve son olarak büyük tartışmalar yaratan Milli Eğitim Şurası'na ilişkin konuşan Eğitim Sen Genel Sekreteri Sakine Esen Yılmaz, "AKP, toplumu cinsiyet temelli dizayn etmek istiyor. Cinsiyet temelli dizayn etmek için de eğitim en temel araçtır. Osmanlı'nın debdebesi, Osmanlı'nın şanını bir şekilde AKP hükümeti algı yönetimiyle oluşturmak istiyor. Böyle olursa önümüzdeki kuşak George Orwell'in '1984' isimli romanındaki gibi bir kuşak bizleri bekliyor. Yani tümüyle itaat eden, muhafazakar bir yaşama sahip olan, sorgulamayan, eleştirmeyen, özgür düşünemeyen bir kuşak olabilir" dedi.
Türkiye'de uzmanları tarafından "İktidarların yap-boz tahtası" olarak değerlendirilen eğitim sisteminde sorunlar katlanarak büyüyor. Kamuoyunda parasız, bilimsel ve anadilde eğitim talepleri dillendirilirken AKP hükümeti ise adım adım Ortaçağ zihniyet ile eğitimi şekillendirmeye çalışıyor. Son olarak Antalya'nın Manavgat ilçesinde Aralık ayında yapılan 19. Milli Eğitim Şurası cinsiyetçi eğitim sisteminin pekiştirildiği, anadilde eğitim taleplerinin "PKK'nin istemi" denilerek gündeme dahi alınmadığı ve Osmanlıca tartışmaları ile gündemin manipüle edildiği bir toplantı olarak akıllarda kaldı. Kamuoyunda çok tartışılan ve "AKP'nin kendi ideolojik sistemini kuruyor" diye eleştirildiği şuraya katılanlardan Eğitim Sen Genel Sekreteri Sakine Esen Yılmaz, eğitim sisteminde yapılmak istenenleri konuştuk. Sakine, Şura'da alınan kararların AKP'nin ideolojik temel yapılandırmasını nasıl oluşturduğuna, cinsiyetçi kararların alınmasının sebeplerine, anaokulu çocuklarına 'değerler eğitimi' verilmesi ve alınan kararların mezhepçi, dinci, tekçi eğitimi hedeflemesinin altında yatan sebeplere dair sorularımızı yanıtladı.
19. Milli Eğitim Şurasına siz de Eğitim Sen adına katıldınız. Şura'dan çıkan sonuçları ve yürütülen tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel kurulda dört ayrı başlık vardı. Haftalık ders saatlerine, eğitim yöneticilerinin belirlenmesine, okul yöneticileri ve okul güvenliğine ilişkin konu başlıkları vardı. Aslında bu konu başlıkları eğitimde yaşanan temel sorunları çözmeye yönelik konu başlıkları değildi. Daha çok tali meselelerdi diyebiliriz. Örneğin şuanda çözüm sürecindeyiz, bir diyalog ortamı var, müzakere sürecine evrilmek üzere olan bir ortam var. Anadilde eğitim gibi bir konu başlığı bile şuranın genel konu başlıkları içerisine alınmaması endişe verici bir durum. Bütün yapılan tartışmalar AKP'nin toplumu ideolojik olarak dizayn etmesine dönük yürütülen tartışmalardı. AKP birkaç temel üzerinde toplumu yeniden dizayn etmek istiyor. Bir tanesi şu anda hali hazırda olan yeni Osmanlıcılık siyasetidir. Bu siyasetin temelini şunlar oluşturuyor: Birincisi; Osmanlı devleti üç kıtada hakim bir devletti ve AKP böyle bir gücü yeniden yaratmak istiyor, politik olarak Ortadoğu'da lider olmak istiyor, güçlü bir ekonomiye sahip olmak istiyor ve çevre ülkeler arasında da böyle bir misyonu yüklenmek istiyor. İkincisi; bunu yaparken de toplumu cinsiyet temelli dizayn etmek istiyor. Cinsiyet temelli dizayn etmek için de eğitim en temel araçtır. En önemli araçlardan bir tanesi olan eğitimi AKP politikalarına entegre eden bir tartışma düzeyi yürütüldüğünü söyleyebiliriz.
'Kadın erkek okullarının ayrı açılması' gibi cinsiyetçi kararlar göze çarpıyor. Yine toplumsal cinsiyet dersinin ret edilmesi de söz konusu. AKP'nin her düzeyde cinsiyetçi söylemlerinin bu şurada nasıl hayat bulduğunu anlatabilir misiniz?
AKP toplumda yeni bir cinsiyet rejimi yaratmak istiyor. Bu cinsiyet rejiminde kadınlara bir misyon yüklenmek isteniyor. Kadının doğurganlığını alabildiğine kullanmak istiyor. İşte bugün kürtajın yasaklanmak istenmesinde tutalım da kadın bedeni üzerine ailenin teşvik edilmesi vb politikalar eğitim ayağıyla tamamlanmak isteniyordu. Şurada bu rejimi destekleyen çalışmalar yapıldı. Örneğin okul yöneticilerinin belirlenmesinde cinsiyet kotası önermesi gelmişti, bu kota önerisi önce kabul gördü. Kız ve erkek okullarının ayrılması, yani karma eğitimin ortadan kaldırılması meselesine gelince; bu mesele aslında şuranın temel gündemi değildi. Fakat AKP'nin taşeronluğunu yapan Eğitim Bir-Sen ısrarla gündeme getirmek istedi. Tabi bu komisyonlarda çok büyük bir tartışma yarattı. Kız ve erkek çocuklarının ayrıştırıldığı durumlarda bir yabancılaşma oluşuyor, bu yabancılaşma sonucu kadına karşı şiddetin arttığını biliyoruz, çocukların daha saldırgan olduklarını biliyoruz, iki cinsin birbirine uzak olmasının var olan kadına yönelik ön yargıları ve cinsiyetçi tutumları derinleştireceğine inanıyoruz.
Şurada benimsenen kararlara göre anaokullarında verilecek 'değerler eğitimi' kapsamında, 36-72 aylık çocuklara okulda, 'Allah sevgisi' anlatılacak, bu ne anlama geliyor?
Değerle eğitimi dünyada verilen bir eğitim. Örneğin barış eğitimi değerler eğitimi içerisindedir. Sevgi, dostluk, ekolojik bilinci kazandırma bunların hepsi değerler eğitimi içerisinde olabilir. Değerler eğitimi verilmesin demiyoruz, dünyadaki standartlar ve evrensel insan hakları gözetilerek değerler eğitimi verilebilir. Ancak bunu tek bir inanca tek bir mezhebe dayandırmak 'kimin değerini, hangi değerleri veriyorsun?' sorusunu beraberinde getiriyor ve bu değerler eğitiminden ziyade ideolojik bir eğitime ve tek tipleştirmeye dönük bir eğitime dönüşüyor. Kaldı ki çocuklarda korkuyu yaratmak çok tehlikelidir. Korkan çocuk itaat eden birey olur ve AKP'nin istediği toplum açısından itaat eden birey oluşturmaktır. Öngördüğü şey budur. Değerler eğitiminin bu haliyle okul öncesine verilmesi bizim açımızdan problemlidir. Milli Eğitim bakanlığının hizmet vakfıyla imzaladığı bir protokol var. Bu protokol üzerinde okullarda bir değerler eğitimi pilot projesi uygulanıyor. Bu projeye baktığınızda da gerçekten dehşete kapılıyorsunuz. Çocuklara sadece Allah sevgisi değil aynı zamanda Allah korkusunu da aşılayan bir eğitimdir. O yaştaki çocukların psikolojisini son derece olumsuz etkileyeceğini görmek mümkün.
Bu aynı zamanda farklı inançları görmezden gelen müfredatın devam edeceği ve tek din ve mezhepçiliğin kurumsallaşacağını da gösteriyor. Buna ilişkin ne söylersiniz?
Türkiye'de yaşayan Süryaniler, Aleviler var vb. farklı inançlar var ve bunların zorunlu din derslerinin talepleri de var. Bu talepleri hiçbir biçimde görmeyen bir tekçi anlayış olduğunu söylemek mümkün. Daha önce Alevi yurttaşların başvurusu üzerine AİHM'in vermiş olduğu zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin bir karar var. Bu kararlar da bir biçimde yok sayılıyor. Yani insan hakları ve çocuk haklarıyla ilgili her şey yok sayılıyor. Çocuk hakları sözleşmesine göre her ailenin kendi çocuğuna istediği inancı verme ve aynı zamanda çocuğun din ve vicdan hürriyeti vardır. Aileler çocuklarına istediği şeyi verebilmeli, bunda bir sakınca yok, ama bütün bunlar yapılırken en temel etken çocuğun yüksek yararıdır. Bu da çocuk hakları sözleşmesinde geçmektedir. Çocuğun yüksek yararlılığını sağlamayan hiçbir kararı ailesi de devlette veremez. Küçük yaştaki çocuklar din eğitimi aldıklarında isteyip istememe güçleri var mıdır? O yüzden bunlar zorunlu olmamalıdır. Çünkü çocuğun ona karşı koyacak bir gücü yoktur ve ya aile toplum baskısıyla bazı şeylere karşı koyamayabilir. Kaldı ki mahkemelere çocuklarına din dersi aldırmak istemeyen ailelerin başvuruları var. Her bir çocuk için ayrı ayrı mahkemelere başvurulabilinir mi? Zaten mahkemeler de canlarının istediği gibi karar veriyorlar.
Demokratikleşme herkes içindir. Herkesin kendi dini inancını özgürce yaşayabileceği bir ortamın oluşması gerekir. Liselerde zorunlu din derslerinin iki saate çıkarılması, ikinci ve üçüncü sınıflara zorunlu din dersinin getirilmesi kararları demokrasiye uygun kararlar değildir. Bu kararlar toplumun farklı kesimlerinde tedirginlik yaratmaktadır. Alevi örgütleri, eğitim örgütleri bunlara tepki göstermek için bir hazırlık içindedir.
Medyanın konuyu tartışma biçiminin sadece içki ve Osmanlıcaya indirgemesi sizce doğru mudur?
Medyanın baskı ve yönlendirme altına alındığını biz şura boyunca gördük. Bir yayın yasağı konuldu. Anadolu Ajansı dışında diğer basının komisyon toplantılarına girmesi engellendi. Bu kadar baskı altına alınan, başbakanın ya da herhangi birinin sözüyle işinden atılan basın mensupları olduğunu gayet iyi biliyoruz. Susturulmuş, sindirilmiş ve AKP politikalarının dışında söz söyletilmeyen bir basın var. Dolayısıyla basın temel tartışılması gereken şeyleri tartışmıyor, belki de tartışamıyor. Ama Şurada çok önemli kararlar alında. Örneğin okul güvenliğinin çok ciddi tartışılması gerekiyor. Okul güvenliği başlığında okul girişlerine X-Ray cihazlarının konulması, çocukların dedektörle aranması, okulların içerisinde ve dışarısında sivil polislerin ve askerlerin yerleştirilmesi, okul tuvaletlerine duman dedektörlerinin konulması, okul duvarlarının yükseltilmesi vb. kararlar alındı. Bu haliyle okul bir cezaevine dönüştürüldü. Ha bir okula gitmişsiniz, ha bir kışlaya. Bu da her alanda denetim ve gözetim toplumu yaratmaktır. Okul da tek tip vatandaşların yaratıldığı bir yere dönüştürülmek isteniyor. Medya bu konuları hak ve özgürlükler bağlamında tartışmalıydı. Medyanın biraz daha cesaretli olmasına ihtiyacı var diye düşünüyorum. Elbette ki muhalif basın üzerine düşeni yaptı. Ama ana akım medyanın para, iktidar ilişkileri var, bunlar zarar görmesin diye konuyu çok farklı ve magazinel boyutta taşımaya devan etti.
Dincilik ideolojisini bu kadar kurumsallaştıran bir yapının ileride nelere mal olacağı görülmüyor mu?
Böyle olursa önümüzdeki kuşak George Orwell'in '1984' isimli romanındaki gibi bir kuşak bizleri bekliyor. Yani tümüyle itaat eden, muhafazakar bir yaşama sahip olan, sorgulamayan, eleştirmeyen, özgür düşünemeyen bir kuşak olabilir.
Kemalizm'in inkarcı 'Tek' söylemi vardı eğitimde AKP 'inkar ve asimilasyonu bitirdik' diyor. Anlaşılan AKP'nin 'tek'leri oluştu. Anadilde eğitim talebi de şurada zaten ret edilmişti. Bu tekler nelerdir?
Bırakalım anadilde eğitim talebinin ret edilmesini, Biz Milli Eğitim Şuara toplantısında Egitim Sen olarak anadilde eğitim için önerge verdik ve bu önerge hiç gündeme bile alınmadı. Bazı pozitif öneriler verdik, Bölgedeki okul yöneticilerinin dil bilmesi ve onlara pozitif ayrımcılık sağlanması açısından bir öneride bulunduk. Fakat bunların hiç biri kabul edilmedi. AKP şu an Kemalizm'le hesaplaşmaya çalışıyor. Kemalizm'in dayattığı inkarcı bir yandan devam ederken AKP buna karşı olarak dini, dili, farklı inançları reddederek yine baskıcı bir politika sürdürüyor. Kız çocukları üzerinden bu kadar çok politika yürütülmesi, kız çocuklarını asimile etme düşüncesi de yatabilir. Geçmişte 'Baba beni okula gönder' ve okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması asimilasyon politikaları uygulanıyordu. Bunun daha inceltilmiş, daha kamufle edilmiş, dinle üstü kapatılmış bir biçimde uygulanmak isteniyor mu asimilasyon politikaları devam ediyor mu diye düşünmeden edemiyorum. Evet hükümet Kemalizm'i belirli noktalarını da eleştiriyor fakat aynı asimilasyon politikalarını da sürdürüyor. Çünkü devlet zihniyetinde bu var. Asimilasyon politikası devletin beynine işlenmiş.
Son olarak bu eğitim sistemine karşı sizin tavrınız ne olacak?
Burası bir hukuk devleti ise ve uluslararası hukuk belgelerinde Türkiye'nin imzası varsa o halde gereğini yerine getirmelidir. Uluslararası Çocuk Hakları konusunda Türkiye gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Bunlarla ilgili imza kampanyaları yürüteceğiz. İki koldan yürüyen bir faaliyet yürütüyoruz bu anlamda Eğitim Sen olarak eylemliliklere devam edeceğiz. Eğitim sadece bizim işimiz değil, bu konu tüm toplumu ilgilendiriyor. Dolayısıyla tüm inanç ve halklardan Türkiye'nin dört bir yanında şura üzerinden bir tartışma yürütüyoruz. Bu anlamda toplumun hareket geçmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu hususlar üzerinden yaygın bir şekilde panel ve sempozyumlarımızı devam ettiriyoruz.
(fk/mg)

