Roboski'yi hatırlamak üzerine bir kitap
09:10
Mizgin Tabu/JINHA
İSTANBUL - Antropolog Müge Tuzcuoğlu'nun, Roboski'nin ardından hatırlamayı ele aldığı ''İstenmeyen Çocuklar-Roboski Katliamını Hatırlamak ve Hatırlatmak'' kitabı okuyucuya sunuldu. "Roboski'yi unutmayacağız diyoruz ama peki nasıl hatırlayacağız?" diye soran Müge, "Unutmamak kadar hatırlamak da önemli bir eylem. Ve biz bu kitapta, yaşadığımız tüm katliamları acıyla ve gözyaşıyla anımsamanın yanı sıra dayanışma ve bir araya gelme ile hatırlamak, hatırlatmak istedik'' dedi.
28 Aralık 2011'de Türkiye'ye ait savaş uçakları Roboski'de kaçağa giden 34 köylüyü ve katırlarını bombalayarak katletti. Tüm katliamların ardından olduğu gibi Roboski Katliamı'nın ardından da herkesderin bir suskunluğa gömüldü. Antropolog Müge Tuzcuoğlu işte bu suskunluğu ve hatırlatma ihtiyacını İletişim Yayınları'ndan çıkan "İstenmeyen Çocuklar - Roboski Katliamını Hatırlamak ve Hatırlamak" kitabında anlattı. Roboski Katliamı'nın unutulmaması gerektiğini belirterek tarihe ve toplumsal hafızamıza gönderme yapan kitaba Rakel Dink, İbrahim Yaylalı, Neşe Özgen, Ümit Kıvanç, Ehmed Huseynî, Hüda Kaya ve Banu Güven'de katkıda bulundu. Müge kitabında katliamın unutulmaması gerektiğine not düşerek tarihe ve toplumsal hafızamıza bir gönderme yapıyor.
'Katliamlar sonrası hatıraya sadece mağduriyet sabitleniyor'
Kitapta "Roboski Neydi?" adlı yazısı bulunan Sosyolog Neşe Özgen, kitabın sadece bir yas anmasını göstermediğini belirtiyor. Neşe ''Bu kitap, Türkiye'deki ve Türkiye'nin coğrafyasının dışındaki kültürel olarak bağlandığımız bütün yapılardaki acıların ve hesap sorma biçimlerinin hesap soramayışlarımızın hesap sorabilseydik aslında olacak olabilenlerin idrakini gerçekleştirebilmemizi sağlamaya çalışıyor'' ifadesin kullandı. Hafızanın da hatıranın da politik olandan bağımsız olmadığını vurgulayan Neşe, ''Tıpkı kişisel hafızalar gibi toplulukların da hafızaları, pazarlıklarla, daha büyük güçlerle çatışmalar ve idraklerle ilerler ve biçimlenir. Bu gibi durumlarda yani büyük katliam durumlarında en korkunç olan hatıraya sadece mağduriyetin sabitlenmesidir'' dedi.
'Merkez medya kendi içinde kemikleşen oto sansürü sorgulamalı'
Kitapta 'Allahım Nasıl Olur' yazısıyla medyanın suskunluğuna işaret eden Banu Güven'de, Türkiye'de devlet eliyle işlenen suçlarda merkez medyanın hep suskun kaldığına işaret ediyor. Banu, ''Medya, diğer katliamlarda da sessiz kalmıştı. Ancak Roboski'de o kadar uzun saatler sessiz kalması her geçen saat durum netleştikçe bu haberi vermemek yadsınacak bir durum değildir'' dedi. Ne kadar askeri vesayet bitti denilse de vesayetin hala bitmediğine vurgu yapan Banu, siyasi iktidar eliyle militarist zihniyetin sürdürüldüğünü ve medya kuruluşlarının da kendi içlerine kemikleşen oto sansürü ve temkinliliğin kaynaklarını sorgulamaları gerektiğini dile getirdi. Roboski Katliamı'nın hemen ardından Roboski'ye gittiğini belirten Banu, yaralılara ambulansların getirilmeyişlerini, katledilenlerin ailelerinin yakınlarını bulduktan sonra köye getirişlerini gördüğünü, bu bekleyişin aileler açısından bir asır kadar uzun gelmiş olabileceğini sözlerine eklerken Roboski'de tüm bunlar olurken birilerinin de aynı saatlerde bu katliamın üstünü örtmeye çalıştığının altını çizdi.
Katliamlara maruz kalmış insanlarla Roboski'yi buluşturmak istedik'
Kitabı hazırlayan Müge Tuzcuoğlu ise kitabını hazırlama nedenini anlatarak toplumsal olayların, görsel sanatlarla, edebiyatla, sanatla anlatılmasının önemli ve gerekli bulduğunu söyledi. Müge, katliamlardan gündelik yaşama kadar her şeyi, kalemle, kamerayla, bir fırça veya fotoğraf makinesi ile anlatmanın hem anlamayı hem de anlaşılmayı kolaylaştırdığını düşündüğünü söyleyerek bu yöntemlerin aynı zamanda farklı yöntemleri de tercih etmeyi veya onlara zorunlu kalmayı da öteleyebildiğini kaydetti. Müge, ''Bu katliamı kuşkusuz anlatmaya kelimeler yetmez. Ancak biz böyle bir çalışma ile bu zamana kadar yaşadığımız birçok katliama maruz kalan insanlarla Roboski'yi buluşturmak istedik'' şeklinde konuştu. Müge, bir nevi bir hatırlama çalışması yapmak istediklerini sözlerine ekledi.
'Bir araya gelmeyi savunuyorsak bu önce dillerde başlamalı'
Müge, "Roboski'yi unutmayacağız" diyoruz ama peki nasıl hatırlayacağız? Unutmamak kadar hatırlamak da önemli bir eylem. Ve biz bu kitapta, yaşadığımız tüm katliamları acıyla ve gözyaşıyla anımsamanın yanı sıra dayanışma ve bir araya gelme ile hatırlamak, hatırlatmak istedik'' sözlerine yer vererek Roboski Katliamı'nın Kürtlere yönelik katliamlar arasında en fazla dışından hissedilen, destek gören bir olay olduğuna işaret etti. Kitabın Kürtçe ve Türkçe olmasına ilişkin de konuşan Müge, ''Nihayetinde o bombalar, bir dilin, Kürtçe'nin üzerine de atılmıştı. Kitabın Kürtçe olmaması, Kürtçe okuyan okura veya sadece Kürtçe okuyana hitap etmemesi olmazdı. Kitabın da tahayyül ettiği gibi bir araya gelmeyi savunuyorsak, bu belki de önce dillerden ve hem de dillerde başlamalı. Birçok kültürün ve dilin yaşadığı bu topraklarda, bu kültürün, pratiğin genişletilmesi ve hatta resmileşmesi lazım. Bu çalışma, bunun için de bir adım olsun'' dedi.
'Bu ülkede herkes tek bir sözcük ile istenmeyen çocuk olabiliyor'
Kitaptaki yazısında resmi olan ile insani-vicdani olanın karşılaştırmasını vermeye çalıştığını söyleyen Müge, devlet zihni ile insan zihninin çatışmasının katliamı özetleyecek nitelikte olduğunun altını çizerek ''Ekmek kavgası için yola düşen insanlar ile, insanları bombalayan, bu emri veren ve bu emri uygulayan insanlar. Bunun çatışmasının bu olayı en iyi şekilde anlatabileceğini düşündük'' ifadelerine yer verdi. Kitabın ismine de değinen Müge, "İstenmeyen çocuklar" ismini, aslında ilk önce köydekileri temsilen kullandıklarını ancak daha sonra kitapta yazan tüm yazarların kimlikleri, inançları veya inanış biçimleri ile ya da düşünceleri ve ifadeleri nedeniyle birer "istenmeyen çocuk" olabildiğini fark ettiklerini söyledi. Mevcut iktidarın artık tek bir sözcük ile bile insanları istenmeyen vatandaş haline getirebildiğine işaret eden Müge, bunun çoğu zaman demokratik hak taleplerinde veya eşitsizliğin ifadesinde görüldüğüne dikkat çekti.
(fk)

