Yükseklerde uçan bir kartal: Rosa Lüxemburg

09:59

 


Zehra Doğan/JINHA


HABER MERKEZİ - Erkek egemen sisteme karşı, yükseklerde uçan kartal olmayı seçen Rosa Lüxemburg'un, ona olan nefretini 'kızıl Rosa' diye kusan Nazi ordusu tarafından ayağına bağlanan taşla Spree nehrine atılarak katledilişinin üzerinden 96 yıl geçti. Yükselttiği enternasyonal mücadele bayrağıyla adını tarihe kazıyan ilk kadın sosyalist liderlerden olan Rosa, 15 Ocak 1919'dan bu yana başta kadınlar olmak üzere "Başka bir dünya mümkün" diyen ve bunu yaratmak için mücadele eden devrimciler tarafından saygıyla anılmaya devam ediyor.


Rosa Luxemburg, Polonya doğumlu Alman marksist politika teorisyeni, filozof ve devrimci… Daha sonra yoldaşı Clara Zetkinle beraber "Özgür insan, başka türlü karar verme imkânı olan insandır" diyerek cins bilinci mücadelesine başlayacak ve bu uğurda hayatını feda edecek olan Rosa, 5 Mart 1870'de Polonya Zamosc'da beş çocuklu Yahudi Lina ve Elias çiftinin son çocuğu olarak dünyaya gelir. Yahudilerin okula alınması için daha fazla puan almaları gerektiği engeliyle karşılaşarak ilk ayrımcılık deneyimini edinen Rozalia (Rosa), birincilikle girdiği Rus Kız Lisesi'ni yine birincilikle bitirmesine rağmen Yahudi olduğundan hak ettiği madalyayı da alamaz. Lisenin hemen ardından üniversiteye gitmek isteyen Rosa, burada bir engelle daha karşılaşır, ülkede ne yazık ki kadınların da eğitim görebileceği bir üniversite yoktur. Rosa böylece kimlik ayrımından hemen sonra yaşadığı cins ayrımıyla, ötekinin farklı boyutlarının yaşadığı ırkçı yaşamla tanışmış olur…


Rosa: Yükseklerde uçan bir kartal


Kadınların eğitim görebileceği tek üniversite olan Zürih Üniversitesi'ne kaydolmak için 1889'da ailesine veda ederek Almanya'ya doğru yol alan Rosa, okuduğu Felsefe Fakültesi'nde edindiği üniversite çevresinin yaşadığı ekonomik boğuşmalar nedeniyle böylece sınıfsal ayrımın da farkına varmış olur. Yaşadığı bocalamalar artık onu Varşova'ya yerleşen ailesinin yanına eski Rosa olarak geri dönmesine engel olur. Rosa, Polonya İşçi Partsi'nde aktif mücadeleye katıldıktan birkaç yıl sonra, İsviçre'ye gider ve burada Kamu Hukuku ve Devlet Bilimleri bölümünde doktorasını yaptıktan sonra 1898'de Berlin'e döner, arkadaşı Gustav Lübeck ile sahte evlilik yaparak Alman vatandaşı olur. Rosa'nın Almanya'ya yerleşme kararı onu tarihe adını kazıyacak mücadeleye ve Lenin'in onu yükseklerde uçan bir kartala benzetmeye götürecek ilk adımı olmuş olur. Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ile ilk mücadeleye katılan Rosa burada birlikte kadın mücadelesi verecek olan Clara Zetkin ve aynı gün katledileceği yoldaşı Karl Liebnecht ile tanışır.


İlk kadın editör


Mücadeleyi enternasyonal bayrakla yükseltmeyi kendine görev edinen Rosa, SPD'nin okulunda doçent olarak ekonomi ve Marksizm dersleri vermeye başlar. Rosa Marksizm derslerinden birinde şöyle der: "Marks'ın dünya görüşü gibi onun temel yapıtı da her zaman geçerli ve nihai gerçeklerin ifadesi olan bir İncil değildir; aksine gerçeği bulma savaşında ve araştırmalarında ileriye dönük zihinsel çalışmaları esinlendiren tükenmez bir kaynaktır." Aynı süreçte "Adım Adım" makalesi SPD'nin yayın organı Die Neve Zeit (Yeni Zaman) gazetesinde yayımlanır. 171 üyeli SPD Basın Komisyonu Rosa Luxemburg'u Sachisse Arbeite Zeitung'un (Saksonya İşçi Gazetesi) baş editörü seçer. Böylece Rosa o ana dek gelen editörler arasında ilk kadın olarak yerini alır. Bu başarı onu daha sonra gazetenin başyazarı haline getirecektir. Kaleme aldığı makalelerle sosyalist çevrenin ilgisini çekmiş olan Rosa, bağlı olduğu partiden tüm sosyalist partilere eleştirel dille yaklaşmaktan kaçınmayan tavrıyla tüm sosyalist liderlerin takdirini alır, artık yapılacak tüm işlerde ilk görüş alınan adres haline gelir. Fikirleri elbette faşist hükümet tarafından da duyulur, sayısız gözaltının yanı sıra Berlin-Alexanderplatz Polis Tutukevi, Berlin-Barnim Sokağı Kadın Cezaevi, Posen yakınlarındaki Wornke Kalesi ve Breslau Cezaevleri başta olmak üzere birçok cezaevinde tutsak edilir.


'Doğru yaşam ne zaman başlar?'


Zindan yıllarında devrime olan inancıyla bitirdiği 2700 mektubuyla Rosa'nın devrime duyduğu aşkı anlamamıza yetecektir. Yazdığı bir mektupta şöyle der: "Doğru yaşam; ne zaman başlar ki bu? 'Kaçırılır' mı yoksa yanından geçip gidilir mi?" Eğer düşünceleri de soyut bir kavram olarak kabul edersek, düşünceleri tıpkı alıp verdiğimiz nefes gibi kabul etmemizde bir sakınca da olmaz. Soluduğumuz nefesi avucumuzda tutmak, onu yakalamak imkansız olduğu gibi onun olmadığını inkar da edemeyiz, var olma gerçeğinin önüne geçemeyiz. Onu alıp veren kişiyi boğmak, nefes gerçeğini yo etme çabasına da bir faydası olmaz… "


Fikirleriyle devrimci idol oldu


Sahip olduğu düşünceler nedeniyle beden hapsi saçmalığını yaşayan ne ilk ne de son kişi olan Rosa, hapiste kaldığı yıllar içinde sayısız makale yayınlayarak, 'Toplumun Sosyalizasyonu', 'Sermaye birikimi' konularıyla uluslararası alanda yapılan birçok tartışmalara ön ayak olur. "Irzına geçilmiş kirletilmiş kanda yuvarlanan pislik akan; işte burjuva toplumun hali bu" diye kaleme aldığı 1913'de "Sermaye Birikimi" adlı eserinde, sermaye sınıfının kendi aralarında paylaşmadığı tek şeyin emekçilerin omuzun da taşıdığı dünya olduğunu ifade ederek tüm devrimcilerin idolü haline gelir. "Sosyal Reform mu, Devrim mi" başlıklı makalesi ise Rosa'nın ilk makalesidir.


Sosyalist partilere kadın eleştirisi


Zindan silsilesi içinde dışarıda kaldığı bir dönem Karl Liebnecht ile birlikte 5 Ağustos 1914'te daha sonra adı Spartaküs Birliği olarak değişecek olan İnternationale'ı kuran Rosa, aktif mücadele sonucu 1916'da tekrar hapis cezasına çarptırılır ve yine yayınladığı sayısız makalelere devam eder.  Rosa için hiçbirşey değişmemiştir. Eski disiplinli çalışma temposunu içerde de devam ettirir. Rosa daha sonra yayınladığı makalelerde özeleştirisini vererek mücadelesini, kadın mücadelesiyle güçlendirerek cins bilinci mücadelesinin öncüsü olur. Fabrika, tarla, köy ve kentin en ücra köşesinde kadınlara mücadele çağrısı yaparak kadınları hak arayışı mücadelesine böylece katmış olur. Parti içinde erkeklerle sürekli çatışan Rosa, makalelerinde sık sık Sosyalist partilerin kadına yaklaşım boyutundaki eksikliklere vurgu yaparak ağır eleştirilerde bulunur.


Son konuşma ve Spartaküs Birliği 


Almanya'da işçi sınıfın hak arayışlarının en sıcak dönemi olan 1918'de Rosa'nın Spartaküs Birliği öncülüğünde gerçekleşen gösteriler tüm ülkeye yayılır ve aktif mücadele ülkenin tüm kentlerinde başlamış olur. Asker ve işçiler asında başlayan çatışmalar sonucu kanlı günler başlamış olur. 31 Aralık'ta Alman Komünist Partisi (Kommunistische Partei Deutschlands - KPD) Kuruluş Kongresi'nde son konuşmasını yapan Rosa, bir yıl sonra Alman askerleri tarafından katledilir.


Spree Nehri...


Devrimci duruşuyla erkek sisteme aman vermeyen Rosa, 15 Ocak 1919'da bir gece evinden alınır. Bindirildiği arabanın içinde silahla başından vurularak katledilir. Mücadelesiyle erkekleri haddinden fazla korkutmuş olmasındandır ki, onu katleden Alman ordusuna bağlı katiller ayağına taş bağlayarak onu Spree Nehrine atarlar. Aynı gece Rosa'nın yoldaşı Karl Liebnecht  de aynı yöntemle katledilir. Daha sonra Rosa Lüksemburg'un cesedi 31 Mayıs'ta kıyıya vurur, 13 Haziran'da ise devrimci işçilerin yaptığı dev bir gösteriyle yol arkadaşı Karl Liebknecht'in yanına defnedilir. Sosyalit kadın mücadele tarihine adını, 'yükseklerde uçan kartal' olarak kazıyan Rosa, ölümün 96'ın yılında başta kadınlar olmak üzere "Başka bir dünya mümkün" diyen ve bu uğurda mücadele eden devrimciler tarafından saygıyla anılıyor.


(fk)