Kobanê ve Şengal ortak yaşam alanı belgeseli
09:04
Berîtan Elyakut/JINHA
AMED - DAİŞ çetelerinin saldırısı sonucu topraklarını terk etmek zorunda kalan Kobanê ve Şengalli ailelerin yerleştikleri bölgelerde oluşturdukları ortak yaşam alanları belgeselle anlatıldı. Aynı zamanda bellek-arşiv çalışması olarak hazırlanan belgesel, Kürtçe, Türkçe, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca olmak üzere 6 dile de yayınlanacak.
DAİŞ çetelerinin Rojava, Kobanê ve Şengal'e dönük saldırıları sonucu yurtlarını terk etmek zorunda kalanlar; Mardin, Diyarbakır, Şırnak, Suruç, Viranşehir gibi şehirlere yerleşmelerinin ardından ortak bir yaşamı ördü. Kobanê ve Şengalli ailelerin ortak yaşamlarını "Kobanê ve Şengal ortak yaşam alanı" adlı belgesele çekildi. Belgeseli hazırlayanlardan DTK Basın Danışmanı Kerem Çelik, bu çalışmayı yapmaktaki amaçlarının var oluş mücadelesi veren Kürtler'in arşivini oluşturmak olduğunu kaydetti. Kerem, "Güney Kürdistan'da, Rojava'da çalışmalarda bulundum ve gördüğüm en büyük eksikliklerde biri arşiv çalışmalarının olamayışıydı. Çok büyük emekler, zafer ve direniş ortadayken bunların arşivlenmemesinden kaynaklı gelecek kuşaklara bir tecrübe aktarımının yapılmamasının bir eksiklik olarak gördüm" dedi.
'Yaşananların belgelenmesi gerektiğini düşündüm'
Kerem, Halepçe'de yaşanan katliamda göç eden insanların yaşadıklarını belgeleyen bir fotoğrafçının ardından bıraktığı arşiv sonucu katliamın etkisinin on yıllardır insan beyinlerinde durmasına neden olduğunu dile getirdi. "Yaşananların belgelenmesi gerektiğini düşünerek, oluşturduğumuz gönüllü ekiple Roboski'de başlayan bir süreci başından bu yana çekim altına almaya karar verdik" diyen Kerem, birçok alanda birçok kişinin belgesel çalışmasının bir parçası olduğunu belirtti.
'Keşke Halepçe gibi olsaydı da ölseydik'
Yaşanan katliamın yüz yıllık bir trajedi olduğunu vurgulayan Kerem, "Belki bugün çok farkında olmadığımız ama 50 yıl sonra farkına varacağımız önemli bir noktaydı. Hatta bir annenin şöyle bir sözü vardı, 'Keşke Halepçe gibi olsaydı da ölseydik' bu bizde çok büyük bir duygu uyandırdı. Ölüm bile çok daha hafif kalırdı yaşadıkları olay karşısında" dedi. Kerem, kızı bir IŞİD'li tarafından kaçırılan annenin kendisini etkileyen olayını anlatarak, "Kızının kafasına 3 defa dokunan çetecinin 'Eşimsin' deyip tecavüzü meşrulaştırmaya kalkması ve annenin o çaresizliğin içerisinde hemen gidip çetecinin kafasına 3 defa dokunup 'Oğlumsun' diyerek kızını kurtarmak için yaptığı fedakârlık ve kızının öldürülme hikâyesi bizi derinden etkiledi ve çekerken bizi çok zorladı" şeklinde konuştu.
'Çocukların yaşadıkları beni çok etkiledi'
Çalışma sırasında birebir karşılaştıkları karşısında neler hissettiğini dile getiren Kerem, "Çocukların yaşadıkları beni çok etkiledi ne yaşadıklarını bilmeden oyunlarına devam ediyorlar. Ayakkabısız çamurun içinde mutlu olabilen geldikleri yerin ne olduğunu anlamayan belki onlar için bir oyun olan bir süreçti. Yaşananlar burası için ikinci bir trajediye dönebilirdi ancak verilen emekle bu duruma düşülmedi" dedi. Kürtlerin tarihinde bu tür örneklerin çok fazla olduğuna dikkat çeken Kerem, bu belgesel aracılığı ile devletten tek bir yardım alınmadan bölge halklarının yardımlaşarak birleştiklerine tanık olunacağını söyledi.
'Belgeseli 6 dile çevirdik'
Temel amacın belgesel yapımı olmadığına değinen Kerem, "Kamplarda yaşayan insanların bir elli yıl, yüzyıl sonra bu yıl hatırlandığında ortaya ileri düzeyde kaliteli bir görüntüyle bu yaşlananların belgelenmesini amaçladık ve bunu başardık. 18 günlük bir çalışma yürütüldü. Bu çalışma esnasında yaptığımız çekimleri bir havuzda buluşturduk ve kurumlarımızla buluşturduk" diye konuştu. Kerem, yapılanan arşiv çalışmasını Kürtçe, Türkçe, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca olmak üzere 6 dile çevirdiklerini söyledi.
(fk)

