Aile Bakanı İstanbul Sözleşmesi'nden imzanın çekilmesini mi istedi?
09:05
JINHA
AMED - Kadınların hemen hemen her gün katledildiği ve kadına yönelik şiddetin hız kesmeden sürdüğü Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nin geleceği belirsiz. Kadınların korunmasına yönelik önemli düzenlemeleri içeren Sözleşme'nin denetlenmesinde kadın örgütlerini dışlayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın şimdi de Başbakan'dan imzanın çekilmesini istediği ileri sürüldü. Avukat Hülya Gülbahar Bakan'dan açıklama beklediklerini söyledi.
Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu ve İstanbul Sözleşmesi olarak anılan "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi" 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girmişti. Toplam 14 ülkenin imzaladığı Sözleşme gereği, taraf devletlerin sözleşmenin gereklerini nasıl uyguladığını denetleyecek olan GREVIO heyeti ise kadın ve LGBTTİ örgütlerinin itirazlarına rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hükümete yakın kadın derneklerinden seçildi. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve hükümetin tutumunu değerlendiren İstanbul Barosu avukatlarından Hülya Gülbahar "Avrupa konseyi ülkeler ve Türkiye'de o sözleşmenin iç hukuk normu olarak Türkiye'deki bir yasa gibi birebir uygulanması gerekiyor. Kadına yönelik şiddetle ilgili çok önemli hükümler getiren bir sözleşme" şeklinde konuştu.
'Sözleşme'nin her yerde uygulanıyor olması gerekiyordu'
Sözleşme'nin maddelerine değinen Hülya, "Kadın sığınakları ve kadın dayanışma merkezlerinin açılmasını, cinsel saldırılara karşı cinsel şiddet merkezlerini açılmasını ülke çapında sivil toplum örgütleri ile birlikte koordine edilmesini isteyen bir Sözleşme. Cinsel suçların yargılanması sırasında mağdur gerekirse saldırganla karşı karşıya getirilmemeli diyen şiddete tanık olan çocukları konusunda özel hükümler getiren devletin kadına yönelik şiddet konusunda hem kendi yapmadığı görevler hem de kadını 3'üncü kişilerin şiddetinden korumadığı için çift yönlü tazminat ödemesi gerektiğini söyleyen bir Sözleşme. Kadınların hastanelerde karakollarda yargıda anlayacağı bir dille hizmet almaları gerektiğini söyleyen bir Sözleşme ve bu Sözleşme'nin şimdi Türkiye de her yerde uygulanıyor olması gerekiyordu" dedi.
'Ayşenur İslam Türkiye'nin çıkmasını talep etti'
Türkiye'deki iktidar ve ona bağlı olarak oluşturulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın bu sözleşmenin gereklerini yerine getirmediği gibi Sözleşme'nin yerine getirilmesine de karşı çıktığına dikkat çeken Hülya, "Geçtiğimiz günlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu arayarak İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye'nin imzasını çekmesini istediği konuşuluyor. Bu konu basına yansıdığı halde Ayşenur İslam Başbakan'dan Sözleşmeden Türkiye'nin çıkması konusunda bir talebi olup olmadığı konusunda yalanlama bile yapmadı. Bu sessizlik İstanbul Sözleşmesi'nin kaderinin birkaç siyasetçinin kişisel kararına bağlı olduğunu devletin bu Sözleşme'ye devlet olarak bütün bürokratik mekanizmasıyla sahip çıkma niyetinin olmadığını gösteriyor" dedi.
'Kadın cinayetleri ciddi bir şekilde arttı'
Bu Sözleşme'nin uygulanması ile sorumlu olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sözleşmenin varlığına bile karşı çıkması haberi karşısında şaşkın ve üzgün olduğunu ifade eden Hülya, "Dileriz önümüzdeki günlerde Ayşenur İslam gerekli yalanlamayı yapar ve Sözleşme'nin Türkiye'nin tarafı olduğu için uygulanması konusunda gerekli adımı atar" dedi. Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin ciddi bir şekilde arttığının altını çizen Hülya, bu artışta silahlı çatışmalar ve silahlı militarizmin, iç göç nedeniyle yerinden yurdundan edilen erkeklerin ve kadınların yaşadığı kimlik sorunlarının ve kadın hareketinin güçlenmesi karşısında kadınlar üzerindeki denetimini kaybeden erkeklerin öfkesinin çok büyük bir etkisi olduğuna vurgu yaptı.
'Muhafazakâr olmayanları da muhafazakârlaştırıyor'
Uygulanan muhafazakâr devlet politikalarının da kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarında etkili olduğunu söyleyen Hülya, "Bu ülkede kadın erkek eşitliğini her aşındırdığınızda kadına karşı şiddeti körüklüyorsunuz anlamına gelir. Maalesef bu iktidar toplumu zihniyet değişikliğine yönlendiriyor. Toplumun zaten muhafazakâr olan kadın erkek eşitliğine inanmayan kesimlerini daha da kışkırtarak daha muhafazakâr hale getiriyor. Toplumun kadın erkek eşitliğine inanan kadına karşı şiddete karşı olan kesimlerini de değiştiriyor" dedi. Hülya, "Alevi kesim arasında kadın erkek eşitliği konusunda daha duyarlı bir tablo varken ben son yıllarda erkek çocuklara mirasını bırakmaya çalışan eşini ve çocukların mirastan men etmeye çalışan Alevi aile örnekleri ile karşılaşıyorum. Muhafazakâr devlet politikası sadece muhafazakâr olana değil muhafazakâr olmayanları da muhafazakârlaştıran bir politika olarak seyrediyor" diye konuştu.
'Geçmişten bu güne negatif bir dönüşüm söz konusu'
Namus cinayetleri konusunda yapılmış bir araştırmada bölge coğrafyası içerisinde yaşlı nüfusun kadın cinayetleri konusunda daha toleranslı olduğunu belirten Hülya, "Medyada kışkırtılmış erkeklik dizileri ve toplumsal şiddet ortamında yetişen genç erkekler namus adına kadının kontrol edilmesi konusundan daha büyük öfke ve saldırganlık potansiyelini taşıyorlar. Geçmişten bu güne negatif bir dönüşüm söz konusu" dedi.
'Şimdi müdahale edilse 20 yıl sürecek'
Türkiye de kadına yönelik şiddeti durdurmak için acil harekete geçilmesi gerektiğini kaydeden Hülya, "20 yıl boyunca bu şiddeti önlemekle uğraşacağız şiddet potansiyeli olan erkeklerin şiddet potansiyelini bitirmeye çalışmakla uğraşacağız. 20 yıl sonra bu adım atılırsa ve bu tempoyla gidilirse, gelecek kuşakları şiddet dolu bir dünya ve Türkiye'ye yetiştireceğimiz anlamına geliyor" dedi.
(sg/fk)

