'Emeğim, kimliğim, bedenim benimdir'
09:09
JINHA
AMED - Kadınlar tarafından "Özünde kadını annelik rolüne hapsetmeyi içeriyor" şeklinde eleştirilen 'Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı'nın zaten az olan kadın istihdamını daha da azaltacağını belirten Avukat Hülya Gülbahar, AKP'nin kadını 'Vatana hizmet için çocuk doğurması gereken bir araç' olarak gören zihniyetine karşı tüm kadınların "Emeğim kimliğim bedenim benimdir" demesi gerektiğini söyledi.
Kadın örgütlerinin "Baştan aşağı cinsiyetçi bir yaklaşımın hakim olduğu program" diye eleştirdiği "Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı" kadın istihdamının zaten az olduğu Türkiye'de daha kötü sonuçlara neden olacak bir düzenleme gibi görülüyor. Program çözmeye çalıştığı sorunu büyütmeye yönelik bir hedefe ve bunu kapasitesinin sınırlılığına bakmadan yapmak gibi önemli bir etik soruna sahip. Bir dizi yasal düzenleme ve projeyi içeren program "Özünde kadını annelik rolüne hapsetmeyi içeriyor" şeklinde eleştiriler yönelten kadınlar, işverenlerin bu uygulamayla birlikte kadın istihdamından uzaklaşıp erkek personele yöneleceğini belirtiyor.
'Kadınlar doğum makinesi olarak gösterilecek'
Avukat Hülya Gülbahar, projenin uzun zamandın AKP'nin projeleri arasında yer aldığını ifade ederek, "Daha önce anneliği teşvik etmek için kadınlara müjde doğum izinlerini arttırıyoruz propagandasıyla gelişmişti. Kadınlara istihdamda müjde vermekten vazgeçmişler şimdi ise annelere müjde vermeye çevirdiler işi. Aslında anneler müjde adı altında açıklanan program kadının nüfus politikaları konusunda bir kuluçka makinesi olarak kullanıldığını göstermektedir. Başlık zaten dinamik nüfus için kadınlara doğum teşvikinin arttırılması" dedi. Paket içeriğinde kadınlara teşvik adı altında verilen çeyiz yardımı doğumda takılacak altın ve doğacak her çocuğa ödenecek paranın aslında yapılması gereken devlet yardımları olduğunu belirten Hülya, "Tabi ki ihtiyacı olanlara bu yardımlar verilsin bunun tartışılacak bir yanı yok. Ama verilecek 300 lira yardım ile kadınları çocuk yapmaya teşvik etmek büyük bir saflıktır. Türkiye koşulları açısından işsizlik eğitimsizlik koşullarında yeni çocuk doğuracak aileler, kendi ailelerini düşündükleri gibi zaten doğurmuş oldukları çocukları düşünmek zorundalar. 4'üncü, 5'inci çocuk dediğiniz şey zaten diğer kardeşlerin hakkından çalarak yapılan yardımlardır. Bu nedenle aileleri nüfusu arttırmak yönünde teşvik edecek nedenler değil" diye konuştu.
'İşverenleri kadın istihdam etmekten uzaklaştıracak düzenlemeler'
Sadece kadınlar için çocuk yetiştirmek amaçlı yarım gün çalışmanın, kadınları iş hayatından uzaklaştıracak işverenleri kadın istihdam etmekten uzaklaştıracak düzenlemeler olduğuna vurgu yapan Hülya, "Devlet gerek yaşlı bakım evlerini gerek kreşleri gerekse anaokullarını uzun süredir kapatıyor. 2010 yılından dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan açılım konusunda kadın örgütleriyle yaptığı toplantıda, 'kreş eken huzur evi biçer' lafının ne kadar doğru olduğunu anlatmıştı. Kadınlara ve Erdoğan'ın bu lafından sonra kamuya artık kreşlerin kapatılması daha bir hız kazanmıştı" şeklinde belirtti. Hülya Devletin bütün söylemlerinde çocuğa annenin bakması gerektiği ve anneliğin kutsal bir kariyer olduğu propagandası yapıldığını belirtti.
Bu bağlamda belediyelere getirilecek kreş teşviklerini ve sığınma evi açma yükümlülüğünün 50 bin nüfusken aynı iktidar döneminde 100 bin nüfusa çıkartılması ve hiçbir yaptırımın olmamsı gibi sıradan ve hayata geçirilmeyecek teşvik olduğuna değinen Hülya, "Dolayısıyla gerekli anaokulu ve kreş sistemi oluşmadığı için işverenler kendine yarım görünüp sonra kaybolan kadın işçileri istemeyecekler ne yazık ki kadını istihdamdan uzaklaştırıp anneliğe odaklama politikasıdır" dedi.
'Kadın bir üretim makinesi olarak görülüyor'
Hükümetin kadına yönelik kullandığı dilde kadının, üretim makinesi olarak değerlendirdiğini söyleyen Hülya, "Recep Tayyip Erdoğan'ın kürtaj karşıtı açıklamalarında, 'her kürtaj bir Uluderedir, bir katliamdır' kelimesi rastlantısal bir kelime değildir. Kırım katliam kelimeleri kadın bedenine kadın kararına saldırıda bulunması, vatan haini benzetmesi yapması bütün bunlar rastlantısal seçilmiş kelimeler değil. Bütün bunlar vatana hizmet için çocuk doğurması gerektiğini düşünen biz zihniyetin dilidir" şeklinde konuştu.
Militarist AKP dili
AKP Milletvekillerinin söylemleri ile militarist zihniyetlerini açığa çıkardıklarına değinen Hülya, "AKP Antalya Milletvekili Sadık Badak, 'aile planlaması yapmak petrol kuyularına beton dökmektir. Türkiye'nin yer altı kaynakları olmadığı için genç iş gücüne ihtiyaç var' söylemleri ile kadınları yer altı kaynağı gibi iş gücü üretecek bir kaynak olarak gören bir zihin yapısı ama o kaynağa kadının cinselliğine bedenine bakış petrol kuyusuna benzetmek ve vatan haini gibi kavramlarla ele alınıyor. Türkiye açısından zor bir süreçten geçtiğimiz görülüyor" dedi.
'Basklıklara karşı ortak örgütlenip ortak mücadele verilmeli'
Kadınların tüm bu söylemler ve uygulamalar karşısında asla taviz vermemesi gerektiğine vurgu yapan Hülya, "Kadınlar 'emeğim kimliğim bedenim benimdir' demeli. Birçok kadın bugün çalışma, evlenme boşanma ve istediği kıyafeti giyme hakkı için ölümüne bir mücadele veriyor. Bu mücadeleden vazgeçmemek gerekiyor. Siyasi düşüncesi sınıfsal yapısı ne olursa olsun bütün kadınların kadın dayanışması örerek iktidarın cesaretlendirdiği işverenlerden ve toplumdan gelen bütün baskılara karşı örgütlenmesi gerekiyor. Bütün sermaye ağırlıklı olarak erkeklerin elinde olduğu sürece kadınların birlikte mücadele etmekten ve kendi yaşam biçimlerinden tercihlerinden kişiliklerinden taviz vermemelerinden başka bir çözüm yok" şeklinde ifadelerde bulundu.
(sg/zd/fk)

