‘Türkiye imza attığı sözleşmelere aykırı davranıyor’

19:45

 


JINHA


İSTANBUL - Gözaltında Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, ‘Ortadoğu’da Göç ve Kadına Yönelik Şiddet’ konulu panel gerçekleştirildi. Panelde konuşan Avukat Eren Keskin, Türkiye Devleti’nin Ortadoğu’dan gelen mültecilere haklarını vermediğini belirterek, “Türkiye hukuk devleti değil, yazılı sözleşmelere bağlı kalmıyor kendi hukukuna ve altına imza attığı sözleşmelere de aykırı davranıyor” dedi.


Gözaltında Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu tarafından IŞİD saldırıları sonrasında kamplarda yaşamına devam etmeye çalışan kadın ve çocukların yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek ve kamplarda yaşanan sorunları dile getirmek amacıyla “Ortadoğu’da Göç ve Kadına Yönelik Şiddet” paneli gerçekleştirildi. Kanada Büyükelçiliği’nin de izleyici olarak yer aldığı panelde ilk olarak Veysi Altay’ın hazırladığı kamplardaki kadın ve çocukların yaşamını anlatan kısa belgesel gösterildi. Ardından söz alan Avukat Eren Keskin ise yardım bürosu olarak kamplardaki yaşama dair izlenimlerini aktardı.


Êzidî kadınların ortak derdi: Gelecek kaygısı


Eren, Êzidî kadınların bulunduğu kampta çalışmalar yaptıklarını belirterek, “Oradaki kadınların ortak sorununun gelecek kaygısı olduğunu gördük. IŞİD vahşetinden kaçarken çocuklarını düşüren,  çocuklarını dağda bırakan ve hamile olan kadınlar vardı. Kamplarda doktor sıkıntısı var devlet kimlik veriyor ama hala alamamış insanlar var” dedi. Kamplardaki insanların statüsüz yaşadığına dikkat çeken Eren, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ortadoğu’dan gelenlere mülteci hakkı vermiyor. Kobanê’den Diyarbakır’a gelen ve savaşa katılıp yaralı olarak gelen kadınlar gördük. Bu kadınlar hastanelerde tedavi altındayken gece baskınlarıyla gözaltına alınarak işkencelerden geçmiş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, polisle hastane basıp gözaltı yapmakla BM kararlarına aykırı davranıyor” diye konuştu. “Kobanê’den IŞİD saldırılarından kaçıp Mürşitpınar Sınır Kapısı’na gelenlerin çok yoğun sorunlar yaşandığını tespit ettik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin savaş kurallarına uymadığını gördük. Kapıda 15 gün aç susuz bekletildiklerini öğrendik. Sınırda bomba patlaması sonucu bir kadının bacaklarını kaybetmesini tespit ettik. Devlet göç ile birlikte geçici koruma yönetmeliği çıkardı. Türkiye hukuk devleti değil, yazılı sözleşmelere bağlı kalmıyor kendi hukukuna ve altına imza attığı sözleşmelere de aykırı davranıyor” açıklamalarında bulundu.


‘Türkiye’deki 30 yıldır süren savaş kronik travma yarattı’


Kamplardaki çalışmalarda ve incelemelerde bulunan Psikiyatrist Evindar Karabulut ta “travma” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Evindar, sunumunda günlük yaşanılan travmalardan bahsetmediğini ifade ederek, “Travmanın insanda ruhsal değişim yaratması gerekir. Türkiye’de 30 yıldır aktif bir savaş var ve bu insanlarda kronik bir travmaya yol açıyor. Yani bir gerillanın ölmesi haberi ya da askerin ölmesi haberi insanlar üzerinden sıradan bir duruma dönüşüyor. Türkiye tam olarak bir travma bölgesi” dedi. Êzidîlerin defalarca soykırıma uğramasından dolayı travma süreçlerini uzun süreli yaşadıklarını söyleyen Evindar, kadınlarda psikiyatrik hastalıklara daha fazla karşılaşıldığını kaydetti. Savaş durumlarında devletin yaşanan durumla baş etme noktasında muazzam sorunlar yaşandığını dile getiren Evindar, “Belediyelerin yardımları çok yeterli olmuyor. Bizlerde bazı noktalarda çok yardımcı olamıyoruz. Batıdaki insanların sorunları bizim için sorun bile olmazken ‘Yanımda bomba patladı geceleri uyuyamıyorum’ diyen birisi için bazen bizlerde çaresiz kalabiliyoruz” şeklinde konuştu.


‘İlk önce çekiniyorlardı şimdi birlikte çalışıyoruz’


Ardından Diyarbakır’daki Şengal Kampı’nda 4 aydır gönüllü olarak çalışan Ümran Batuay, kampa ilk gittikleri günden bugüne kadar olan süreç içerisinde kadınların yaşadıkları sorunları dile getirdi. Ümran, Sincar dağından gelen kadınlarla sürecin başladığını ifade ederek, “Gelen kadınlardan bazıları çocuklarını dağda kaybetmişler ama geri gelecekleri durumuna inanıyorlar. Yakınlarını kaybeden kadınlar ise bir senelik yas ilan ediyorlar kendilerine. Biz bu durumu bilmiyorduk ama onları görünce kültürler arası çok fark olduğunu gördük” dedi. İlk etapta kadınların kendilerine tepkili yaklaştıklarını söyleyen Ümran, “Eşleri bizleri örgütlü olarak gördükleri için kadınları ev işlerinden ayırıp onları örgütleyeceğimizi düşündükleri için yanımıza gelmelerini istemiyorlardı. Bizde o zamanlar temkinli yaklaşıyorduk kadınlara. Ama sonrasında kadınlar kendileri bizim yanımıza gelip ‘ne yapabiliriz’ diye sordular ve böylelikle aramızdaki diyaloglar gelişti ve şuan kadınların çalıştığı birçok atölyeler oluştu” şeklinde konuştu.


‘YPG ve HPG güçlerinin koridoruyla Rojava Kantonu’na yerleştiler’


Avrupa Êzidî Federasyonu’ndan Dr. Leyla Ferman ise, dört aydır kamplardaki çalışmalarından edindikleri bilgileri aktararak, “2 Ağustos’ta başlayan Êzidî katliamıyla arabaları olanlar arabalarıyla Avrupa’ya gitti. Olmayanlar ise Şengal dağına kaçtı. Yaklaşık bir hafta 10 gün boyunca 50 bin Êzidî aç ve susuz dağda kaldı. O süreçte YPG ve HPG güçleri koridor açarak Rojava kantonuna insanların geçmesini sağladı” dedi. Kamplardaki insanların dağdaki açlık ve susuzluk günlerini hafızlarında her gün yaşadıklarını söyleyen Leyla, “Hem katliam hem de yürüyüşte hayatını kaybedenler kamplardaki insanların gözlerinin önünden gitmiyor. Birçok çocuk hayatını kaybetti ve anneler çocuklarının cansız bedenlerini dağda bırakmak zorunda kaldı. Hamile kadınlar yürüyüş sırasında doğum yapmak durumunda kaldı. O yürüyüşte yaşananlar hala hafızlarda ve bu konuda yapacak çok bir şeyimiz yok” sözlerini ifade etti.


‘IŞİD’in elinden kurtulan kadınlar toplum tarafından sahiplenilecek’


Kampların ilk döneminde kadın sorununa çok yaklaşamadıklarını ifade eden Leyla, “O dönem temel ihtiyaçlara yönelmek durumundaydık ve bu yüzden kadın sorununa çok yaklaşamadık. Doktorlar ve psikologlar o dönem kadınların yaşadıkları sıkıntıların şuanda vücutlarında şekil bulduğunu dile getiriyor” diye belirtti. Kamplardaki kadınların en çok IŞİD’in elinde kalan kadınları düşündüklerini dile getiren Leyla, “IŞİD’in elinde kalan kadınlar toplumun geneli için ama en çok kadınlar için önemli bir konu. Êzidî kadınların köle pazarlarında satılması hep soru işareti olarak kalıyor. Êzidî toplumu içinde net olan bir şey var oda kadınları satarak Êzidîleri bitirmek istedikleri” dedi. Ezidîlerin önemli liderleriyle görüşmeler yaptıklarını kaydeden Leyla, “Laleş’e gittiğimizde kaygı içerisindeydik nasıl tepki vereceklerini bilmiyorduk. Görüşmelerimizde IŞİD’in elinden kurtulan kadınların Êzidî toplumu tarafından dışlanılmaması gerektiği ve toplumun tüm kesimi tarafından sahiplenilmesi gerektiği noktasında aynı şeyleri düşündük” dedi.


(dk/mg)