Şakran'daki kadın tutsaklardan CPT'ye açık mektup!

09:06

 


Handan Tufan / JINHA


İZMİR - Şakran Kadın Cezaevi'nde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla CPT'ye açık mektup yazan kadın tutsaklar, CPT'nin cezaevlerinde yaşananlara dur deme olanağına sahip olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye cezaevlerinde yaşananlara dönük aldığınız ilk mektup bu olmadığını biliyoruz. Ancak dileriz ki bu mektup şuana kadar istenilen düzeyde ulaştıramadığımız sesi, bu kez size ulaştıran son mektup olur" dedi.


Hak ihlalleriyle gündemden düşmeyen Aliağa Şakran Kadın Cezaevi'nde kalan kadın tutsaklar, İşkenceyi Önleme Komitesi'ne (CPT) açık mektup yazarak yaşadıklarını anlattı. Dünyanın pek çok ülkesinde büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı belirtilen mektupta, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri nedeniyle CPT'nin yoğunluğunun farkında oldukları kaydedildi. Mektupta, "Cezaevlerini yöneten mekanizma 'insan haklarına saygıyı' ilkeleri arasına alsaydı sizlerde bu yoğunluğu yaşamamış olacaktınız. Fakat bilinmesini isteriz ki; siz CPT sorumluları, duyduklarınızın, okuduklarınız yoğunluğunu yaşarken, biz cezaevlerinde rehin tutulanlar en doğal haklardan mahrum bırakılıyor, yaşadıklarımızın, tanık olduklarımızın, okuduklarımızın en ağır yükünü bedenimizde, ruhumuzda ve yüreğimizde taşımaktayız" diye belirtildi.


'Umarız ki bu son mektup olur'


CPT'nin cezaevlerinde yaşananlara "dur" deme olanağına sahip olduğuna dikkat çekilen mektupta, "Ama bizler kapalı kapılar, beton duvarlar arasında her gün yaşadıklarımıza karşı bedenlerimizi ateşe versek dahi çığlıklarımızın duyulup duyulmayacağını bilmeyenlerdeniz. Türkiye cezaevlerinde yaşananlara dönük aldığınız ilk mektup bu olmadığını biliyoruz. Ancak dileriz ki bu mektup şu ana kadar istenilen düzeyde ulaştıramadığımız sesi, bu kez size ulaştıran son mektup olur ve sesimizi duyup cezaevlerindeki keyfi, hak gasplarına dönük uygulamalara bir son deyip, somut bir inceleme için harekete geçmenize vesile olur" denildi.


'Haklarımız gasp edildi'


Saldırı, taciz ve provokasyonların çoğunlukla kadın gardiyan ve müdürler tarafından yapıldığına dikkat çekilen mektupta, erkek egemen zihniyetin en kaba şeklinin uygulayıcısı olarak karşılarında kadınları görmek, kendileri için en acı gerçekliklerden biri olduğu dile getirildi. Şakran Cezaevi'nin açıldığı günden bu yana adını çok sık çıplak aramalar, fiziki saldırlar ve hak ihlalleriyle duyurmuş olduğu ifade edilen mektupta, Şakran Cezaevi'nin ilk açıldığı günlerde mevcut yasalarla kendilerine verilen hakların dahi gasp edildiği, onur kırıcı yaklaşımlara dönük tüm girişimlerinin diyalog ve görüşme çabalarının sonuçsuz kaldığı kaydedildi.


'Gardiyanlar tarafından saldırıya maruz kaldık'


Kimseye zarar vermeyecek şekilde protesto haklarını kullandıkları ancak buna karşı cezaevi idaresi tarafından cezalarla karşı karşıya kaldıkları belirtilen mektupta şunlar belirtildi:


"Cezaevi idaresi tarafından 75 kişiye 3 ila 12 gün arasında hücre cezası verildi. Birçok arkadaşımız fazladan bir yıl cezaevinde kaldılar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi ayrıca davalar açılmış ve halen devam etmektedir. Üzerimizdeki baskıları dönem dönem basın, ailelerimiz ve meclis yoluyla vurgu yaptığımız dönemlerde ise bu baskıcı ve onur kırıcı yaklaşımlar daha da şiddetlenerek devam etmekte. En son aylık rutin aramada da personelin arama esnasında insanlığı utandıran, onur kırıcı bir tarzda arama yapmalarıyla karşı karşıya kaldık. Tüm diyalog ve çözüm uğraşımıza rağmen 20-30 kişilik gardiyan grubu tarafından saldırıya maruz kaldık. Sanki biz saldırıp darp etmişiz gibi tutanak hazırlanıp disiplin cezaları verildi. Birçok arkadaşımıza hem hücre cezaları hem de görüş yasağı cezası verildi. Birçok arkadaşımızın hiç bir disiplin cezası olmamasına rağmen en üst seviyede cezalar verildi. Kurum idaresi yetkilerini bize karşı hiç bir dayanağı olmadan, çok pervasızca bir tutum takınarak kullanıyor. Dışarıdan zor şartlarda edinebildiğimiz kimi kıyafet, kitap, dergi ve benzeri eşyaları ya hiç vermiyorlar, çeşitli temelsiz gerekçelerle ya da yine kendi onaylarıyla içeri verilen eşyalarımızı arama adı altında odalarımızı talan ederken alıp götürüyorlar."


'Sistematik işkence devam ediyor'


Yasalarda mevcut olan haftalık sohbet haklarını dahi kullanamadıkları belirtilen mektupta, hükümlü, tutuklu uygulaması adı altında 4 arkadaşlarına 2 yıldır sistematik işkencenin yapıldığına dikkat çekilerek, "Bu 4 arkadaşımız tutuklu olduğu gerekçesiyle koğuş değişimi yapmalarına izin verilmiyor. Fakat bu arkadaşlarımızın birisi hükümlü, diğer 3'ü ise hüküm özlü yani hükümlü statüsünde. Tüm kurum ve kuruluşlara yazdığımız dilekçeler sonucunda bu konuya aldığımız yanıt 'oda değişimleri cezaevi inisiyatifindedir isterlerse oda değişimi yapabilirler' oldu. Bunu belirtmemize rağmen hala oda değişimi kabul edilmedi. Arkadaşlarımıza yapılan sistematik işkence devam ediyor. Bizlere ne zaman yönelebileceklerini kestirmek zor oluyor, her söz veya durum bir tartışmaya, kavgaya dönebiliyor. Bunun sonucunda ise kötü muamele gören yine bizler oluyoruz. Hemen her gün bir gerginlik yaşanabilmekte, sorunların esas kaynağı kurum müdürleri ve gardiyanlar olmalarına rağmen bizlere soruşturma açılmaktadır" diye ifade edildi,


'Herkes sorumludur'


Hasta tutsakların durumuna da işaret edilen mektupta son olarak şunlara yer verildi:


"Düşünceleri, ilkeleri ve özgürlük istemlerinden dolayı egemenlerin, yüzündeki insan maskesini çıkartıp gerçek yüzlerini gösterme çabalarından dolayı yıllardır cezaevlerinde olan arkadaşlarımız gözler önünde. Tüm toplumun, dünyanın, insanlığın gözleri önünde günbegün ölüme yaklaşıyor. Ve bizim yaşam hakkımızı korumakla hükümlü, vatandaşı olduğumuz devletin resmi bir kurumu olan cezaevleri ve adli tıp kurumu bu arkadaşlarımızın ölümüne seyirci kalmaktan öte buna zemin sunuyor, bunun sorumlusudur. Ve tüm bu yaşananları görüp her gün cezaevlerinden tabut çıkmasına izin veren, dur demeyen herkes en az adını andığımız kurumlar kadar bu ölümlerden sorumludur. Hasta tutsaklar sorunu ahlaki ve vicdani bir sorundur. Bütün kurum ve kuruluşların cezaevlerine karşı özelde de ve acil olarak hasta arkadaşların durumlarına daha ciddi ve duyarlı yaklaşım sahibi olmaya çağırıyoruz. Cezaevlerinden çıkacak her tabutun sorumlusu devlet olduğu kadar, bu durumu görüp te ses çıkarmayanlar, dur demeyenlerdir."


(mg)