Romanlar, onlar için yazılan 'kader'le baş başa bırakıldı
09:01
Mizgin Tabu-Eylem Daş/JINHA
İSTANBUL- 'Kentsel dönüşüm projesi' ile 2009'dan bu yana yaşadıkları mahallelerden atılan Romanlar'ın mağduriyeti sürüyor. Son olarak Küçükbakkalköy'deki evlerinden atılan ve çadırlarda yaşamaya başlayan Romanlar, "Çadırda yaşıyoruz, bir ayağımızda pabuç varsa diğerinde yok. Seçim zamanı oy istemeyi biliyorlar. Biz oyumuzu kullanıyoruz, askere gidiyoruz. O zaman toplasınlar bizi gemilere denize atsınlar da kurtulsunlar" diyor.
Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "İktidarımıza mal olsa da yıkacağız" sözleri ile arkasında durduğu 'Kentsel dönüşüm projesi' İstanbul'un 'ötekileri'ni bir kez daha ötekileştirdi. Kentin yoksul semtlerinde derme çatma evlerinde oluşturdukları kültürle yaşama tutunmaya çalışan Romanlar, Kürtler ve LGBTİ'ler, halk arasında 'Rantsal dönüşüm' diye adlandırılan 'Kentsel Dönüşüm Projesi'nin ilk kurbanları oldu. 2009 yılından itibaren uygulanan kentsel dönüşüm adıyla rant amaçlı talana neden olan projelerinin önemli bir bölümü, yüzyıllardır kendi mahalli kültürü ile yaşayan Roman mahallelerinin dağılmasına neden oldu.
'Kibrit kutusu evlere mahkum edildiler'
Tarihi Roman Mahallesi Sulukule'de gerçekleşen yıkımlar, devlet eliyle uygulanan politikalarının da habercisi oldu. Sulukule'de evleri yıkılan Roman yurttaşlar, doğalgazı, elektriği, suyu olmayan kibrit kutusu evlere yerleştirerek ödeyemeyecekleri ağır borçlarla yaşamak zorunda bırakıldı. Evlere yerleşmeyen bazı Roman yurttaşlar ise şehrin dışına devlet tarafından zorla itilmiş ''Kentsel Rehabilitasyon'' yerinde değil sürgünde gerçeklemiş oldu. Bu sayede ötekileştirilen Romanlar, onların deyimiyle kuş uçmaz kervan geçmez yerlere sürgün edilerek toplumun dışına itildi.
‘Bizi denize atsınlar da kurtulsunlar’
Bu günlerde 'Kentsel dönüşüm projesi' kapsamında yine Romanlar sokağa atılıyor. Ataşehir'e bağlı Küçükbakkalköy'deki evi kentsel dönüşüm sebebiyle yıkılan Sebahat Dalkoparan, AKP Hükümeti'nin 2009 yılında gerçekleştirdiği Roman Açılımı'da her Roman aileye ev sözü verdiğini ancak yıllardır bu sözün yerine getirilmediğini söyledi. Küçükbakkalköy'deki evlerinin yıkıldığını ve çadırda yaşadıklarını dile getiren Sebahat, sahipsiz kaldıklarının ve hiçbir devlet yetkilisinin kendilerine yardım etmediğinin altını çizdi. Toplum tarafından sürekli dışlandıklarına ve hor görüldüklerine dikkat çeken Sebahat, " Otobüste, sokakta, hastanede, okulda sürekli tepeleniyoruz, aşağılanıyoruz. İnsanların bize böyle davranmasında devletin hiç mi suçu yok?" sorusunu sordu. Bir çocuğunun askerden yeni döndüğünü, kâğıt toplayarak günde 10 lira 15 lira kazandığını ve bu paranın hiçbir şeye yetmediğini kaydeden Sebahat, "Çadırda yaşıyoruz, bir ayağımızda papuç varsa diğerinde yok. Diğer oğlum 16 Şubat'ta askere gidecek. Hangi parayla gidecek? Devlet bize bakmıyorsa askere de almasın o zaman. Seçim zamanı oy istemeyi biliyorlar. Biz oyumuzu kullanıyoruz, askere gidiyoruz. Toplumun hor görmesine de izin veriyorlar. O zaman toplasınlar bizi gemilere denize atsınlar da kurtulsunlar" dedi.
'Devlete biat etmek yerine hakkımızı arasaymışız'
Küçükbakkalköy'de evi yıkılan bir diğer mağdur Yaşar Dalkoparan ise dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Roman Açılımında, 1,5 yıl içerisinde hiçbir Roman vatandaşın evsiz kalmayacağını ve toplumla barıştırılacağını söylediğini ancak geçen zaman içerisinde Romanların ev sahibi olmayı düşünürken var olan evlerinin de ellerinden alındığına dikkat çekti. Devletin Roman vatandaşı oldukları için kendilerine sahip çıkmadığını söyleyen Yaşar, " Cahiliz diye, okuma yazma bilmiyoruz diye, hakkımızı talep etmiyoruz diye devlet bize değer vermiyor. Peki bizim böyle olmamızda devletin hiç mi suçu yok. Biz bu ülkenin yurttaşları olarak tüm görevlerimizi yerine getiriyoruz karşılığı bu mu olmalı" şeklinde konuştu. İnsanların her yerde kendilerine ön yargı ile yaklaştığını dile getiren Yaşar, devletin de bu ön yargıyı kırmak için hiçbir çaba sarf etmediğini ifade ederek "Biz bu güne kadar devlete biat ettik. Hakkımızı savunmak için eylem dahi yapmadık. Devletin kestiği parmak acımaz dedik. Keşke hakkımızı savunsaymışız" vurgusu yaptı.
'Bizi toplumun dışına iterek mi topluma kazandıracaklar'
Kentsel dönüşüme ilk kez Romanların tarihi mahallesi olan Sulukule'de başlandığına işaret eden Yaşar, "Sulukule'deki Romanları alıp kuş uçmaz kervan geçmez Arnavutköy diye İstanbul'un çıkışında bir yere attılar. Gidin bakın minibüs dahi geçmiyor. Market yok, bakkal yok. Sulukule'de mahalle kültürü vardı. Romanlar evlerinden çıkıp kahvede çayını içerdi. Hastane tam karşısındaydı. Madem bizi topluma kazandıracaklardı. Peki iç içe olmamız gerekmiyor mu? Devlet bizi kendi yazdığı kaderle baş başa bıraktı" sözlerine yer verdi.
Barakalardan çadırlara, yol kenarlarına..
Sıfır Ayırımcılık Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hatice Çetinkaya ise 'Kentsel dönüşüm projesi'nin 2009 yılında Sulukule'de Romanların daha iyi koşullarda yaşaması vaadi ile başladığına dikkat çekti. Hatice, "2009 yılında başlayan ve 2010 yılında devam eden bir Roman açılımı süreci vardı ve burada Roman ailelere verilen en büyük sözlerden birisi barınma ile ilgiliydi. Bu, Romanlar için çok iyi bir haberdi çünkü Romanların barınma problemi vardı, barakalarda yaşıyorlardı. Ancak geçen süre içerisinde Romanlar, evlerde yaşamak yerine çadırlarda yaşamak zorunda kaldı" dedi. Sulukule'den alınan Romanlar'ın, Taşlıtarla denilen bir yere gönderildiğine işaret eden Hatice, böylelikle Romanlar'ın şehrin dışına itildiğini ve yapmış oldukları meslekleri de gittikleri yerlerde icra edemeyeceklerine değindi. "Romanlar, çiçek satma, müzisyenlik, kağıt ve çöp toplayıcılığı gibi meslekleri yapıyor. Bu meslekleri gittikleri yerlerde sürdüremeyecekleri için barınma ile birlikte istihdam sorunu da ortaya çıktı. Bu sefer oralara gitmek istemeyen yurttaşlar yol kenarlarında çadırlarda yaşamak zorunda kaldı" diye konuştu.
'Kentsel dönüşüm yerine yerinde dönüşüm gerçekleşmeli'
Kentsel dönüşüm yerine,'yerinde dönüşüm'ü savunduklarını belirten Hatice, Romanları, yaşadıkları yerlerden sürmek yerine, yerinde dönüşümün olması gerektiğini vurgulayarak "Romanlarda tüm yurttaşlar gibi en iyi koşullarda yaşamayı hak ediyor. Yerinde dönüşüm yaparak yaşam koşulları iyileştirilebilir. Her şeyden önemlisi bunu yaparken de Romanların yaşam tarzı göz önüne alınmalı ve nasıl bir değişim istedikleri Romanlara sorulmalıdır" sözlerini kullandı.
(fk/mg)

