Bir cinayetin anatomisi ve 'ölmediğine pişman' etmek!
09:04
JINHA
HABER MERKEZİ - İstanbul Otogar'da iki kişiye yönelik bıçaklı saldırının ardından merkez medyanın magazinel cinsiyetçi söylemlerle servis ettiği haberler, saldırıda ağır yaralanan kadını ölmediğine pişman etti. İşin içine birde Mardin otobüsü ve medyanın fetişleştirdiği 'töre' ve 'yasak aşk' kavramları girince, günlerce işlenen haberler, egemen medyanın kadının nesneleştirmeye dönük yaptığı haberlerle şiddeti nasıl körüklediği gözler önüne serdi.
İstanbul Otogarı'nda iki kişinin bıçaklandığı ve birinin öldüğü saldırının ardından medyanın kullandığı cinsiyetçi dilin medyada nasıl kullanıldığı bir kez daha gözler önüne serdi. Otobüsten inerken saldırıya uğrayanlardan biri kadın diğeri erkek olunca işin içine 'töre'de girdi. Cinayet olayını Türkiye sinemasının 1970'li yıllarındaki aşk filmlerinin senaryosunu aratmayan bir şekilde kurgulayan muhabir yaralanan kadının, "beni aynı hastaneye götürün" sözlerine vurgu yaparak bu cümlelerle okuyucuyu olayın "imkansız bir aşkın" film sahnelerine götürüyor. "Genç kız saldırganlar için 'kardeşim' dedi" ara başlığıyla devam edilen haberde medyanın sıklıkla fetişleştirdiği "töre cinayeti" vurgusu ile "yasak aşkın kaçınılmaz sonucu; töre cinayeti" kurgusunu yapmış oluyor. Olayın yaşandığı günden iki gün sonra ise haber gazete sayfalarında bu defa, "Genç Sevglilier Mardin'den İstanbul'a Ölüme Yürüdüler!" başlığıyla servis edilerek olayın sözde perde arkası işlendi. Gazeteler, "Yasak aşk töre kurbanı oldu", "baldızıyla kaçtı", "devreye töre girdi" başlıklarıyla servis ettikleri bu haberi olayın içini boşaltarak cinayete magazinsel bir boyut verdi. "Töre cinayetinde şok gerçek! Baldızıyla ilişkiye girip…" manşetiyle tıklanmayı amaç edinen gazete sitelerinde olay bu defa daha çirkin bir şekilde ele alınarak işlendi.
Kadınlar yok ediliyor
Egemen medya tarihten bu yana yaşam hakkı olan "toplumsal cinsiyet eşitliği" hakkına yönelik ihlallerde bulunarak yayın yapmaya devam ederken, medyanın toplumsal sorumluluğu tanıması gerektiği noktasındaki basın kurallarını ihlal etme halleri neredeyse hiç tartışılmıyor. Egemen medya haberlerde ya kadına neredeyse hiç yer vermiyor ya da cinsiyetçi bir dille yapılan haberle kadınları manşete cinsel şov amacıyla taşıyor. Bu da kadınların sembolik bir şekilde yok edilmesi anlamına geliyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği için medyada ne yapıyor?
Son dönemlerde toplumsal cinsiyet eşitliğin sıklıkla konuşulurken, egemen medya ise her zamanki yoluna devam ediyor. Egemen medya, cinsiyet eşitliğine dair hiçbir şey yapmazken, cinsiyetçi politikaların sürdürülebilirliği için ise aslında çok şey yapıyor. Özellikle şiddet haberleri işlenirken kadının uğradığı şiddet ve yaşadığı travma göz ardı edilirken daha çok şiddetin gerekçesi aranır ve erkeğin gerekçeleri üzerinden haber yapılır. Şiddet haberlerinin tamamında aslında kadın bir kez daha mağdur edilir. Şiddet haberleri, hak ihlalleri haberleri genelde rutin haber olarak görülürken, haberin takibi ise neredeyse hiç yapılmıyor. Şiddet haberlerinde kadının adı açıkça teşhir edilirken, haberde erkeğin yerine kadının fotoğrafı kullanılıyor. Takibin yapıldığı haberlerin tamamında ise magazinsel dil kullanılıyor. O nedenle okuyucu hiçbir zaman şiddete uğrayan kadının daha sonra hayatına nasıl devam etiğinden ve açılan davalarda caydırıcı sonuçlardan haberdar olamıyor. Kadının yaşadıklarının egemen medya tarafından haber değeri kazanması için kadınların ölümcül darbeler alması, hukuk dışı bir yaklaşımda bulunması veya dayanamayıp tecavüzcü veya kendisine şiddet gösteren erkeği öldürmesi gerekiyor.
Peki cinsiyetçi söylemlerden nasıl sıyrılabilir, ne yapabilir?
Yapılan araştırma ve kadın odaklı habercilik konulu panellerin tamamında kadınların ortak noktası bir. Kadınlar istismar haberi yapılırken tekrar istismara uğramak istemiyor. Peki bunun için ne yapılabilir? Kadına yönelik her türlü şiddetin temelinde cinsiyetçilik, ayrımcılık, iktidar, erkek egemenlikli sistemin olduğu aşikar. Kadına yönelik cinsel, fiziksel, psikolojik gibi şiddeti meşru gören, gerekçelerini tartışılabilir bulan, devletin yaklaşımlarından tutalım yanı başımızdaki erkek kardeşimize kadar tüm erkeklerin eril hallerine karşı en çok da medyanın çalışması gerekirken, buna boyun eğen ve bu anlayışı besleyen medya anlayışı kabul edilemez. Devlet tekelinde olan medya kuruluşlarının eril söylemlerden sıyrılmasının mümkün olmadığı gibi kadın odaklı haberciliğin yaygınlaşması ve medyayı kadın düşmanı haberlerinden dolayı sürekli mahkûm eden alternatif medyanın daha fazla güçlenmesi gerekir. Medyadaki, cinsiyetçi söylemlerin mücadele konusunda farkındalığın yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla başta kadın kurumları medya çalışanlarını örgütlemeli, bunun yanı sıra kadın odaklı habercilik konusunda sıklıkla atölye çalışmaları yapılmalı ve egemen meydanının muhafazakar, ataerkil söylemlerinin dışına çıkmayı sağlayacak yeni haber cümlelerinin üretilmesi için araştırmalar yapılmalı. Alternatif medyanın kadın odaklı haberciliğin geliştirilmesi için eğitim çalışmalarında bulunması ve kadın odaklı habercilik için ayrı birimlerin oluşması için harekete geçmesi gerekir. Bunun yanı sıra sadece kadınların çalıştığı ve kadın odaklı haberciliğin yapıldığı ajans, gazete, dergi ve televizyon kanallarının oluşturulması gerekir.
Tüm bu hususlar gözetilerek;
*Kadına dair yapılan haberlerde kadının beyanı esas alınması gerekir.
*Şiddet haberlerinde kadının yerine, şiddeti uygulayan erkeğin fotoğrafının ve isminin afişe edilmesi, şiddet ve cinayet haberlerinin nedeni araştırılırken, erkeğin beyanına dayandırılan haber yapılmaması, kişinin mahremiyetini ihlal eden bilgilerin kullanılmaması gerekir. Öte yandan haber takibi yapılmalı, mahkemede erkeğin yalan yanlış savunmalarını gerekçe olarak göstermemek ve mahkemenin caydırıcı cezalarının haber yapılması gerekir. Aksi halde mahkemenin şiddetti uygulayan kişiden yana tavır sergilediği durumda, bu yaklaşımın haberde işlenmesi gerekir.
*Cinsiyetçi söylemlerden uzak durulmalı, çocuk istismarı haberleri normalize edilmemeli ve şiddeti meşrulaştıran cümlelerden uzak durmaması gerekiyor. Şiddet ve istismar haberlerinin başlıklarına çok dikkat edilmeli, başlıklar mağdurdan taraf atılmalı. Örneğin, "kıskanç koca öldürdü" cümlesinde kıskanmaya sebep olanın kadın olduğuna işaret edildiği gibi "cinnet geçiren adam karısını öldürdü" başlığında ise cinnet geçirirken şiddete başvurmanın kaçınılmaz olduğuna işaret edilir. Bu söylemlerden uzak durulmalı.
*Aile içi şiddet haberlerinde sıklıkla işlenen yoksul aile manzaraları ve kaçınılmaz son olan şiddet kurgusundan derhal vazgeçilmesi gerekiyor.
*"Çocuk gelin, karı, koca, erkek gibi kadın, bilim adamı, iş adamı, kız" gibi kelimeler asla kullanılmamalı, erkeklerde kullanılmayan fakat iş kadın olunca önüne muhakkaka "kadın" ibaresi konulan "kadın avukat, kadın doktor, kadın gazeteci, kadın politikacı" şeklinde cinsiyetçi söylemler kullanılmamalı.
*Şiddete uğrayan kadına ulaşan kadının izni olmadan fotoğraf, adres, yaş v.b gibi bilgiler habere eklenmemeli. Yapılan haberin takibinin muhakkak yapılması gerektiği gibi haberin sonunda şiddete maruz kalan kadınların başvurması gereken kurum ve kuruluşların adresleri verilmeli, kadın haklarına dair bilgi verilmeli ve şiddete uğrayan kadının yapması gerekenler konusunda bilgi verilmelidir.
(zd/fk/mg)

