Evleri yıkılan LGBTİ'ler barınma sorunu ile karşı karşıya!
09:04
Eylem Daş- Mizgin Tabu/JINHA
İSTANBUL - 2009 yılında başlayan Kentsel Dönüşüm Projesi'nin ilk ayaklarından biri Tarlabaşı'nın dönüşmesi projesiydi. Yıllardır Tarlabaşı'nda toplumdan yalıtılmış bir şekilde yaşayan LGBTİ'ler evlerinin yıkılması ile birlikte barınma sorunu ile karşı karşıya kaldı. Evi yıkılan LGBTİ bireyi Seda, ev bulmakta zorlandıklarını, kentsel dönüşümle beraber bu problemin daha da arttığını vurgulayarak, "Kentsel dönüşümle beraber şehrin dışına sürülerek gözlerden de uzak olmamız amaçlanıyor" dedi.
Kentsel Dönüşüm Projesi'nin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte toplum tarafından ötekileştirilmiş Kürtler, Romanlar ve LGBTİ bireyler yakından etkilendi ve bu kesimler yerinden edilme politikaları ile toplum dışına itilmeye çalışıldı. Toplum içinde yerleşmiş olan Transfobi ve homofobi sebebiyle LGBTİ bireyler ya kentten dışlanmış, ya da yalıtılmış bölgelerde gettolaşmıştır. Son yıllarda LGBTİ bireyler, AKP hükümetinin uyguladığı neoliberal politikalarla gittikçe muhafazakârlaşan ve birbirini anlamaya dönük ön yargıların derinleştiği Türkiye toplumunda varoluş mücadelesi verirken kentsel dönüşüm adı altında şehrin dışına sürülüyor.
'Toplumdan soyutlandık'
Kentsel dönüşüm sonucu Tarlabaşı'ndaki evi yıkılan ve trans misafirhanesinde yaşamını sürdüren trans birey Seda, uzun yıllardır Tarlabaşı'nda yaşadığını ancak kentsel dönüşümle beraber sokaklarda kaldığını belirterek, kendisi gibi birçok arkadaşının da evlerinin yıkıldığını söyledi. Yıllardır toplumdan soyutlandıklarını dile getiren Seda, "Biz yıllardır dışarıda olmak için insanların evlerine girmelerini bekliyoruz. Onların olmadığı saatlerde sokaklarda yürüyoruz. Otobüste, yolda, sokakta bize virüsmüşüz gibi bakıyorlar. Devlet ise uyguladığı politikalarla bu dışlanmayı daha da derinleştiriyor" ifadesini kullanarak, şimdi de kentsel dönüşüm problemi ile karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi.
'Gözlerden uzak olmamız amaçlanıyor'
İnsanların kendilerine ev vermek istemediklerinin altını çizen Seda, "İnsanlar bize ev vermek istemediği için belirli semtlerde yoğun olarak yaşamak zorunda bırakıldık. Bu yüzden de, insanlardan kopuk ve kapalı bir şekilde yaşadık. Toplumun ön yargıları ve baskısı yüzünden birçok arkadaşımız intihar etti. Birçoğunu ailesi katletti. Nefret söylemi tüm ötekileştirilenler gibi LGBTİ'ler üzerinden de gelişti" dedi. LGBTİ'leri, Kürtleri ve Romanları toplumun istemediğine dikkat çeken Seda, zaten ev bulmakta zorlandıklarını kentsel dönüşümle beraber bu problemin daha da arttığını vurgulayarak "Barınma problemi bizim için hep bir sorundu ancak kentsel dönüşümle beraber şehrin dışına sürülerek gözlerden de uzak olmamız amaçlanıyor" dedi.
'Ötekileştirilenler şehrin dışına itiliyor'
İstanbul LGBTİ aktivisti Deniz Tunç ise, ötekileştirilen tüm kesimlerin devlet tarafından gettolaşmaya mahkûm edildiğinin altını çizerek, daha sonrasında da bu gettoların yine devlet eliyle dağıtıldığına ve sürgünlere yollandığına işaret etti. Beyoğlu İlçesi'ndeki Ülker, Pürtelaş ve Sormagil sokaklarında yaşayan trans kadınlara yönelik devletin kolluk güçleri tarafından bir takım operasyonlar düzenlendiğini belirten Deniz, bu operasyonlarla devletin özellikle trans kadınları yok etmeyi amaçladığını kaydetti. Trans kadınların sürgünlere gönderildiğini ifade eden Deniz, "Tarlabaşı kentsel dönüşüm süreci, zenginlere peşkeş çekmek, kendinin ve yandaşının cebini doldurmak için yapılan bir sürgün operasyonudur" dedi. Deniz, bugüne kadar Kürtlerin, Ermenilerin, Romanların ve LGBTİ'lerin, şehrin dışında yaşamaya mahkûm edildiğine dikkat çekti. Bu ötekileştirilen kesimlerin, şehrin içerisinde bir yer edindilerse de sistematik bir şeklide dağıtıldığına işaret eden Deniz, bu politikaların sadece Tarlabaşı ile sınırlı olmadığını ifade etti.
'Türkiye'de devlet demek evlatlarının cebini doldurmak demek'
Manisa'nın Selendi İlçesi'nde yaşayan romanların da sürgün edildiğini belirten Deniz, "Bu sürgünün başlangıcı da orada yaşayan halkın galeyana getirilmesi ve romanlara saldırması ile oldu" vurgusu yaparak, bu olayın aslında devletin açık bir şeklide uyguladığı sürgün politikaları olduğunu kaydetti. Deniz, "Devlet diyorum ama aslında bunu dememem gerek, çünkü devlet dediğiniz bütün vatandaşlarının sosyal haklarını koruyan, anayasal haklarını teminat altına alan ve toplumun ortak bir şekilde oluşturduğu güce denir. Ancak bizim ülkemizde devlet, yandaşlarımızın ve evlatlarımızın ceplerini doldurmak anlamına geliyor" dedi.
'Biz yurttaşlık hakkımızı istiyoruz'
Birçok arkadaşının evsiz kaldığına işaret eden Deniz, LGBTİ'lerin iş bulmakta zorlandığını söyleyerek, "LGBTİ'ler ev bulmakta çok zorlanıyor. Bir ailenin bulacağı ev 700 lira kira bedelindeyse, bu kira bedeli LGBTİ'ler için bin 500, 2 bin liraya çıkıyor. Bu durum alışveriş için de geçirli bir durum. Özellikle, translar söz konusuysa tüm fiyatlar iki veya üç katına çıkıyor" şeklinde konuştu. Son olarak LGBTİ'lerin yıllardır verdiği mücadelede pozitif ayırımcılık talep etmediğini vurgulayan Deniz, "Biz, anayasanın teminat altına almış olduğu bütün haklarımızın, eşit yurttaşlık haklarımızın teminini istiyoruz. Bunlar yaşam hakkı, nefret söylemi yasalarının çıkarılması ve anayasaya cinsel yönelim, cinsel kimlik ibarelerinin konulması talepleridir" sözlerine yer verdi.
(mg)

