Çocuk yaşta zorla evlendirilen kadınların 'evcilik' hikayesi

09:03

 


Bêrîtan Canözer-Şehrîban Aslan/JINHA


AMED - Henüz 12 ve 13 yaşında çocukken zorla evlendirilen H.B ve P.T'nin hayat hikayesi, binlerce yaşıtları gibi aynı kaderi yaşamaya mahkum edilen kız çocuklarını anlatıyor. Evlilik bizim için "Şiddet ve mutsuzluktan ibaret" diyen iki kadın, kabuslarla dolu yaşamlarından sıyrılmak için kimi zaman çocukluklarına kimi zaman ise kitaplara ve bilinçlenmeye sığınmışlar.


Çocuklara yönelik şiddetin en ağırı olan çocuk yaşta zorla evlendirme, henüz oyun çağındaki çocukların hayatlarında onarılmaz yaralar açıyor. Yapılan araştırmalar Türkiye'de her üç evlilikten birinin çocuk yaşta gerçekleştirildiğini gösteriyor. Çocuk yaşta zorla evlendirmeler dini nikahıyla yapılıyor, resmi araştırmalarda yer alınmıyor, gerçek rakamlar bilinmiyor. Hikayeleri ve yaşamları kayıtsız kalan ve yalnızlaştırılan çocuklar bir kaç yılda kadın, anne ve eş yapılıyor. Çocuk yaşta zorla evlendirilen ve hayatlarından onulmaz yaralar açılan kadınlar, yaşadıklarını JINHA'ya anlattı.


Daha regl bile olmamıştım


Evlendirildiğinde 12 yaşında olan H.B, o günü hatırladığında hala bir kabusun içindeymiş gibi irkiliyor. Büyüklerin bir araya gelerek evlenmesine karar verdiğinde aklının ermediğini anlatan H.B, "Bana bir eşyaymışım ve dışarıya gitmemek için aileden biriyle erkenden evlenmek zorundaymışım gibi baktılar. Hiç kimse bana sen ne istiyorsun diye sormadı. Evlendirildiğimde regl bile olmamıştım" dedi.


Kendisi çocukken, çocuğu oldu…


14 yaşında çocuk sahibi olduğunu anlatan H.B,"Henüz ben çocukken bir de çocuk sahibi oldum. 14 yaşında anne oldum ve kendime bile bakamazken çocuk bakmaya başladım. Ben ne biyolojik olarak ne de ruhsal olarak henüz anneliğe hazır değildim. Birileri gelip bana evleniyorum deyince tüylerim ürperiyor ve gözlerim dolmaya başlıyor. Evlilik bana çok korkunç geliyor, hele de evlenen çocuk olunca korkunçluğu 20 kat artıyor" dedi.


'Evlilik şiddet ve mutsuzluk demek'


Evliliğin kendisi için anlamının şiddet ve mutsuzluk olduğunu belirten H.B, "Çocuğum hastalandığında hastaneye götürmüştüm, doktor önce bana sonra çocuğa baktı ve 'kaç yaşındasın' diye sordu ben de 14 dedim. Bana bir daha bakarak 'sen kendin çocuksun küçüğüm, bu zulmü kim sana yaptı' diye sordu ve ben o gün gerçekten çocuk olduğumu fark ettim. Evlendikten sonra kendimi büyümüş hissediyordum, çünkü herkes bana 'sen artık evlisin, büyüdün' diyordu. İlk hamile olduğumu öğrendiğimde bana korkunç gelmişti sonradan bunu normal görmeye başladım ama gerçekten korkunç bir şeydi. Yalnız her şeye rağmen vazgeçmediğim tek şey vardı; oda okumaktı" diye anlattı.


 'Okudukça kadını tanıdım'


Yaşatılan kadere boyun eğmemek için eşi uyurken gizli gizli kitap okuduğunu söyleyen H.B, "Eşim ışıktan rahatsız olup uyanmasın, bana kızmasın diye pencerenin önüne gidip sırtımı pencereye verirdim ve sokak lambalarının yansımalarıyla kitap okurdum. Tüm zorluklara rağmen okudum ve hep bilgi edinmeye çalıştım. Eşim ben 14 yaşındayken bana 'sen yemek yapmayı, çocuk bakmayı bilmiyorsun' diyordu. Ben çocuktum daha, o bunu görmüyordu. Bu yüzden okumam gerektiğine inanıyordum. İyi ki de okudum. Okudukça kadını tanıdım, aslında kim olduğumu ve ne kadar önemli olduğumu fark ettim. Hiç bir şey için geç değildi. Eşimden çok şiddet gördüm fakat kendimi değiştirirken onu da kendimle dönüştürmeye çalıştım" dedi.


'Kimin kiminle evleneceğine ağalar karar verirdi'


Sokakta oyun oynadığı esnada kollarından tutup başka bir eve götürüldüğünü söyleyen P.T ise "Başta ne olduğunu anlayamadım. Bana artık burada yaşayacaksın, burası bundan sonra senin evin dediler. Benden 28 yaş büyüktü ve ben henüz 13 yaşındaydım. Eşim ağanın şoförüydü, ağa gelip benim şoförüyle evleneceğimi söylemiş ve ailemde olmaz dememiş. Ağa ne derse o olurdu, zaten o dönemlerde de kimin kiminle evleneceğine ağalar karar verirdi. Kadın ister mi istemez mi kimse sormazdı. Sokakta oyun oynarken gelip beni alıp köyden götürdüler. Üç yıl boyunca eşimi babam gibi görüyordum ve öyle yaklaşıyordum. Bazen kaynanamın yanında bazen de tek başıma yatıyordum. Evden hiç çıkmıyordum, çocukluğuma dönük bir hasret çekiyordum. Keşke köyümde çocukların arasında olup oynasaydım" diye konuştu.


14 yaşında yemek yapmaya başladı


Bir anısını anlatan P.T, "Eşimin annesi hastaneye gitmişti eve misafir geldi. Bende daha o kadar küçüğüm ki ne misafir ağırlamasını biliyorum nede yemek yapmasını. Baktım olacak gibi değil, misafire yemek vermek gerekiyor, öyle aç yollasam bir sürü laf yerim. Bende küçücük bir tencereye bir leğen dolusu pirinç koydum. Pirinç biraz kaynayınca taştı, tüp battı mahvoldu oldu her yer tabii yemekte yenilmeyecek duruma geldi. Oturdum bir güzel ağladım, sonra komşuyu çağırdım sağ olsun geldi o akşamın yemeğini yaptı. Tabi sonrasında bunun fırçasını da yedim" diye konuştu.


'Evli olduğumun farkında bile değildim'


O dönemlerde onun bedenine göre gelinlik olmadığını ve bu nedenle gelinlik yerine gelinliğe benzer bir uzun elbise giydiğini söyleyen P.T, "Korkudan sesimizi çıkaramıyorduk, zorla evlendiriliyorduk. Eşim bana çarşaf giydirmeden dışarıya çıkarmıyordu. Açlık, yoksulluk görmedim ama çocukluğumu da görmedim ve yaşayamadım. Çocukluğumu yaşayamadığım için hala içimde o çocukluk hisleri vardı ve sabahtan akşama kadar küçük bir kızla beş taş oynuyordum. Evli olduğumun farkında bile değildim, bana evlisin denildiğinde kavrayamıyordum, anlayamıyordum. Eşim şofördü işe gittiğinde çoğu zaman eve gelmiyordu. Bende kış mevsiminde kar yağdığı zaman onu fırsat bilerek akşamları gizlice evin arkasına giderdim ve naylon poşetler alıp karın üstünde yokuş aşağı kayardım" dedi. 


(bc-şa/fk/mg)