Kentler kadınları daha fazla eve hapsediyor

09:06

 


Bêrîtan Elyakut/JINHA


AMED - Kentin olumsuz yanlarının kadın üzerinde daha fazla katmerleştiğinin altını çizen Prof. Dr. Mehmet Zencir, "Kırda daha çok özgürlüğü toplumsallığı olan kadın kente evin içerisinde hapis oluyor. Sadece bakım, doğurganlık faaliyeti yükleniyor. Evin dışarısına çıkılması ikincil gözüken kendini gerçekleştirme şansı olmayan tarzda bir yaşam dayatılıyor" dedi.


Kentleşmenin toplumsallaşma arasındaki bağın zayıflığı üzerine çalışmalar yapan Pamukkale Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zencir, yaptığı çalışmada kentlerine en çok kadınları yalnızlaştırdığını ve eve hapsettiğini söyledi. Konuya ilişkin yaptığı araştırma ve gözlemleri paylaşan Mehmet, büyük kalabalıklara karşı herkesin yalnızlık çektiği mekansal bir ortamın oluştuğuna dikkat çekti. Mehmet, "Geleneksel anlamda kentle ilgili sağlık üzerinden en büyük tartışma daha çok çevre sağlığı hizmetleri noktasında gerçekleşiyor. Çevre temizliği noktasında gerekenleri yapmadığımız taktirde solunum yolu enfeksiyonları ve enfeksiyon hastalıkları çok fazla yaşanacaktır" dedi.


'Kentteki doğa yapay doğa'


Bugünün toplumunda kentte sadece bir yönden bakmak gibi bir şansın olmadığını dile getiren Mehmet, doğa ile ilgili bir tartışma yapılacaksa kentteki doğanın yapay bir doğa olduğu ve gerçek bir doğa ile karşı karşıya olunmadığına dikkat çekti. "Yapay doğalar evlerimizin içerisinde saksılara yetiştirdiğimiz bir yaşantımız var" diyen Mehmet, kent insanının doğayla uyumlu bir çalışma rejiminde değil, çoğu zaman sevmedikleri işlerde çalışmak zorunda kaldıklarına belirtti. Mehmet, "Bu çalışma halini ruh sağlığı açısından düşündüğümüzde kendimizi gerçekleştirme imkanı bulamadığımız alanlar haline geliyor. Ancak köy toplumlarını düşündüğümüzde doğayla uyumlu, doğanın bir bileşeni olarak yaşama halimiz burada yapay bir çalışma rejimine dönüşmüyor" diye konuştu.


'Kadınlar eve hapsediliyor'


Kentteki yaşamın kapitalizme mahkum edilmesinden kaynaklı ciddi anlamda ruhsal travmalar yaşanıldığının altını çizen Mehmet, bunun toplum açısından büyük sorunlara neden olduğunu ve yalnızlaştırma haline dönüştüğünü söyledi. Kentin olumsuz yanlarının kadın üzerinde daha fazla katmerleştiğini belirten Mehmet, "Kırda daha çok özgürlüğü toplumsallığı olan kadın kente evin içerisinde hapis oluyor. Sadece evde bakım, doğurganlık faaliyeti yüklenmiş evin dışarısına çıkılması ikincil gözüken kendini gerçekleştirme şansı olmayan tarzda bir yaşam dayatılıyor" dedi. Mehmet, kentlerin kadınların içe kapanmasına neden olduğuna değinerek, kentlerin olumsuzluklarının kadını bir bütünen yalnızlaştırdığını ve erkeğe bağımlı hale getirdiğini söyledi.


'Doğa kapitalizme hizmet edecek şekilde tahrip ediliyor'


Neoliberal toplumun tarihsel bilgiyi yok etme üzerine kurulmuş olduğuna vurgu yapan Mehmet, kültürleri yıkan bir tarzın doğanın tahrip edilip kapitalizme hizmet eden şekilde yeniden inşa edildiğini dile getirdi. Mehmet, "Kültürümüzü yok eden bir tarz kentlerimizi yıkıp yeniden yapıyor. Bu yıkıp yeniden yapma sürecinde tarihimizi ve belliğimizi yok etme ön planda olduğunu görebiliyoruz. Bizim kültürümüze, birikmişimize saygısı olmayan yeni bir kent inşası var. Kültürün silinmesi de kültürel sağlık anlamında kuşaklar arası biriktirilenlerin aktarılması noktasında olumsuz etkiyi yaptığını söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.


'Kent özgürlüğün yaşandığı mekânlar olmaktan uzaklaştı'


Tarihi mirasını gizlemeyen bir kent modelinden tarihin gizlenme merkezi olan kentlerle karşı karşıya olduklarını belirten Mehmet, "Her kentin kendi kültürel dokusuna yönelik özgünlüğü silinmiş durumda ve buda kentler açısından sağlıksız alanların oluşumuna neden oluyor. Kent özgürlüğün yaşandığı mekanlar olmaktan uzaklaştı" dedi. Kente her türlü unsurlarla karşılaşılabileceğinin altını çizen Mehmet, kentte yaşayan bir kişinin kendi yaşamıyla, kendi mekanı ile ilgili sözünü söyleyememesi yönünde ciddi engellerin olduğunu belirtti. "Kendi özgürlüklerini savunamayan insanlar, dili konuşulmayan kentler var" diyen Mehmet,  kendi dilini konuşamayan, kentlerin sağlıklı gelişiminden söz edilemeyeceğini söyledi.


'Toplumsallığın inşasında meclisler önem taşıyor'


Kentlerin tüketim çılgınlığının en fazla olduğu alanlar olduğunu söyleyen Mehmet, "Sürekli bize tükettirilen yaşamın her saniyesini tükettirerek geçirmemize yönelik bir yaşam bize dayatılıyor. Tüketen toplum neoliberal kapitalist toplumun bir özelliğidir. Bu nedenle biz sürekli anlık tüketen, kalıcılıkları es geçen, anı yaşayan ve atığını da biriktiren bir toplumsal hale döndük" diye konuştu. Kapitalizmin kendini kentte ikame ederken toplumun yaşamının da alt üst olduğuna vurgu yapan Mehmet,  sadece kentin su kirliliği üzerine bir tartışma yapamayacaklarını doğaya ve topluma saygılı ya da onu gören tarzda bir toplumsal düzene doğru dönüşümün yaşanması gerektiğinin zorunlu olduğunu vurguladı. Mehmet, dönüşümün yaşanılabilmesi içinde doğanın izin verdiği ölçüde bir toplumsal yaşama geçmeyle mümkün olduğunu söyledi. Mehmet, toplumsallığın inşa etme noktasında da meclisler kritik önem taşıdığını belirtti.


(fk/mg)