Kadınların kaleminden Ayizi kitapları

09:06

 


JINHA


HABERMERKEZİ - Ankara'da kadın eliyle yazımı geliştirmek için feminist kadınlar tarafından kurulan Ayizi Yayıncılık, son altı ayda, dünya ve Türkiye'de önemli kadın eserlerini okuyucuya sundu. "Okumak istediğimiz kitapları yayınlıyoruz" diyen kadınların son 6 ayda hikâyeler, araştırmalar ve biyografiler olmaz üzere önemli kitaplara imza attı.


Türkiye'de feminist harekete uzun yıllar emek veren bir grup kadın inatlarını, cesaretlerini ve enerjilerini birleştirip, "okumak istedikleri" kitapları yayımlamak için bir yayınevi kurdu. Adını da eski bir rüyadan devşirip "Ayizi" koydu. Ayizi Yayıncılık, 2010 yılının Ekim ayında, kadın eliyle yazımın gelişmesi için İlknur Üstün, Aksu Bora, Selma Acuner tarafından kuruldu. Kadına yönelik tezler, feminist tezlerin bu kadar çok popüler olduğu günlerde feminist kitapların azlığından yola çıkarak kurulan Ayizi kolektif bir kadın çalışması. Kitapları basılan kadın yazarlar arasında Tennur Baş, kitapların kapaklarını ve grafik tasarımlarını yapıyor, Semanur Sevim de yayınevinin mali işlerini yürütüyor. Edebiyat editörlüğünü Can Cankoçak yapıyor. Simten Coşar, Handan Çağlayan, Nilgün Toker, Eser Köker, Pınar Selek, Hatice Meryem, Nebahat Akkoç, Ece Göztepe, Neslihan Cangöz, Melek Göregenli yayın kurulu üyeleri. Ayizi sessiz sedasız dünya ve Türkiye'de kadın kaleminden önemli eserleri kitapseverler için yayınladı. Ayizi'nin son 6 ayda yayınladığı kadın kitapları şöyle:


Üç iki bir kayıt: Hande Ortaç


Hande Ortaç, uçsuz bucaksız hayatın dört bir yanından hikâyeler anlatıyor. Bazen gülerek, bazen hüzünle, bazen ilenerek ya da kızgınlıkla, en çok da şaşarak "Hay Allah!" dedirten hikâyeler. Güldüren ve düşündüren kadın dilinden hikayeler anlatan kitabın bir bölümünde, ""Ayyy Fikret! Senin yerine konuşmaktan yoruldum. Kubur boyunlu herif! Hayatın boyunca masada bile iki dudağını oynatıp tuz istemedin, parmağınla gösterdin. Kelime tasarrufu! Etmiyorum işte! Sen sustun susalı ben konuşuyorum. Oturduğun yerden bana balık balık bakma. Vermem dişlerini! Ohhh, akşamüstü uykusunu bahane et, çıkar, günlerdir uyanma, sonra da dişleri geri iste. Bana çok yakıştılar bir kere. Hem ağzını bile açmaktan acizsin, pis kokulu şey. Dişini nasıl oturtayım? Çenesi sökülesice…" diye anlatılıyor.


Eylemci bir ruh: Louise W. Knight


ABD'li toplumsal reformcu, barış yanlısı ve kadın hakları savunucusu Jane Addams'ın (Laura) biyografisini anlatan kitap eylemci enternasyonalist bir kadın ruhuna odaklanıyor. Louise W. Knight'in kaleme aldığı kitapta Jane inancını, "Enternasyonalizm gözlerimizin önünde yıkılıp giderken, kadın dayanışmasının sağlam duracağına nasıl güveniyorsunuz?" sözleriyle dile getiriyor. 1889'da, İngiltere'deki derneklerden etkilenerek Şikago'da kendisinin ve diğer sosyal reformcuların oturduğu, kentin yoksul semtlerindeki koşulları düzeltmek için çalışmalar yaptıkları bir kurum olan Hull House'u kuran Jane'ın bu çalışması, ABD'deki diğer toplumsal yardım merkezlerinin çoğu için bir model oluşturdu. Jane Addams 1919'da Barış ve Özgürlük İçin Uluslararası Kadınlar Birliği'nin başkanı oldu. 1931'de Nobel Barış Ödülü'nü Nicholas Murray Butler ile paylaştı. Louis kitabın bir yerinden Jane'e atfen, "Çünkü ailemizi ve ulusumuzu saran ve tamamlayan enternasyonalizm ruhunu ve ulusal sınırlarla hiç ilgisi olmayan bazı evrensel duyguları anlıyoruz. Kadınlar başka kadınlardan güç ve ilham alırlar. Kadınlar hayatlar dizisinin varlık nedeni. Dünyada yalnız olmadığını fark etmek, bir kadının gelişmesi ve güçlenmesinin en önemli bileşenidir. Tanıdık ya da "tuhaf", acı çeken, acılarla baş edebilen, korkularının üzerine gidebilen, arzularını ortaya koyabilen kadınların varlıklarını bilmek, hikâyelerini dinlemek, güç ve ilham verir. Çünkü onların varlığı ile bizimki arasında bağlar vardır. Kız kardeşlik, bu bağın adıdır" diyor.


Ölü Kadınlar Memleketi: Burçe Bahadır


Kadın olmanın Türkiye'deki zor hallerine ve kadın cinayetlerini anlatan Burçe Bahadır, eşini öldürmekten hüküm giymiş iki kadınla ve eşini öldürmüş üç erkekle hapishanede konuştu. Öldürülmüş bir kadının babasını, bir başkasının ablasını dinledi. Cinayetlerin hikayesini yazdı. Ölü Kadınlar Memleketi, kadın cinayetlerinin neden politik cinayetler olduğunu anlamamızı sağlıyor. Nasıl yakınımızda olduklarını, içinde yaşadığımız atmosferin bu cinayetleri nasıl kolaylaştırdığını görüyoruz. "Son sözün ne olur?" diyorum. Havva gözlerini gözlerime dikiyor. Ama şimdi ne çenesini kaldırmış öfkeyle, ne de sinirden elleri titriyor; öyle bırakmış kendini, öyle acılı, öyle yalnız ve çaresiz: "Eğer ki bir erkek seni öldürürüm diyorsa, kadın ona inansın" diyor. Kitabın ön sözünde Burçe,  kitabın ön sözünde, "Bunca zaman sonra daha eşit, daha güçlü, daha özgür bir konumda olması gerekirken biz kadınlar, şimdi yaşamak, hayatta kalmak için uğraşıyoruz. Sokakta yürüyebilmek, sevebilmek, dayak yememek, tecavüze uğramamak, satılmamak için kan döküyoruz" diye anlatıyor.


İçimde Bir Kedi: Eda Günay


Ebru'nun kitabı; sevgiliyi terk etmekten de bir ofise sıkışıp kalmaktan da çocukluk korkularından, karşılıksız aşklardan ya da ölümden de söz etse, bir ses geziniyor bu hikâyelerin içinde: Hınzır bir kız çocuğu sesi. Kadınlık hikayelerini anlatan Ebru bir hikayede, "Bir kız vardı ofiste, oraya ofis diyen bir ben kalmıştım, herkes için orası "şirket"ti, evren demeye dilleri varmazdı. Arı kovanına el sokmak istemediğimden sesimi çıkarmazdım. Hey! Aklınızı mı kaçırdınız siz? Buradan çıkınca başlıyor hayat, demezdim. Bilmezdi onlar yasta olduğumu, gözlerim hep şiş sanıyorlardı mesela, ben hep gülecim sanıyorlardı, internetten sohbet ettiğim herkesi sevgilim sanıyorlardı. Laf aramızda, akıllarını kaçırmışlardı" diye odaklanıyor.


Kadın Sağlığı Hareketi'nden Sesler: Barbara Seaman ve Laura Eldridge


Bir tür antoloji çalışması olan Kadın Sağlığı Hareketi'nden Sesler kitabını Barbara Seaman ve Laura Eldridge derlemiş, Farklı tonlarda, farklı yerlerden, farklı sesler. Heyecan verici olan yanı, bu seslerin birbirine karışmadan ama çok daha geniş bir koronun parçası olmayı becererek yükselebilmesi. Bazen öne çıkarak, bazen diğerleriyle paslaşarak, bazen bekleyerek. Böylece, yüz yılı aşkın bir sürece pek çok farklı boyutuyla tanıklık etmemiz mümkün oluyor. Kadınların muhafazakâr ahlak, kapitalist piyasa, her şeyi bilen devlet ve elbette gözümüzün önünde neredeyse kutsiyet kazanan tıp otoriteleri tarafından nasıl hırpalandıklarını, kendi bedenleri üzerinde söz sahibi sayılmadıklarını izliyoruz. Ve neyse ki bütün bu otoritelere karşı kadınların geliştirdikleri bireysel ve kolektif yöntemleri de. Kitap sık sık kişisel hikâyelere giriyor ve çok parçalı ama esasen bir bütün olarak bakıldığında, ortaklaşmacı, yol gösterici ve politik bir eser. Birinci cildi Ayizi'nden basılan kitabın devamının da yayınlanması bekleniyor.


Elleri Tılsımlı; Modern Türkiye'de Ebelik: Gökçen Beyinli


Ayizi yayıncılık bu defa unutulmaya yüz tutmuş ebelik mesleğini irdeliyor. Doğum yaptıran ebelerin çok değil 20 yıl öncesindeki hayatımızın bir parçası olduklarını ve yaptıkları için gönül bağı ile icra ettiklerini anlatıyor. Gökçen Beyinli'nin hazırladığı "Elleri Tılsımlı; Modern Türkiye'de Ebelik" kitabında ebeler kendi deneyimlerini anlatıyor. Bir ebe "O çocuğu doğurttum mu, yıkamadan önce koklardım. Yıkanmadık çocuk, burcu burcu burnuma kokardı. Kokar yeni doğan çocuk. Pek güzel kokar. Bi güzel kokar" diyor. Yazar Gökçen ise önsözünde, "Yola çıkarken, sadece ebeler hakkında bir çalışma vardı aklımda. Ama yazılı kaynaklar sözlü tarih görüşmeleri ile birleşince, Türk modernleşmesinde kadın tarihinin bugüne dek gözden kaçırılan, hatta görmezden gelinen konularına temas eden bir çalışmaya dönüştü" diye anlatıyor.


(fk/mg)