Hülya: İdam cezası varken kadına şiddet daha mı azdı?

13:35

 


JINHA


İSTANBUL - Özgecan Aslan'ın katledilmesinin ardından AKP eliyle gündeme getirilen 'idam' tartışmalarına ilişkin "İdam cezası dönüp dolaşıp kadınları vurur" uyarısı yapan Avukat Hülya Gülbahar, "Komşumuz İran'da bugün Kürt genç muhalif Saman Nasim idamını beklemekte; sadece muhalif olduğu için. İran'da iki hafta önce aynı şekilde tecavüzcüsünü öldürdüğü için bir kadın idam edilmiştir. İdam cezası varken erkekler değil, 10 kadın idam edildi. Türkiye'de idam cezası varken, kadına şiddet daha mı azdı?" diye sordu.


Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın tecavüz edildikten sonra bıçaklanıp yakılarak öldürülmesi, Türkiye'de kadına karşı şiddete yönelik öfkede bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye'nin dört bir yanında kadınlar "Kadın cinayetlerine son" demek için sokaklara dökülürken, bir yandan da sosyal medyada çığ gibi taciz ve tecavüz hikayeleri anlatılmaya başladı. Buna karşılık Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Nihat Zeybekci, "idam" formülünü ortaya attı. Bunu hadım önerisi izledi. Ve bir anda kadına şiddete yol açan karmaşık ve sorunlu yapı, bu bağlamda devletin en tepesinden toplumun her kesimine meşru hale getirilen söylemler, sorunlu ataerkil sistemi değil, kadına şiddete karşı yasaların yeterli olup olmadığı tartışılmaya başladı. Konuya ilişkin konuşan yıllardır kadına şiddetle mücadelede konusunda uzmanlaşmış, hukukçu ve aynı zamanda Eşitlik İzleme Kadın Grubu (EŞİTİZ) üyesi Hülya Gülbahar bu tür tartışmaların tehlikeli olduğunu söyledi.


'İdam olan ülkelerde tecavüz vakaları azalmıyor'


Hülya, Özgecan'ın acısı daha tazeyken, başlatılan linç ve idam tartışmalarının siyasi iktidar ve destekçilerinin popülist ve insanların acılarını kendi siyasi çıkarları adına kullanma çabalarının acı bir göstergesi olduğunu söyledi. Hülya, "Daha birkaç ay önce çocuk ve kadın tecavüzcülerinin gizli bir afla serbest bırakıldığı bir Türk Ceza Kanunu akdi kabul edildi. Çocuk istismarına 'çocuğa cinsel taciz' denerek iki ay gibi komik cezalar getirildi. Taciz, tecavüz olaylarında belki de eldeki tek delil olan adli tıptan alınacak psikolojik rapor zorunluluğu kaldırılarak tacizci ve tecavüzcülerin beraat etmelerini sağlayacak adımlar atıldı. Bugün yürürlükteki İstanbul Sözleşmesi kapsamında tüm illerde kadın danışma merkezleri, sığınaklar ve cinsel şiddet merkezleri açılması gerekirken bir adet bile cinsel şiddet merkezi açmamış, bunu programına bile almamış iktidarın kadına karşı şiddet ve tecavüzü önlemek için alabileceği binlerce adım varken, çağdışı idam, hadım, kısasa kısas gibi politikaları yürürlüğe sokmaya çalışması oldukça düşündürücü. İdam olan ülkelerde de tecavüz vakaları var" dedi.


'Şiddetle şiddetle çözülmez'


"İdam cezası kadına şiddeti gerçekten engelleyecek 'sihirli bir değnek' etkisi mi yapar mı" sorusuna "Şiddet şiddetle çözülmez" diyen Hülya, "Şiddeti şiddetle çözmeye çalışmak, güçlünün güçsüzü yok etmesi üzerine toplumsal dokuyu bozar. TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu'ndaki İsmet Uçma'nın 'Kadına yönelik şiddeti mahallenin namusuyla çözelim. Buna aykırı davrananları yok edelim' sözleri de zaten Özgecan öncesinde de siyasi iktidarın kafasında linç, idam, kısasa kısas gibi çağdışı hukuk yöntemlerinin olduğunu gösteriyor. Bütün araştırmalar ortaya koymakta ki idam cezasının olduğu ülkelerde kadın tecavüzleri ve kadın cinayetlerinde hiçbir azalma olmuyor" diye belirtti.


Saman Nasim idam tehdidi altında


İran'da Kürt genç muhalif Saman Nasim'in idam tehdidi altında olduğunu ve daha önce bir kadının tecavüz eden kişiyi öldürdüğü için idam edildiğini aktaran Hülya, "Suudi Arabistan'da idam var, tecavüzler aynen devam etmekte. İran'da ceza var ama tecavüz devam etmekte. ABD de aynı şekilde. Kaldı ki tarihte ve bugün ABD'deki Ferguson olaylarında da olduğu gibi devletin sokakta yargısız infaz ettiği insanlarla, törenle idam ettiği insanlar hep aynı kesimden. İdam, devletlerin muhalif ve güçsüzleştirilmiş yığınlara gözdağı vermek amacıyla kullandığı bir devlet terörü. Komşumuz İran'da bugün Kürt genç muhalif Saman Nasim idamını beklemekte; sadece muhalif olduğu için. İran'da iki hafta önce aynı şekilde tecavüzcüsünü öldürdüğü için bir kadın idam edilmiştir. İdam cezası varken erkekler değil, 10 kadın idam edildi" diye konuştu.


'İdam varken kadına şiddet daha mı azdı?'


"Türkiye'de idam cezası varken, kadına şiddet daha mı azdı?" diye soran Hülya şunları söyledi: "Türkiye'de idam cezası olduğu süre içerisinde tek bir erkek tecavüz nedeniyle idam edilmedi. Bunun aksine 10'u aşkın kadın sadece erkek öldürdüğü için idam edildi. Üç beş yoksulu, üç beş tinerci çocuğu idam ederek idam cezasını meşrulaştırmaya çalışmak çağdışı bir yöntemi bu ülkeye tekrar getirmek demek. Kısasa kısas diye sunulan yöntemin bugün Hindistan dahil dünyadaki uygulamasında tecavüzcünün kız kardeşine ve eşine tecavüz eylemleri gerçekleşiyor. Bu tür çağdışı cezalar dönüp dolaşıp kadınları vuruyor. Türkiye'de kadın hareketinin mücadelesi sayesinde Türk Ceza Kanunu 6284 Şiddet Kanunu gibi son derece önemli hukuki metinler kabul edildi. Küçük sorunlar dışında bu kanunlar tüm dünyaya örnek olarak gösterilecek kanunlar. Canavarca hisle işlenen cinayetler, eşe ve çocuğa karşı cinayetlerin karşılığı yasada ağırlaştırılmış müebbet. Bu kanunlar doğru uygulandığı takdirde Özgecan'ın katilleri ve bu suça iştirak edenler cezaevinden çıkmadan ölür. Sorun bu kanunların uygulanmayıp unutturulmaya çalışılması."


'Erkekler arası gizli bir hukuk yürürlükte'


Erkekler arası gizli ittifakın yargıda sürdüğünü ve her şekilde yargının erkeği koruyan kadını cezalandıran konumda olduğunu kaydeden Hülya, "haksız tahrik" gibi ceza indirimlerinin olduğunu hatırlattı. Hülya, "Neredeyse tüm davalara baktığımızda gördüğümüz durum, kadına şiddet davalarında sanıkların her tür indirimlerden sonuna kadar yararlanması oluyor. Belki de sorun yasaların 'erkek egemen' bir kültürün etkisiyle ele alınmasında. 'Kırmızı mont giydi tahrik oldum' şeklindeki tahrik indirimleriyle, 'Kıravat taktı, takım elbise giydi' diye iyi hal indirimleriyle bu cezalar kuşa çevrilip tecavüzcüler ve katiller ödüllendiriliyor. Bugün Türkiye'de kadınlarla ilgili hukuki mevzuat askıya alınmıştır. Onun yerine yargı sürecindeki erkeklerin, devletin atadığı, bütün bürokratların ve yönetimi elinde tutan siyasetçilerin kafalarının içinde erkekler arası gizli bir hukuk yürürlükte. Türkiye'nin resmi hukuk sistemi değil, kafalardaki gizli hukuk sistemi uygulanıyor" diye konuştu.


'Yasalar değil 'erkekler' belirleyici'


Ankara'da eşini öldüren bir erkek sanığın duruşmasını izleyen kadın örgütlerine sanık eliyle silah işareti yaparak  'Sıra size de gelecek' diyerek tehditlerde bulunduğunu hatırlatan Hülya, buna rağmen mahkemenin iyi hal indirimi verdiğini hatırlattı. Hülya şunları söyledi: "Dolayısıyla Türkiye'de sorun eldeki yasaları orasından burasından esnetmek değil, hakkıyla uygulanmakta düğümleniyor. Tekrar kadına dönecek bir silah olarak kısasa kısas, linç, idam gibi cezalar yerine eldeki cezaların uygulanması gerekir. Özgecan'ın ölümü kadın cinayetlerine bakışta bir kopuşa neden oldu. Kadınlar maruz kaldıkları taciz vakalarını paylaşıyor, sokağa çıkıyor, hatta erkekler de kendi eylemlerini yaptı. Toplumda ve devlet kademesinde bir dönüşüme yol açar mı bu? Özgecan'ın ölümü Türkiye'de kadınlar ve kadınlara uygulanan bu cins kırımında bardağı taşıran son damla oldu. Bu nedenle sokağa dökülen kadınların gözaltına alınması, dünya tarihine geçecek bir hukuk skandalı. İzmir'de 'Mor Şemsiye' açan beş kadın gözaltına alındı. İstanbul'da kadınlar yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Bu eylemlerde kadınların talebi, açtıkları pankartlar, attıkları sloganlar hiçbir şekilde şiddet içermiyor. Talepleri, 'Kadın cinayetlerine hayır, tacize tecavüze hayır… Suçlular etkin bir şekilde cezalandırılsın, kimse kadınlara karşı yeni suçlar işlemesin.'  Bunu söyleyen kadınların yerlerde sürüklenerek gözaltına alındığı bir ülkede kadınların katillerine eşlik ediliyor, kadınlar yerlerde sürülüyor. Bu kadınlar bu protestolarıyla devletin görevini yapmaya çalışıyor. Kadın haklarına, kadınların yaşam hakkına saygılı bir devletin bu eylemleri ayakta alkışlaması gerekir. Ayakta alkışlaması gereken bu harekete gözaltıyla karşılık vermek demek, bütün seslendiği topluma bu kadınlara benim yaptığım şeyi siz de yapabilirsiniz demektir. Bu yüzden, İstanbul'da Trabzon'da yürüyen kadınlara sokaktaki erkekler laf atıyor, taciz ediyor."


'Erdoğan samimi değil'


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın söylemlerini samimi bulmadığını kaydeden Hülya, son olarak şunları belirtti: "Ne acıdır ki AKP genel başkanvekili sıfatını kullanan bir kadın vekilimiz Türkiye'de cins kırımı boyutuna ulaşan kadın cinayetlerine konusunda hala 'Artmadı, görünür oldu' argümanını kullanabilmiştir. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı da 'Zaman zaman böyle olaylar oluyor' diyebilmiştir. Türkiye, AİHM'de kadına karşı şiddet konusunda devlet olarak üzerine düşeni yapmadığı için mahkum edilmiş ilk ve tek ülkedir. Nahide Topuz olayının ardından gelen bu mahkumiyetin ardından zamanın başbakanı bugünün cumhurbaşkanı olan kişi 'Münferit' diye açıklama yaptı. Ve bu açıklamalar hala devam ediyor. Olayları münferit olarak görürseniz, bir cani kişi, bir sapık kişi, bir alkolik, bir işsiz işi olarak kodlarsanız, sorunun sistematik olduğunu, toplumsal yapıda kökleşmiş olduğunu gerçeğini gözden kaçırıyorsunuz demektir. Kadın cinayetleri konusunda elinizdeki tek resmi istatistik 2009 yılının 7'înci ayında kalıyor. Ve bu istatistik günde beş kadının öldürüldüğünü göstermiyor. Böyle bir ülkede 'münferit, zaman zaman olan olaylar' demek kamuoyunu yanıltan ve bu cins kırımdaki devlet olarak sorumluluğu gözden kaçırmak demek. 'Sağır sultan bile duydu' diye şikâyet edilmesi, dünya tarihinde ilk defa yaşanıyor. Dünya tarihinde hiçbir yerde ve hiçbir zamanda kadınların beşer beşer öldürülmesi söz konusu olmadı. Bütün dünyanın gözünü kadın cinayetlerinde gözünü Türkiye'ye dikmesinin sebebi bu cins kırımı."


(fk/mg)