Devir; unutulmayacak ve hatırlanacak olana dair
09:01
Mizgin Tabu/JINHA
İSTANBUL - Gazeteci yazar Ece Temelkuran, "Devir" adlı kitabı, 12 Eylül 1980 darbesini sekiz yaşındaki iki çocuğun gözünde anlatıyor. Hatırlamanın günümüzde "tehlikeli" olarak görüldüğünü söyleyen Ece, tehlikeli de olsa hatırlamanın gerekli olduğuna işaret etti. Ece, Türkiye'de hatırlamanın aynı zamanda suç sayıldığını belirterek, "Ermeniler ve Kürtler konusunda işlenen bir günah, bir suç hatırlama korkusuyla bütün o bellek silindi. Yerine iktidarlar tarafından yeni bir bellek imal edildi" dedi.
Gazeteci yazar Ece Temelkuran'ın "Devir" adlı son romanı Can Yayınları tarafından yayınlandı. "Devir" 12 Eylül 1980 darbesini sekiz yaşında olan, Ali ve Ayşe'nin gözünden anlatıyor. Kitabın kahramanları Ali ile Ayşe, Kuğulu Park'taki kuğuları kurtararak, devrimci abi ve ablaların ölmelerini engellemeye çalışırken, bizler de "unutulmayacak" olanla "hatırlayamayacaklarımız" arasında gidip geliriz. Hatırlamak üzerine kurulu roman hakkında konuştuğumuz Ece Temelkuran, iki çocuğun yaşamı ile ülkede yaşananların paralelliğine işaret ediyor. Ece, "Bunlardan birincisi devretmek, ikincisi bir dönem, üçüncüsü ise devir filidir. Bütün bunlardan dolayı bu kitabın adı Devir oldu. Bu kavramların içerisinde önemsediğim şey ise devretmek sözcüğüdür. Yani kitaptaki Ali ile Ayşe'nin ülkeye dair kurdukları inancı ya da umudu yeni bir jenerasyona devretmek içindir. Bu nedenle yazılmış bir kitap diyebiliriz" diye belirtti.
'İktidarlar tarafından yeni bir bellek imal edildi'
Kitabın sloganının "Unutulmayacak olanlar kalır… Ya hatırlamayacaklarımız" olduğunu söyleyen Ece, bu sözle kötü olan şeylerin sürekli tekrarlandığı anlamına geldiğini kaydetti. Bununla beraber, bir direncin söz konusu olduğunu dile getiren Ece, her şeye rağmen direnen halkların olduğunu, bu direncin önceki nesillerden bir sonraki nesle devredildiğini ifade etti. Hatırlamanın günümüzde "tehlikeli" olarak görüldüğünü söyleyen Ece, tehlikeli de olsa hatırlamanın gerekli olduğuna işaret etti. Ece, Türkiye'de hatırlamanın aynı zamanda suç sayıldığını söyleyerek, "Ermeniler ve Kürtler konusunda işlenen bir günah, bir suç hatırlama korkusuyla bütün o bellek silindi. Yerine iktidarlar tarafından yeni bir bellek imal edildi. Geçmişte bunun içinde çok kötü şeyler var, ama iyi şeylerde var. Bütün bunları hatırlamak ta mümkün olabilirdi. Bu hatırlamakla ve unutmakla daha doğrusu geçmişle kurulan hastalıklı ilişkinin bugün memleketi hasta ettiğini düşünüyorum. Üstelik bu ülkenin kuruluşuna hamuruna katılan o unutmak lanetinin bugün çok daha hızlı bir şekilde unutma antrenmanına dönüştüğünü düşünüyorum" şeklinde konuştu.
'İktidar birçok suçun unutulması için elinden gelen her şeyi yapıyor'
Yaşanan birçok şeyin üzerinden çok fazla zaman geçmiş gibi hissettirilmeye çalışıldığını dile getiren Ece, Roboski katliamını örnek gösterdi. Ece, "Roboski benim aklımda, yıllar evvel olmuş gibi. Sanki her şey olduğu andan itibaren uzaklaşıyor bizden. Berkin, Ali İsmail'de, hatta Gezi de. Üstelik sadece iki yıl önce oldu. Doğru dürüst üstüne konuşamadık. Sanki 'ah yeter artık çok konuşuldu' gibi üstünden geçilip gidilen bir şey. Darbeler ve bu ülkenin uzun yıllar adını koymadan yaşadığı savaş. İktidar birçok günahının ve suçunun unutulması için elinden gelen her şeyi yapıyor" ifadelerini kullandı.
'Aptallar konuşması sürüp gidiyor'
Ece, 1980'li yıllarda 12 Eylül Askeri darbenin hemen öncesinde yasaklanan sözcüklerden birinin de "direnmek" olduğunu hatırlatarak, buna benzer yüzlerce sözcüğün kullanımını yasaklayarak, toplumun belleğinden silmeye çalıştığını kaydetti. Ece, Türkiye'nin en önemli sorunlarından birinin konuşamamak olduğunu belirterek, "Konuşamamaktan kastım, diyalog, hoşgörüdür. Sözcüklerle etrafı süslenen bir konuşamamak değil; gerçekten derdini anlatmak, derdini anlatacak sözcüklere sahip olamamak ve onları hatırlamıyor olmak. Bugün birçok insan gündelik hayatında da, politikada da şizofrenik bir dil kullanıyor. Kendi söylediği şeyi ifade edemiyor. Karşı taraf onu anlamıyor ve bir aptallar konuşması sürüp gidiyor" dedi.
'Düşünmeyi unutursak ne yapmamız gerektiğini de bilemeyiz'
Sözcüklerin düşünmede önemli oranda faydası olduğunu söyleyen Ece, bu nedenle sözcüklerin unutulması halinde düşünmenin de unutulacağını ifade etti. Ece, düşünmenin insan hayatındaki önemine dikkat çekerek, "Düşünmeyi unutursak ne yapmamız gerektiğini de bilemeyiz. O zaman hakikaten kas kafalı insanlara dönüşürüz. İşte o zaman yönetilmemiz, yönlendirilmemiz ve hatta güdülmemiz son derece kolay olur. Nitekim bugün böyle bir ülkede yaşıyoruz. Bu yüzden sözcüklerin hatırlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum ve hatırlatmak için çalışıyorum" diye konuştu.
"Ben insanların her türlü engele rağmen devir eden bir direnç özü olduğunu düşünüyorum" diyen Ece, ne kadar unutturulsa da hafızadan silinmeye çalışan birçok şeyin zamanla kendi kendine hatırlandığını fark ettiğini dile getirdi. Ece, "Diren sözcüğü yasaklanmış olabilir. Ama 12 Eylül'ün olduğunu bile unutan bir nesil tarafından hayatlarını merkezinde ki sözcük haline getiriliyor. Ayrıca Gezi olaylarının merkezi olarak u sözcük seçiliyor. Eğer direnmek sözcüğünü kullanmazsanız Gezi ayaklanmasından bahsedemezsiniz" dedi.
'Saf kalmış halkın sesini meclise sokmaya çalışırlar'
Ece, kitabında yer verdiği bir diğer konunun kelebek olduğunu ifade ederek, "Çocuklar ipek böceklerinin kozalarını meclis arşivine kuruyor. Sonra kozalardan çıkan kelebekler meclisi işgal ediyor. Bu meclisin halkın sesini içine almayacağını, hiçbir zaman almadığını ve almasının çok güç olduğunu düşünüyorum. Oysa Ali ile Ayşe'nin yaptığı bu gerçek kelebek sesi, hakikatli sesi ve dolayıma girmediği için saf kalmış halkın sesini meclise sokmaya çalışıyorlar. Sonuçta Ali ve Ayşe kelebekleri meclise sokuyorlar ve insanlar mecliste kelebek avlamaya başlıyor. Ortalık bir cümbüşe dönüyor. Benim bu ülke için hayal ettiğim şeylerden bir tanesi de o cümbüştür" diye anlattı.
'Kadınların yaşamı tehlike altında'
Son olarak güncele dair sorularımızı yanıtlayan Ece, kadınlara karşı Türkiye'de adeta seferberlik ilan edildiğine değinerek, toplu bir şekilde kadın cinayetinin işlenmeye çalışıldığını ifade etti. Kadınların yaşamının tehlike altında olduğunu belirten Ece, meclisteki bazı kadın vekillerin bu duruma adapte olmuş şekilde yaşadığını kaydetti. Ece, "Meclisteki kadınların büyük bir kısmının çok cesur, çok onurlu ve bana 'helal olsun' dedirtecek bir performans sergilediğini düşünüyorum. Bende kendilerine helal olsun demek isterim" dedi.
(fk/mg)

