Çocuklara göre yoksulluğun, büyükannelere göre sevginin dili Kürtçe

11:37

 


Eylem Daş/JINHA


İSTANBUL - Kürtçe'nin kuşaklar arasındaki aktarımına ilişkin yaptığı sosyolojik araştırmayı kitaplaştıran Handan Çağlayan, asimilasyon politikalarının kuşaklar arası bağlantı ve sevgi ilişkisini bitme noktasına getirdiğini söyledi. Handan, "Büyükanneler, Türkçe bilmiyor. Torunlar ise Kürtçe. Büyük annelerinin sevgi dili olan Kürtçe'yi bilmemenin, büyükannenin masallarından yoksun kalmanın ne büyük kayıp olduğunu bilmeden kaçıp gidiyorlar. Oysa hepimiz kendi çocukluğumuzdan biliriz ki büyükannelerle, büyük babalarla torunların ilişkisi çok özeldir, izleri ömür boyu sürer" dedi.


Handan Çağlayan'ın "Kuşaklararası Dil Değişimi/Eğilimler, Sınırlar, Olanaklar, Diyarbakır Örneği Aynı evde Ayrı diller" kitabı ile Diyarbakır'da asimilasyon politikaları ve Kürt dili üzerine yaptığı sosyolojik araştırmayı kitaplaştırdı. Handan kitabında, Kürtçe'nin gündelik hayatta nasıl kullanıldığına, çocukların, kadınların, yaşlıların gözünde Kürtçenin ne anlama geldiğine ve Cumhuriyet'ten beri uygulanan asimilasyon politikalarının kuşaktan kuşağa dil aktarımı konusunda nasıl da başarılı olunduğunu gösteriyor bizlere. Kitapta çocukların nasıl da sistematik asimilasyona maruz kaldığını da açıklayan Handan, bir çocuğa "Türkçe konuşanlar mı daha fakir olur, Kürtçe konuşanlar mı?" diye sorduğunda aldığı cevap "Kürtçe konuşanlar daha fakir" oldu. Asimilasyon politikalarının kuşaktan kuşağa dil aktarımını hatırı sayılır ölçüde etkilediğine dikkat çeken Handan, öte yandan anadile ilişkin uzun yıllardan beridir yürütülen mücadelenin de toplumsal düzlemde önemli bir duyarlılık yarattığının, anadilinin kullanımı ve yaygınlaştırılması yönünde önemli gelişmeler yaşanmakta olduğunun da altının çizilmesi gerektiğini belirtti.


'Çocuklar sistematik olarak asimilasyona tabi tutuluyor'


"Öte yandan daha yapılacak çok işin olduğu da açık. Bir yandan anadile ilişkin mücadele devam ediyor diğer yandan çocuklar sistematik olarak asimilasyona tabi tutulmayı sürdürüyorlar" vurgusu yapan Handan, eğitim hususunun çok önemli olduğunu dile getirdi. Handan, "Anadilinde eğitim politik olarak yerinde bir talep olabilir ancak somut pratik açısından düşünüldüğünde örneğin 'anadili temelli çift dilli/çok dilli (hatta çok lehçeli) eğitim' gibi bir yaklaşımın daha uygulanabilir olduğu belirtilebilir. Sadece pratik nedenlerden dolayı değil, aslında zaten çift dilli/çok dilli bir toplumsal gerçeklik söz konusu. Mesele, diller arasındaki hiyerarşinin ortadan kalkması. Bu sağlandıktan sonra neden tek dilli olunsun ki. Hiçbir zaman böyle olunmamış zaten. Ayrıca eğitime ilişkin politikaların tek başına değil mutlaka ve mutlaka sosyal adaleti ve cinsiyet eşitliği gözetecek şekilde oluşturulması gerektiği kanısındayım" şeklinde konuştu.


'Birkaç kelimelik Türkçe, sevgilerinin aktarma dili olmuyor'


Kitapta çocuklarını Kürt dilinde seven bir büyükannenin torunlarını Türkçe sevme mücadelesini ve kendi içinde yaşadığı çatışmaları anlattığı bölümle ilgili konuşan Handan, "Büyükanneler, Türkçe bilmiyor. Torunlar ise Kürtçe. Torunlar cevizin içi ya, bu nedenle büyükannelerin en büyük arzusu torunlarıyla iletişim kurmak, onları sevmek, onlarla sohbet etmek.  Ama bu neredeyse imkansız. Arada aşılması çok zor bir dil engeli var. Sırf torunları ile iletişim kurabilmek için Türkçe konuşmaya çalışanlar var. Gelin görün ki bu da işe yaramıyor. Birkaç cümlelik Türkçe, duygularının, sevgilerinin aktarma dili olamıyor" vurgusu yaparak kullandıkları kelimelerin, kurdukları cümlelerin emir kipinden öte gitme şansı olmadığını kaydetti. Handan, dolayısıyla aradaki ilişkinin, "gel otur", "yemek ye"nin ötesine geçemediğine işaret ederek "Torunlarını kaybediyorlar, daha kötüsü torunlar büyükannelerin sevgi sözlerinden, masallarından yoksun kalıyorlar. Büyük annelerinin sevgi dili olan Kürtçeyi bilmemenin, büyükannenin masallarından yoksun kalmanın ne büyük kayıp olduğunu bilmeden kaçıp gidiyorlar büyükannenin yanından ya da sıkılarak oturuyorlar" ifadelerini kullandı. Neticede kuşaktan kuşağa bilgi, deneyim, tecrübe aktarımı yok. Sevgi, şefkat aktarımı da" sözlerine yer veren Handan, "Oysa hepimiz kendi çocukluğumuzdan biliriz ki büyükannelerle, büyük babalarla torunların ilişkisi çok özeldir, izleri ömür boyu sürer" dedi.


Çocuklara göre yoksulluğun, kadınlara göre ataerkilliğin dili…


Kürtçenin çocuklara göre yoksulluğun dili, köydeki kadınlara göre ataerkilliğin ve zor işlerin dili olarak algılanmasına ilişkin de açıklamalarda bulunan Handan, "Kırsal alandaki kadınlarda gözlemlenen bu algı, resmi dil politikalarının sonuçlarıyla, Türkçeyi kentin ve cinsiyet eşitliğinin, en azından zorla ve/veya görücü usulü evlilikler yerine özgür seçimin; Kürtçeyi ise açık ya da örtük olarak ataerkinin ve geri kalmışlığın dili olarak kodlayan medya temsilleriyle ve 'baba beni okula gönder', 'haydi kızlar okula' gibi kampanyaların ürünü" ifadesini kullanarak kentle, daha çok televizyon dizileri dolayısıyla sanal imgeler dolayımı ile ilişki kuran kadınlar için köydeki ataerkil denetim ve ağır iş yükünün bu algıyı güçlendirdiğine dikkat çekti.


'Egemen 'baba dil' karşısında 'babadil' yaratılabilir'


"Baskı altındaki anadillerin korunması ve yeni kuşaklara aktarılmasında, geleneksel cinsiyet rollerinden yola çıkarak annelerin rolünün altı çizilirdi. Günümüzdeki gerçekliğin artık pek de böyle olmadığı belirtilebilir" diyerek çocukların dil ediniminde televizyonun ve diğer iletişim araçlarının rolünün bir hayli arttığına işaret eden Handan, "Diyarbakır'da hiç Türkçe konuşulmayan evlerde gördüğüm küçük çocuklar Pepe gibi Türkçe konuşuyorlardı" dedi. Babanın ev içinde anadili konuşmadaki önemin altını çizen Handan, böylelikle toplumdaki dil hiyerarşisinin etkisini kırabileceğine işaret ederek anadile verilen önemin de artabileceğini vurguladı. "Egemen dil manasında 'Baba dil'e karşı dengeleyici bir 'babadil' etkisi yapabilir. Kuşkusuz tüm bunlar araştırma esnasındaki kısıtlı gözlemlere ve toplantıda dile gelen görüşlere dayanıyor. Ne ölçüde geçerli olabileceği hakkında fikir yürütmek zor" şeklinde konuşan Handan, anadilinin korunması ve yeni kuşaklara aktarımının sadece kadınların omzuna yıkılamayacak bir sorumluluk alanına işaret etmesi ve anadilin aktarımı konusunda erkeklerin sorumluluğunun da bulunduğuna dikkat çekmesi açısından önemli bulduğunu ifade etti.


(fk/mg)